30 Haziran 2013 Pazar

unutulmayan...

durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
iri çakıl tanelerini , çatlamış bir narı
bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
ipekten
çalınmış
umutlarla taşırdım
ah sevgilim derdim , ölüm
ne kadar çoktu yaşadığımızda

bize hep beyaz mendil 
sallayan
ölüm ki ,
iki kapısında 
haki bir yalnızlık
dikilirdi

ve
hatırlatırdı
bize , güz kuşlarının
uçup gittiği denizleri

bense , yulaf kokan 
dağlı ellerinde 
doloşmak gibi kolaydır
sanırdım yaşamak ve sana kansız 
gökyüzü
getirirdim 
getirebilsem ah ,
avlusunda çocukların 
korkmadan oynadığı
lalelerle 
donanmış simli bir gökyüzü

bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
çatlamış bir narı , unutmadan .

''behçet aysan''
''düello'' adlı kitaptan

29 Haziran 2013 Cumartesi

seni günlere böldüm...



seni günlere böldüm , seni aylara 
daha yıllara , yüzyıllara böleceğim
ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşında

şiirler söylenir , şiirler biter 
biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da 
kahverengi avuçlarına mı gözlerinin 
tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa

bütün günler yenileşir her bekleyişte
ve bütün dünler , bütün geçmişler 
kapını açarsın ki bir de , hiç kimseler yok 
çaresiz , benim sana gelişim de hep böyle 

dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
sonra bütün bulutlar hep birden geçti
anılar , anılar , belki hepsi bir kelime 

''edip cansever''
''şairin seyir defteri'' adlı kitaptan

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...