29 Kasım 2009 Pazar

dzień świra (2002)...


komünist rejimde gençler için önemli bir kurum olan ''şiir okulu''na gidip öğretmenlik mesleğini seçen miauczynski bir okulda edebiyat derslerine girmektedir . kırklı yaşlarına geldiğinde hiçbir şey eski durumunda değildir onun için . değişen rejimle birlikte eskiden sahip olduğu yaşam tarzı ve beklentiler yerini , duyarsız insanlardan oluşan bir topluma ; hiç sevmediği ve şizofrenik bir nefrete dönüşen bunalımlı ve özlem dolu günlere bırakmıştır kendini . miauczynski biraz takıntılı bir tip olarak karşımıza çıksa da , aslında kötü niyetli olmayan içi sevgiyle dolu bir insandır . ama onun için iyice anlamsızlaşan bu yozlaşmış hayat hiç de yaşamaya değer değildir artık . miauczynski'in , hem komşularıyla hem sokaktan insanlarla paylaştığı anlarda dramı ve komediyi bir arada
görebileceğimiz bir film . filmdeki göze çarpan en önemli unsurlardan biri de
toplumsal sorunları ve insanlardaki yozlaşmayı eleştiren vurgulu sahneler . kapitalist yozlaşmayla birlikte bu toplumun dışında kalmaya çalışan ve kendi yalnızlığının sıkıntısını yaşayan bir insanın yaşantısı hoş bir dille anlatılmış . izlenebilecek güzel filmlerden biri bence .


sunu : proleter balık






cihat aşkın (umutsuz)...




albüm için link
rar şifresi : sisedekibaliklar

melodiler...

01- ccemkürdi şarkı - song in acemkürdi magam
02- azeri halk dansı - azerbaijani folk dance
03- azeri halk ezgisi - azerbaycani folk song
04- baba film müziği - the father film music
05- ermeni halk ezgisi - armenian folk song
06- ermeni halk şarkısı - armenian folk song
07- melodi - melody
08- oku tar - sing tar
09- romans op.5 - romance
10- sultaniyegah ağır semai - ağır semai In sultaniyegah magam
11- umutsuz - the tesperate
12- vokaliz op.14 -vocalise

27 Kasım 2009 Cuma

bütünlüğü olmayan...

seni sevmemiş olsaydım
sanırım bu kadar nefret etmezdim bugün
şu an sevmiyor olsam da
öncesinde mutlaka sevmişimki ;
şimdi senden nefret ediyor gibiyim
aslında sevmedim seni belki de
kafamda yarattığım o insanı sevdim
sana yalan söyledim belki de biliyorum
ama üzgünüm
kendime de söyledim aynı yalanları
ama yalan söylediğim için üzgün olduğumu sanma
yalanı sana ve kendime söylediğim içindir üzgünlüğüm

seni sevmemiş olsaydım
nefret ettiğim hâlde seni düşünüp ,
bir şeyler yazıyor olmazdım bugün
neyi sevdim hiç bilmiyorum
belki dudaklarını yalnızca
ya da duyguları belirsiz bakışlarını
hiç bilmiyorum
belki de teninden etrafa yayılan o kokuyu
ya da bir şelâle gibi yüzüne dökülen saçlarını
hiçbir zaman bir bütünlüğü olmadı hislerimin
hergün başka bir şeyi başka bir yerini sevdim belki de
sanırım süreyi uzatan da budur çoğu zaman
bütünlüğün olmaması
tıpkı bir yağmurun damlalardan oluştuğu gibi
parça parçaydı sıcacık hissedilen adına sevgi dediğimiz şey

keşke
seni sevmemiş olsaydım da demiyorum
iyiki olmuş tüm olanlar
hep gözümün önünde duruyorsun
güzelsin , ama çok korkunçsun ,
tıpkı yaşanılan günler gibi .


''proleter balık''

24 Kasım 2009 Salı

akasya ağaçları...

akasya ağaçları patikanın ucunda...
dal gri
yaprak sarıyı andırıyor her daim
gölgesiz gidenler çok varmış burada
şimdi
güneşte toprağı öpen
sadece akasyaların gölgeleri

akasya ağaçları patikanın ucunda
aşağısı yâr
düştü düşecek gibi duruyor ağaçlar
mevsimlik sevda değil onlarınki
hayatın kıyısında yaşarlar

akasya ağaçları patikanın ucunda
güneşe el uzatırlar
ve tutarak gümüş gökyüzünü elinden
kara toprağın koynuna alırlar
kök salıp yeşerdimi baharda
dünyaya yeniden sevdalanırlar


''beta''

sen...

