11 Kasım 2009 Çarşamba

yaşamak...

içindeki gibi mi ? dışındaki gibi ?
maskeli mi ? maskesiz mi ?
duygulu mu ? duygusuz mu ?
doğru mu ? yalan mı ?
iyimser mi ? karamsar mı ?
mutlu mu ? mutsuz mu ?
safça mı ? zekice mi ?
çocukça mı ? büyükçe mi ?
nasıl yaşamak ?
asıl yaşamak ?

istediğin gibi mi ? istedikleri gibi mi ?
tek mi ? çoğul mu ?
sokakta mı ? parkta mı ?
solda mı ? sağ da mı ?
yazarak mı ? çizerek mi ?
üreterek mi ? tüketerek mi ?
severek mi ? sevmeyerek mi ?
sevişerek mi ? sevişmeyerek mi ?
susarak mı ? konuşarak mı ?
adaletli mi ? adaletsiz mi ?

sizce ?
nasıl yaşamak ?


''çaça''

delila...

en güzel türküydün sen
kendi kendini söyleyen
en güzel türküydün
en güzelini söyleyen
zilan diyordun delila
zilan oldun
aşk diyordun
acı sonra .
en güzel türkün söylenecek
en çok sana benzeyecek
sonra delila
sonra her şey bitecek...


''lipsoz''

bir karadeniz ezgisi : çay...

hemen hemen hepimiz çaysız geçirilen bir günün sonunu hayâl bile edememişizdir . hayatımızın tamamen içine girmeyi başarmış olan çay , aslında pek de kolay yollardan geçerek gelmez önümüze . bir yudum çayın içilmesi için harcanan o kadar çok emek var ki ; biraz da çay hakkında konuşalım istedim . dersler ile siyaset arasıında gidip gelirken bile bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan çayın hakkını biraz aramaya ne dersiniz ?...

çayın tarihini pek incelemeye gerek yoktur (gerçi ben de pek bilmem ya neyse) . hepimizin bildiği gibi çay doğu karadeniz bölgesinde üretilmektedir . nem ve yağış seven bir bitkidir . önümüze gelene kadarki bölümü özetleyecek olursak ; çay bitkisinin üzerindeki taze olan bölüm makasla kesilmek suretiyle toplanarak çuvallara (ûomara) ; oradan da arabayla (eskiden sırtta) çay alım yerlerine getirilerek satılır . oradan fabrikaya , fabrikada yıkandıktan sonra tekrar doğranmaya , oradan kurutmaya , oradan da paketlenmeye götürülerek hazır hâle gelir . ama bu işlemler sırasında üreticinin yaptığı iş hiç de kolay değildir . yedi günün beşinde yağmur alan bir bölgede çalışmak nasıl bir ruh hâli barındırır insanda varın siz düşünün . iliklere kadar işleyen yağmurun altında çay toplamak pek de kolay olmasa gerek...

diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi çayda da çiftçiler haklarını alamamaktadır . 1 kg. kuru çay 7 lira iken 1 kg. yaş çay 600 kuruş'tur . bu da yetmezmiş gibi 2000'lere doğru imf'nin bir planı olan türk çiftçisini yok etme oyunları doğrultusunda çaya da kota getirilmiştir . ve devlet üreticilerin çoğunun elllerindeki çayların üçte birini almaktadır . bu uygulama ile özel sektör devleşmiş , çay parasını kendi isteği doğrultusunda belirlemiştir . bu uygulamaya geçilen yıllarda dönemin başbakan yardımcısının kardeşi , türkiye'ye kaçak çay sokarak çayın fiyatını aşağılara düşürmeyi başarmıştı . bu tüketiciye pek yansımadı ama burada ezilen yine üretici oldu . özelleştirmelerin arttığı bu dönemde ise halkın çaykur'un özelleştirilmesi ile ilgili korkuları da tavan yapmıştı . 2006 yazında halkın ellerindeki çayı birkaç gün almayarak özellere yönlendirme sağlanmıştı . ama bu planları sezenler de boş durmadı . hopa ve kemalpaşa'da ''çayda sömürüye son'' adı altında eylemler yapıldı ve bu eylemlere katılanların %70'i bayanlardan oluşuyordu . haklarını aramaya çalışmışlar ve o günleri idare edecek kadar da olsa haklarını almışlardı . ama ileriye dönük , tüm bölgeyi kapsayan bir örgütsüzlüğün sonu hüsrana uğramaktır . şimdi yapılması gereken şey , bir üretici sendikası kurmak ve mücadeleye başlamaktır . ve bu yazı yayımlandıktan sonra bölgede çay üreticileri tarafından çay-sen'in kurulduğu haberini okuduk gazetelerde...



''unutkan hamsi''

10 Kasım 2009 Salı

ferdinand hodler (düş)...



alıntı : ''sembolizm sanat ansiklopedisi''
jean cassou

makineleşmeye karşı tavır...

makine çalışıyor dinle seslerini
bu akan alnımın teri
elimin kiri bu ufalanan
sevgilim , içimdeki çiçek
duygularımı cebimde saklıyorum

sevgi sağ cebimde
aşk sol cebimde duruyor
arka ceplerimde ise umut ve kavga

makine çalışıyor eğ kulağını
kâlbimi makineye kaptırdım
makinenin sesleri var şimdi göğsümde
kâlbimin sesi
gözümden akan yaş
makineyim ben
sevgilim
insan değilim artık
sevme beni !