elleri bağlanmış birisi gibisin
çok uzakta bir şehirde dönüş bileti olmayan ,
hiçkimsenin tanımadığı ,
ve tek bir kelime onların dilini konuşamayan

fırtınanın mahsur bıraktığı yabani otlardan biri ,
tek bir bulut gökyüzüne takılı kalmış ,
ölmeye adanmış bir kurban
tek tanrısı kendinden başka biri olmayan birine üstelik

daha önce yaşamış ve sevmiştin hayatı
gözlerinin içinden koklamıştın tüm o bahar çiçeklerini ,
şiddetli bir baş ağrısı gelip yerleşinceye dek gözbebeklerine
ve mesafeler kokuları çok dağıtıyor

gece olunca uykudan uyanıp sebepsiz ;
ne olacağını düşünen biri
tüm gün boyunca adımını atmadan sokağa ,
herşeyi unutmaya çabaladıkça hatırlayan biri

bu tipi bitinceye dek huzurlu bir mağaraya saklamalı kendini
savaş alanının ortasında tarafsız bir er gibisin
uzak , sis içinde ve kaybolmuş cesaretinin erittiği ,
saçma sapan hayaller içindesin

bir an herşeyi anlamsızlaştırır ve onları kaybedersin
canını sıkan ne varsa görmezden gelirsin delirmemek için
oysa neden bu kadar korkar delirmekten insan ,
dışarısı bir tımarhaneyken hatta

bütün bunları yeniden görmen çok fazla zamanını almayacak
ve her defasında yeniden düşecek zırhların
kumdan kalelerini yıktığında rüzgâr ve dalgalar ,
bir kez daha yıkılacaksın

bence delir
bence bağır istediğin kadar
işte bu , işte orada diye kepaze et onları
susup öldürmekten kendini her zaman daha iyidir bu .


''lepistes''


''iktisat siyaset'ten de lepistes''

ensemble accentus (sephardic romances)...




rar şifresi(key) : sisedekibaliklar


melodiler...

01- avrix mi galanica
02- la serena
03- sa'dawi (instumental)
04- partos trocados
05- yo m'enamori d'un aire (instumental las estrellas de los cielos)
06- si verias (instumental)
07- a la nana
08- rahelica baila
09- ya viene el cativo
10- nani , nani (instumental)
11- omorfoula (instumental)
12- el rey que muncho madruga
11- omorfoula (instumental)
12- el rey que muncho madruga
13- paxaro d'hermozura
14- esta montana d'enfrente
13- paxaro d'hermozura
14- esta montana d'enfrente
15- kavaldulka (instumental)
16- por la tu puerta yo pasi
17- hija mia mi querida (instumental)

23 Kasım 2009 Pazartesi

james ensor (ısınmak isteyen iskeletler)...




alıntı : sembolizm sanat ansiklopedisi
''jean cassou''

osmanlı devleti'nin ikiyüzlülüğü...


1912 yılının sonbaharında sırbistan , bulgaristan , yunanistan ve karadağ kendi aralarında avusturya-macaristan imparatorluğunun bosna-hersek'i kendi sınırlarına katmasından sonra , kendi topraklarına karşı yapılabilecek olası bir saldırıya karşı birlikte mücadele etmek için bir ittifak antlaşması imzalarlar . ve ayrıca hemen güneylerindeki o dönem osmanlı imparatoruluğu sınırları içindeki bölgeden de pay çıkartma hesapları içindedirler . bu tip gerginliklerin yaşandığı bölgede 8 ekim 1912'de ilk çatışmalarla ortaya çıkan balkan savaşı başlamış oldu . bu savaşta pek de başarılı olamayan osmanlı imparatorluğu bölgedeki topraklarını bir anda kaybetti . balkanlarda kurulan ittifak orduları çatalca'ya kadar ilerlediler . en sonunda 30 mayıs 1913'te londra'da imzalanan barış antlaşmasıyla tüm taraflar savaşı durdurdular . aynı dönemde iki işgâlci ulus osmanlı devleti ile italya güneyde kapital çıkarları doğrultusunda görevlerini yerine getirmekte , kuzey afrika'daki trablus (tripolis) bölgesinde savaşmaktaydılar . tüm bu gelişmelerin hemen ardından patlak veren 1.dünya savaşı ise ilginç gelişmelere sahne oluyordu . bölgede yaşanan sıcak gelişmeler sırasında osmanlı devleti 2 ağustos 1914'te sadrazam sait halim paşa ağzıyla tarafsızlığını koruyacağını açıklamıştı . oysa yapılan bu açıklamaya karşın aynı zamanda rusya'ya karşı almanların safında yer alacağına dair ikiyüzlü bir antlaşmaya da imza atılmıştı . bu durum sonunda 1914'ün sıcak günlerinde sıcak çatışmalar başladığında ingilizler ve fransızlar osmanlı devletini bu tutumdan geri çevirmek isteseler de ; osmanlı'nın çıkarcı şartları karşısında antlaşmaya varılamıyordu . almanya ise çıkarları doğrultusunda osmanlı ile arasını sıkı tutup birlikte savaşın içine çekmeye çabalamaktaydı .

osmanlı'nın almanya ile birlikte savaşa girmesi , almanya'ya karşı yapılacak saldırıların bir kısmını başka yöne çekeceği ; yani osmanlı devletine yönleneceği düşüncesi almanların işine geliyordu . ve sonunda ekim 1914'te iki alman savaş gemisi olan ''goeben'' ve ''breslau'' ilk hareketle yola koyulurlar . ilginç bir şekilde ingiliz ve fransızların kontrolündeki
iki önemli boğazdan ''dover'' ve ''cebelitarık'' boğazlarından geçerek 5 gün sonunda ''çanakkale'' boğazına ulaşırlar . ingiliz ve fransızların ortak bir çalışması gibi görünen bu gelişmeler sonunda osmanlı devleti de balkanlarda kaybettiği toprakların ve kapital çıkarların iştah kabartan hevesiyle çanakkale'ye kadar gelen bu gemilerin durumunu örtbas edebilmek için bir başka ikiyüzlüğünü de gerçekleştirerek ; önce gemilere türk bayrağı çekilerek , gemideki tüm alman domanmaya fes giydirilir . bu iki geminin adları da ''midilli'' ve ''yavuz'' olarak değiştirilip satın alınmış süsü verildi . işte bu iki sahte osmanlı zırhlısı ''istanbul'' boğazını geçerek enver paşa kontrolünde karadeniz'e açıldı . rusya kıyılarına yaklaşarak ''odessa'' ve ''sivastopol'' gibi önemli limanlarını bombalar ve birçok rus gemisini batırarak rusya'ya ağır bir darbe indirir . osmanlı devleti'nin bu ikiyüzlü davranışları sonunda tüm itilaf güçleri osmanlı devletine karşı saldırıya geçtiler . ve böylelikle birçok cephede savaşmak zorunda kalan osmanlı bu çıkarcı davranışını ağır şekilde ödemeye başlamıştır .

1917'de rusya'da gerçekleşen lenin önderliğindeki bolşevik devrim yönetimi ele alınca çarlık rusya ordusu dağıldı . devrimin hemen ardından rusya tüm ülkelerle olan savaşı durdurmak için görüşmelere başlamıştı . kısa süre içinde rusya osmanlı ile savaşı keserek barış imzalaya karar verildi . 3 mart 1918'de imzalanan ''brest-litovsk'' barış antlaşması imzalandı . rusya adına bu antlaşmaya imza atma görevi ''lev troçki''ye verilmişti . kısa dönem içinde işte tüm bu kapitalist ikiyüzlülük sonunda osmanlı devleti açgözlülüğünün sonucu olarak daha çok toprak ve kâr elde edeyim derken , kendi gibi emperyal düşüncelere sahip ingilizler ve fransızlarla savaşmak zorunda kalacak ; ve soğuk günlerde daha soğuk bir döneme girecektir .


''proleter balık''

22 Kasım 2009 Pazar

beyaz mavi...

onu sana söylediler , o vardı
sen onun sana kendiliği
o sana onun sendenliği
maviliğin içinde yağdı
ve senin seninliğin kadardı

dağın ardı , dır , dağın ardı
oraya da yağmur yağdı
sanki hep geceydi yol , gece , duvar
şaşırdılar ilk şaşıran kadar
ilk şaşıran o kadar vardı

bana hiç sormadılar
hiç sormadılar bana sonra
yağmur yağıyorken , uyuyorlardı
gidilmeyen yer kadar çeken
sularda kara benekler vardı

beyaz bir yağmur yağıyordu
mavi saçlarına , seninleyin
beyaz yağmur değildi senin
mavi saçlarına onun bu kıyı
yağan yağmur , karşıdan

beyaz mavi , beyaz mavi yağan
bir yağmur saçlarına onun
sana söylediği senin karşıdan
bu kıyıdan yağışın geliyordu
sana onu , onu sana anlatan

beyaz onu sana maviyi söyledi
sana onu mavi beyaz
bu kıyı onun sana bakışından
geliyordu saçlarına yağmur
senin ona bu karşı kıyıdan kıyı karşıdan


''özdemir asaf''
''benden sonra mutluluk'' adlı kitaptan

18 Kasım 2009 Çarşamba

paran kadar eğitim , paran kadar özgürlük...

geçenlerde yök'e yeni başkan seçilmişti ve reformlara da start verilmişti . göreve gelirken üniversitelerde tüm yasakları kaldırıp özgürlükler getireceğini söyleyen yök'ün yeni patronu özcan , özgürlükleri kimlere getireceğini de çok geçmeden göstermişti bizlere . özgürlük ; parası olana hizmet edecek ve paranız kadar özgür olacaksınız anlayacağınız .

''üniversiteler bedava . bu dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir'' (nereden bakıyorsa dünyaya?) diyen özcan , bunun hemen ardından akılllara ziyan önerisini de yaptı : ''üniversiteler paralı olsun , yardıma ihtiyacı olan başarılı öğrencilere 8-10 kredi verelim mezun olunca ödesinler''

hepsi bir tarafa , mevcut koşullarda bile üniversitelerin bedava olmadığı gerçeği var . bugün bile öğrenciler eğitimlerini tamamlayabilmek için harç , öğrenim kredisi , yurt , sağlık , kitap vs. borçları ile zaten paralı okumanın keyfini bolca çıkartıyorlar .

hepsinden önce eğitim , barınma , sağlık gibi en temel insani ihtiyaçlar için para talep etmek , bunun bir hak olduğunu görmezden gelmek değil de nedir ? kaldı ki devletlerin bile jargonunda geçen açık ve net bir ifadedir ; eğitimin temel bir hak ve ''devlet'' tarafından karşılanması gereken bir ihtiyaç olduğu .

şimdi akp hükümeti ve onun desteğiyle yök'ün son yenilik önerisi olan paralı üniversite sistemi , zaten devletin bir lütfu olan bu ''hakkı'' metalaştırarak para ile alınır-satılır hâle getirecektir . yanlış anlaşılmasın sakın , hizmet ortadan kalkmıyor sadece yön değişiyor , hizmet sermayeye yöneliyor . ayrıca söz konusu öneri de kendi içinde çarpıklıklarla dolu , önerilen geri ödeme sistemi , bunun geri ödeme koşulları ve bununla birlikte okullarda daha da sert hissedilir hâle gelecek olan sınıfsal ayrışma , öğrenciler arasında yeni sorunları da beraberinde getirecektir . tüm bunlara ilâven kapitalist sermaye piyasasının çıkmazları bu gerçeklikleri daha da ağır ve acımasız hâle getirecek .

hâliyle bu öneriye çözüm arayışları ve destekler de eksik olmadı . aydın , demokrat , özgürlükçü kesimden karşı ses kadar , bunu savunan sesler de vardı . bu aydın kişiler , tüm sınıfsal gerçeklikleri görmezden gelerek özcan'ın hayâlinde kurduğu paralı üniversite dünyasına reformist katkılar yapmaktan da geri kalmadılar .

ayrıca karşı ses olarak ortaya çıkan ''ılımlı yurtsever milliyetçiler''imizin dile getirdiği gibi , bu sorun ulusal piyasa koşullarının ve milli çıkarların korunmasıyla çözülmeyecektir . çözüm , uluslararası sermayeden daha güçlü bir örgütlenmeden geçmektedir .

çok yakında üniversitelerin kapısında ''paran kadar eğitim , paran kadar özgürlük'' tabelasını görürsek , ben hiç şaşırmayacağım .


''lipsoz''

17 Kasım 2009 Salı

koma amed (dergûş)...



albüm için link
rar şifresi : sisedekibaliklar


melodiler...

01- amediye
02- hoy memo
03- hay nik na
04- sûsli xanım
05- şemo
06- çar mal
07- évar e
08- zerde
09- nexşe mîrzo
10- teşî
11- çume cizîre

15 Kasım 2009 Pazar

güne bakan...



''proleter balık''

kelimelerle vurduk birbirimizi...

sözden oklar attık yüzyıllarca birbirimize . âdem havva'ya çıkıştı sözle , sırf kandı diye şeytana masumane . ne yapsındı havva , ne de tatlıydı o elma . ama yok , sebebine bakmadan kırdı kâlbini . sonra havva ; ''kâlbimi kırdın'' deyince , ''kırılmalısın'' dedi havva'ya . ne de kolay dedi âdem...

kolay mı sahiden sözle yakmak canları , nasıl kıyıp da alet ettik sözleri , kavgalara , hükümlere . bir yerde bir başkan ''savaş başlasın'' diye söyledi sözünü . sonra akerler silâh alıp koştular . kimse görmedi bunları , nereye koşuyorlar diye sormadı . bir yerde de bir kadın , adama ''senden nefret ediyorum , sen bencilin tekisin'' dedi kolayca . adam parçalara ayrıldı , ''bana bencil dedi'' diyerek . ama onu da görmedi kimse . sonra yine bir yerlerde birileri birilerine ''senin samimiyetine inanmıyorum , sevgin gerçek değil sen düşüncesizsin'' dedi . o biri kırılıp unufak oldu , yine gören olmadı...

ne adamlar ne kadınlar yitip gittiler sözle . küstüler , kelimelerle örülmüş bu dünyaya . oysa başka sözcükler de vardı . çiçek , sevgi , barış , emek , alınteri , aşk , mutluluk... ama biz bunları unutup , yerine nefret , savaş , kavga , haddini bil , düşüncesiz ve bencili kullandık . vurdukça vurduk birbirimizi . sözcüklerden oluşan oklar ne kanlar döktü de , yine görmedik hiçbirimiz...


''rina''

14 Kasım 2009 Cumartesi

yozlaşma...

duraklarda otobüs bekleyenler...
nasıl da tanımazsınız yanınızdakileri
caddelerde yürüyen milyonca insan
biri bir tarafa ilerlerken diğeri onun aksi yönde ilerliyor
hepsinin kafasında ayrı bir düşünce
kimisi yapacağı işten kazanacağı mangırları düşlüyor ;
kimisi akşam seviştiği kadınının kalçalarını .
nasıl da küçülmüşsünüz bir kentin ortasında
nasıl da yabancısıznız birbirinize
modern insanlarsınız canım...
teknolojik ilerleme yaşıyorsunuz

otobüste tıka basa dolu gitmek işe
ne kadar da normal artık sizin için
insanların suratlarında bakmaya korktuğumuz bir nefret gizli
biri kalksa da ben otursam düşüncesi gözlerinin içine işlemiş
durakta bir kadın biniyor otobüse ;
tüm gözler onda...
kadın
ilerliyor alımlı bir şekilde
erkeklerin tuhaf bakışları arasında
gözler onu ; ben de onu takip eden gözleri izliyorum
kadın olmak zor diyorum sonra içimden
nasıl da açsınız
nasıl da kirlenmişsiniz bir kentin ortasında .
hava da çok sıcak
otobüsün en çekilir yanı , hareket ediyor olması .
sürekli gitmek istiyorum
arkamda bir şey kalmasın
geri dönmek istemiyorum geldiğim yere
anlık hazlar
yaşam bunlarda gizli işte
ama safça
çıkarsız
kirletmeden .


''proleter balık''

misafirin şarkısı...

üç buçuk metrelik kanatlarıyla yalnız üremek için karaya inen albatroslar yürümeyi pek beceremezler . ama uçmak onların işidir . günlerce hiç durmadan uçabilirler . içlerinden bir tanesi geçen günlerde bizleri kırmayıp zonguldak'a geldiğinde , üstünde dolaştığı bütün coğrafyaların acılarını barındırıyordu . gagasında aşağıda yer verdiğimiz bu küçük notu bulduk . ona yazdığımız mektuplara cevap olarak yazmıştı bunu . kara kaşlarıyla bize son bir kez bakıp uçup gitti .

''gerçekdışı uçuculuk
anlamsızlaşan kavramlar
meydanlar , bayraklar , ayinler
peygamberlerini arayan kalabalıklar
itirazı olup da hâli olmayanlar
egemenliğini kaybetmekten korkanlar
dur...
dinle !
hayatını kaybetmekten korkan
birileri var !
duyuyor musun ?''


''şişedeki balıklar''

george frederick watts (umut)...



alıntı : sembolizm sanat ansiklopedisi
''jean cassou''

bir türkü var...

bir türkü var
hem aklımda hem dilimin ucunda
sözlerinin çok azını biliyorum
gerisini uyduruyorum
ve içimden söylüyorum
bağıra bağıra

sözleri hiçbir dünya diline ait değil
ama anlıyorum
bana ana dilim kadar yakın

türküde bir adam
otobanın kenarında
mazot kokulu çimenlerin yanında
beli biraz kambur
gözünde yalnızlık

türküde bir kadın
bütün masumiyeti alınmış
önünde bir kadeh içki
karşısında üç beş çıkarcı pezevenk

o türküden uzaklaşmak için
bir iki günlük kaçamaktayım
uzanmışım sarı sahile
kulağıma çalındı yine o türkü
çıplak vücutların arasında
basma etekli başörtülü bir teyze
kocası serinlesin diye o orada terliyor
o türküyü mırıldanıyor başı öne eğik

o türküyü unutmak için
tahtakurulu bir meyhanedeyim
arkada , hayatından hürriyetinden ;
işinden emekli bir masa
masada bir adam
iki kelâmı doğru söyleyemeyecek kadar ;
mezeye dadanmış
tahtakurularını inlete inlete o türküyü söylüyor
hiç sekmeden
ve adam türküyü bitiriyor
bende perdeler kapanıyor .


''balık ekmek balığı''

türkiye postası...



ciwan haco (dûrî)...




alternatif link
rar şifresi : sisedekibaliklar


melodiler...

01- serburiyek
02- zirave
03- bida
04- gula deviya
05- siba
06- şervan
07- dûrî
08- yara derew
09- dil ji min bir
10- çavreş
11- esmer
12- lawe min

13 Kasım 2009 Cuma

soğuksu günlüğü iki...

mahâllede yeni bebek ; ekim 2007

doğukan'ı anlatmıştım size , annesine kızıp tırtıl olup evden uzaklaşmıştı . o günden sonra annesi ile babası hiç vakit kaybetmeden yeni bir çocuk yapmak istediler . ancak bu defa çocuklarının tırtıl olmaması için ellerinden geleni yapacaklardı . doğukan'ın annesi bu yeni bebeği beklerken çok dikkât etti kendine ; temizlik yapmadı , halılarını görümcesine yıkattı . en sonunda o gün geldi ve dokuz ay on gün doldu . derken onbir , oniki... fakat bebek bir türlü gelmiyordu . ben de bir mahâlleli olarak bebeği merak etmeye başlamıştım . bebek ya bir tırtıl ya da bir çiçek , börtü böcek filan olur diye endişelenmeye başladığım hâlde bunu kimseye belli etmedim .

ancak birkaç gün daha geçtikten sonra annesi de babası da endişelenip doktora gittiler . doktor daha önce olanları hayretle karşılamış , ama endişelenmemeleri ve beklemeleri gerektiğini söylemiş .

bir gün sabaha doğru doğukan'ın annesinin kasıklarından bacaklarına doğru dayanılmaz bir acı başladı . bir bağırış bir çağırış ki sormayın... az sonra bebek ağlaması... göbekbağını kestiler , yıkadılar , giydirdiler . annesinin yanına yatırdılar . uyudular... bir öğlen ben evden çıkarken çocuk sesleri duydum . gittim baktım , doğukan'ın karındaşı doğmuş da dillenmiş bile . makarna , çorba yiyiyordu benim gördüğümde... ne ilginç bir aile .

yan komşunun şarkısı

benim yan komşum her gece eve geç saatte gelir . rakısını açar ; şarkısını söyler . kürdi , hicâz , nihavent... ben uyumaya hazırlanırım . bilir... ''bunu da söyleyeyim son'' der . hiçkimseye etmem şikâyet ile başlayıp ağlayarak bitirir şarkısını . bir gece eve gelmedi . uyuyamadım bekledim . o gelmeyince ben başladım : ''hiçkimseye etmem şikâyet , ağlarım ben hâlime''...

alışmak iyi değil anladım . eve bilerek gelmiyormuş . ev sahibinden kaçıyormuş köşe bucak . kirayı ödememiş . elim mahkum , onu dinlemeden uyuyamıyorum ya... kirayı ödemeye karar verdim . benim gibi onun sesine alışanlar aramızda para toplayıp kirasını ödedik...

şimdi onun geri döneceğini umuyoruz .

''titrerim mücrim gibi
ağlarım istikbâlime''


''lepistes''
*burada anlatılan her olay yaşanmıştır

12 Kasım 2009 Perşembe

félix vallotton (tembellik)...




alıntı : sembolizm sanat ansiklopedisi
''jean cassou''

yas...

küçük kuş uçurumdan koşar sessiz
haberlere düşer önce
sonra içimize
kimseyle konuşmaz , uçmaz
sadece koşar
küçük oda , kuşa bir kağıt bir kalem verir
oda da onun kadar küçüktür
kalemden kağıttan bir oda
içeridedir
kanatları mürekkebe bulanmıştır
yazar sonra hep sonra...
ağzındaki şiiri denize bırakarak koşar
uzaktan bakar
ağlamazlar
yaklaşmaz
dokunamaz
sevemez
teni soğuktur
kuş uçurumdan koşar
kalem kırılır
kanatları rüzgara dolanır
gökyüzü kandıramaz
kuş uçurumdan koşar
ben karanlıkta ona ;
kuşa ağlarım
üşürüm
o uçuruma koşar
ve bir daha koşmaz
ben susmadan ağlarım
kuş , küçük kuş
uçuruma koştun
biz kaldık burada .


''crispos japon balığı''

almanya postası...




marie laforêt (the best of) ...




alternatif link
rar şifresi : sisedekibaliklar

melodiler...


01- les vendanges de l'amour
02- katy cruelle
03- la tendresse
04- a demain my darling
05- tom
06- sébastien
07- viens sur la montagne
08- mon amour mon ami
09- le lit de lola
10- marie douceur marie colère
11- qu'y a t'il de changé
12- je voudrais tant que tu comprennes
13- je suis folle de vous
14- viens
15- la bague au doigt
16- manchester et liverpool
17- ivan boris et moi
18- l'orage
19- que calor la vida
20- julie crève coeur
21- la flûte magique
22- qu'est ce qui fait pleurer les filles
23- la plage
24- les noces de campagne

11 Kasım 2009 Çarşamba

bulgaristan postası...




yaşamak...

içindeki gibi mi ? dışındaki gibi ?
maskeli mi ? maskesiz mi ?
duygulu mu ? duygusuz mu ?
doğru mu ? yalan mı ?
iyimser mi ? karamsar mı ?
mutlu mu ? mutsuz mu ?
safça mı ? zekice mi ?
çocukça mı ? büyükçe mi ?
nasıl yaşamak ?
asıl yaşamak ?

istediğin gibi mi ? istedikleri gibi mi ?
tek mi ? çoğul mu ?
sokakta mı ? parkta mı ?
solda mı ? sağ da mı ?
yazarak mı ? çizerek mi ?
üreterek mi ? tüketerek mi ?
severek mi ? sevmeyerek mi ?
sevişerek mi ? sevişmeyerek mi ?
susarak mı ? konuşarak mı ?
adaletli mi ? adaletsiz mi ?

sizce ?
nasıl yaşamak ?


''çaça''

delila...

en güzel türküydün sen
kendi kendini söyleyen
en güzel türküydün
en güzelini söyleyen
zilan diyordun delila
zilan oldun
aşk diyordun
acı sonra .
en güzel türkün söylenecek
en çok sana benzeyecek
sonra delila
sonra her şey bitecek...


''lipsoz''

bir karadeniz ezgisi : çay...

hemen hemen hepimiz çaysız geçirilen bir günün sonunu hayâl bile edememişizdir . hayatımızın tamamen içine girmeyi başarmış olan çay , aslında pek de kolay yollardan geçerek gelmez önümüze . bir yudum çayın içilmesi için harcanan o kadar çok emek var ki ; biraz da çay hakkında konuşalım istedim . dersler ile siyaset arasıında gidip gelirken bile bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan çayın hakkını biraz aramaya ne dersiniz ?...

çayın tarihini pek incelemeye gerek yoktur (gerçi ben de pek bilmem ya neyse) . hepimizin bildiği gibi çay doğu karadeniz bölgesinde üretilmektedir . nem ve yağış seven bir bitkidir . önümüze gelene kadarki bölümü özetleyecek olursak ; çay bitkisinin üzerindeki taze olan bölüm makasla kesilmek suretiyle toplanarak çuvallara (ûomara) ; oradan da arabayla (eskiden sırtta) çay alım yerlerine getirilerek satılır . oradan fabrikaya , fabrikada yıkandıktan sonra tekrar doğranmaya , oradan kurutmaya , oradan da paketlenmeye götürülerek hazır hâle gelir . ama bu işlemler sırasında üreticinin yaptığı iş hiç de kolay değildir . yedi günün beşinde yağmur alan bir bölgede çalışmak nasıl bir ruh hâli barındırır insanda varın siz düşünün . iliklere kadar işleyen yağmurun altında çay toplamak pek de kolay olmasa gerek...

diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi çayda da çiftçiler haklarını alamamaktadır . 1 kg. kuru çay 7 lira iken 1 kg. yaş çay 600 kuruş'tur . bu da yetmezmiş gibi 2000'lere doğru imf'nin bir planı olan türk çiftçisini yok etme oyunları doğrultusunda çaya da kota getirilmiştir . ve devlet üreticilerin çoğunun elllerindeki çayların üçte birini almaktadır . bu uygulama ile özel sektör devleşmiş , çay parasını kendi isteği doğrultusunda belirlemiştir . bu uygulamaya geçilen yıllarda dönemin başbakan yardımcısının kardeşi , türkiye'ye kaçak çay sokarak çayın fiyatını aşağılara düşürmeyi başarmıştı . bu tüketiciye pek yansımadı ama burada ezilen yine üretici oldu . özelleştirmelerin arttığı bu dönemde ise halkın çaykur'un özelleştirilmesi ile ilgili korkuları da tavan yapmıştı . 2006 yazında halkın ellerindeki çayı birkaç gün almayarak özellere yönlendirme sağlanmıştı . ama bu planları sezenler de boş durmadı . hopa ve kemalpaşa'da ''çayda sömürüye son'' adı altında eylemler yapıldı ve bu eylemlere katılanların %70'i bayanlardan oluşuyordu . haklarını aramaya çalışmışlar ve o günleri idare edecek kadar da olsa haklarını almışlardı . ama ileriye dönük , tüm bölgeyi kapsayan bir örgütsüzlüğün sonu hüsrana uğramaktır . şimdi yapılması gereken şey , bir üretici sendikası kurmak ve mücadeleye başlamaktır . ve bu yazı yayımlandıktan sonra bölgede çay üreticileri tarafından çay-sen'in kurulduğu haberini okuduk gazetelerde...



''unutkan hamsi''

10 Kasım 2009 Salı

ferdinand hodler (düş)...



alıntı : ''sembolizm sanat ansiklopedisi''
jean cassou

makineleşmeye karşı tavır...

makine çalışıyor dinle seslerini
bu akan alnımın teri
elimin kiri bu ufalanan
sevgilim , içimdeki çiçek
duygularımı cebimde saklıyorum

sevgi sağ cebimde
aşk sol cebimde duruyor
arka ceplerimde ise umut ve kavga

makine çalışıyor eğ kulağını
kâlbimi makineye kaptırdım
makinenin sesleri var şimdi göğsümde
kâlbimin sesi
gözümden akan yaş
makineyim ben
sevgilim
insan değilim artık
sevme beni !


''proleter balık''

dünya savaşlara gebe...

-''yeni dünya düzeninde ortadoğu restorant'a hoşgeldiniz . fakat silâhsız girilmez''
-''özür dilerim , ben kerkük'e bakıp çıkacaktım''

dünya finans sektörü ve banka kredi sistemleri tarihin çöplüğüne doğru yol alır . sosyal güvenlik sistemleri kendi güvenliğini bile sağlayamaz hâle geldi . ama güvenlik şirketleri de muaazzam arttı . yoksulsan , seni yoksullaştıranların güvenlik görevlisi ol . ama yoksulların güvenliğe ihtiyacı yok...

sağlığın sağlığı çoktan bozuldu . ilaç sektörü , petrolden sonra en fazla ticaret hacmine sahip meta haline geldi . üçüncü sırada su , yerini korur . su kanar susuzluktan...

bir hasta , kalan tek böbreği için diyaliz makinesi masraflarını kredi kartıyla öder . malum , hasta iyileştiğinde işsizliğinden kredi kartı borcunu ödeyemez . hacize gelen wall street ve tokyo borsası memurları , yanlarında getirdikleri doktorlarla hastanın böbreğini alırlar . borç ödenmiş olur . ceset , özel bir hastaneye kiralanır . kullanma hakkı borsanındır .

dolar euro karşısında iyice düşer . amerikan merkez bankası kendi düşüşüyle birlikte dünya ekonomisinin yıkımını engellemek için faizleri indirir . petrol fiyatları tarihin gösterdiği en yüksek rakamlara ulaşır . chavez artan petrol fiyatlarıyla solculuk oynar . bizim solcular ise , onun varillerinden damlayan eğitim ve sağlık hakkına sarılırlar...

avrupa'da yoksulluk artar . fabrikalar ardı ardına kapanıp farklı ülkelere parçalanır . sendikalar , eşyanın tabiatı gereği çaresiz . fabrikalar kapanmasın diye patrona , işçilerin maaşlarından yardım yapmayı bile önerecek duruma geldiler . işçiler bugün için suskun . işsizler ise , artan sayıları ile istatistikçileri bile zorlayacak duruma geldi . kapitalizm kendi yıkımlarını hesaplayacak istatistikçi bulamıyor. daha önce de belirtmiştik istatistikçilik yüzyılın mesleği haline geldi . ilgilenenlere duyurulur...

şoven ve milliyetçi dalga , artan yoksullukla birlikte avrupa'yı kasıp kavurmaya başlar . bunun üzerine ''ab'' ülkeleri birbiri ardına göçmenlik yasaları çıkartırlar . göçmensen artık göç yasak . otur ve başına düşecek bombaları bekle . almanya , fransa , japonya ve rusya hızla silâhlanır . çin'in silâhlarına diyecek yok . savaş tamtamları çalar...

ortadoğu'da dünyanın bütün peygamberleri birleşir . nuh'un gemisi kapitalizm tufanında batar . peygamberler bile bu yokoluşa giden yolda çaresizdirler . yokoluşun adı ırak'tan sonra iran'ın nükleer silâhları ve işggâlidir . kerkük petrolleri maliye bakanlığını harekete geçirir . emperyal hedefler saksıdaki mantarın yanında filizlenir . güçler dengesi . işçi sınıfının örgütsüzlüğü...

daha fazla kâr ve krizi aşma çabaları kendine oyuncak bir tank çalar . teskere kararı alındığı türk borsası tavan yapar . türkiye'nin ırak'a operasyonu davul zurna ile yapılır . histeri dalgası kendine asker üniformasından kamuflaj yapar . silâhlanma artar . polisiye önlemler , kimlik kontrolünden , düşünce kontrolüne sıçrama yapar . solcular sesini keser , oturur oturduğu yerde . vatanperverler ve utangaç milliyetçi yurtseverler :
''haydi vatandaş , işgâle''...

esnafın keyfi yerinde , incirlikte asker sayısı artar . kürtler göçe hazırlanır fakat göçmen yasalarına dikkat . haydi petrol 1 lira ''gel vatandaş gel'' . ortadoğu'da yeni hedefler . derken , temsilciler meclisinde ermeni soykırımı . yaşasın tarihçilerin birliği . talât paşa'nın kemikleri sızlar . sonra referandum ölü doğar . kimse bilmez neye benzediğini . kimi , giydirip vitrine asmanın hesabını yapar ; kimi de karşısına geçip bildiği bütün hayırları birbiri ardına sıralar...

referanduma boykot dedikten sonra , kapitalizmin derinleşen krizinin yeni savaşlar döneminin kapısını açtığını belirtir , yüzyılın ilk savaşının ırak olduğunu hatırlattıktan sonra eğer kapitalizme karşı örgütlü değilseniz , bu savaşlar başlamadan , fırınlara ekmek almaya gitmeden önce , evinize ekmek fırını yapmaya başlasanız iyi edersiniz...


''crispos japon balığı''

lilja 4-ever (2002)...


sovyetler birliği'nin dağılmasından sonraki dönemin derin izlerini taşıyan filmde başrol oyuncusu lilya ve onu çok seven dostu volodya'nın yalnızlığını anlatan iyi bir senaryoyu izleyeceksiniz . tüm insan ilişkilerinin çıkara dayalı olduğu kapitalist sistemin kişiler üzerindeki etkileri somut bir şekilde ortaya seriliyor . annesi sevgilisiyle amerika'ya gidince yaşadığı kentte yalnız kalan lilya sistemin tüm olumsuzluklarıyla karşılaşır . tanıştığı andrei adlı genç ile birlikte yurt dışına çıkıp içinde bulunduğu durumdan kurtulmak istese de , hiçbir şey düşlediği o mutlu yaşamı ona sunmaz . mutlaka izlemeniz gereken bir yapıt . hem senaryo hem oyunculuk açısından çok iyi bir anlatıma sahip . yönetmenin de payını hesaba katmalıyız elbette . her şeyi ticarete dönüştüren kokuşmuş bu sistemin iyi bir eleştirisidir . ayrıca insanların yalnızlaştırılması sürecinde ne tür bir yaşamın onları karşılayacağı da ön planda tutulmuş . hem çürümüş aile sistemi hem de sistemin yarattığı sürüngen erkek tipini bu filmde net olarak görebilirsiniz . lilya için ağlayın !



sunu : proleter balık





bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...