''proleter balık''

dünya savaşlara gebe...

-''yeni dünya düzeninde ortadoğu restorant'a hoşgeldiniz . fakat silâhsız girilmez''
-''özür dilerim , ben kerkük'e bakıp çıkacaktım''

dünya finans sektörü ve banka kredi sistemleri tarihin çöplüğüne doğru yol alır . sosyal güvenlik sistemleri kendi güvenliğini bile sağlayamaz hâle geldi . ama güvenlik şirketleri de muaazzam arttı . yoksulsan , seni yoksullaştıranların güvenlik görevlisi ol . ama yoksulların güvenliğe ihtiyacı yok...

sağlığın sağlığı çoktan bozuldu . ilaç sektörü , petrolden sonra en fazla ticaret hacmine sahip meta haline geldi . üçüncü sırada su , yerini korur . su kanar susuzluktan...

bir hasta , kalan tek böbreği için diyaliz makinesi masraflarını kredi kartıyla öder . malum , hasta iyileştiğinde işsizliğinden kredi kartı borcunu ödeyemez . hacize gelen wall street ve tokyo borsası memurları , yanlarında getirdikleri doktorlarla hastanın böbreğini alırlar . borç ödenmiş olur . ceset , özel bir hastaneye kiralanır . kullanma hakkı borsanındır .

dolar euro karşısında iyice düşer . amerikan merkez bankası kendi düşüşüyle birlikte dünya ekonomisinin yıkımını engellemek için faizleri indirir . petrol fiyatları tarihin gösterdiği en yüksek rakamlara ulaşır . chavez artan petrol fiyatlarıyla solculuk oynar . bizim solcular ise , onun varillerinden damlayan eğitim ve sağlık hakkına sarılırlar...

avrupa'da yoksulluk artar . fabrikalar ardı ardına kapanıp farklı ülkelere parçalanır . sendikalar , eşyanın tabiatı gereği çaresiz . fabrikalar kapanmasın diye patrona , işçilerin maaşlarından yardım yapmayı bile önerecek duruma geldiler . işçiler bugün için suskun . işsizler ise , artan sayıları ile istatistikçileri bile zorlayacak duruma geldi . kapitalizm kendi yıkımlarını hesaplayacak istatistikçi bulamıyor. daha önce de belirtmiştik istatistikçilik yüzyılın mesleği haline geldi . ilgilenenlere duyurulur...

şoven ve milliyetçi dalga , artan yoksullukla birlikte avrupa'yı kasıp kavurmaya başlar . bunun üzerine ''ab'' ülkeleri birbiri ardına göçmenlik yasaları çıkartırlar . göçmensen artık göç yasak . otur ve başına düşecek bombaları bekle . almanya , fransa , japonya ve rusya hızla silâhlanır . çin'in silâhlarına diyecek yok . savaş tamtamları çalar...

ortadoğu'da dünyanın bütün peygamberleri birleşir . nuh'un gemisi kapitalizm tufanında batar . peygamberler bile bu yokoluşa giden yolda çaresizdirler . yokoluşun adı ırak'tan sonra iran'ın nükleer silâhları ve işggâlidir . kerkük petrolleri maliye bakanlığını harekete geçirir . emperyal hedefler saksıdaki mantarın yanında filizlenir . güçler dengesi . işçi sınıfının örgütsüzlüğü...

daha fazla kâr ve krizi aşma çabaları kendine oyuncak bir tank çalar . teskere kararı alındığı türk borsası tavan yapar . türkiye'nin ırak'a operasyonu davul zurna ile yapılır . histeri dalgası kendine asker üniformasından kamuflaj yapar . silâhlanma artar . polisiye önlemler , kimlik kontrolünden , düşünce kontrolüne sıçrama yapar . solcular sesini keser , oturur oturduğu yerde . vatanperverler ve utangaç milliyetçi yurtseverler :
''haydi vatandaş , işgâle''...

esnafın keyfi yerinde , incirlikte asker sayısı artar . kürtler göçe hazırlanır fakat göçmen yasalarına dikkat . haydi petrol 1 lira ''gel vatandaş gel'' . ortadoğu'da yeni hedefler . derken , temsilciler meclisinde ermeni soykırımı . yaşasın tarihçilerin birliği . talât paşa'nın kemikleri sızlar . sonra referandum ölü doğar . kimse bilmez neye benzediğini . kimi , giydirip vitrine asmanın hesabını yapar ; kimi de karşısına geçip bildiği bütün hayırları birbiri ardına sıralar...

referanduma boykot dedikten sonra , kapitalizmin derinleşen krizinin yeni savaşlar döneminin kapısını açtığını belirtir , yüzyılın ilk savaşının ırak olduğunu hatırlattıktan sonra eğer kapitalizme karşı örgütlü değilseniz , bu savaşlar başlamadan , fırınlara ekmek almaya gitmeden önce , evinize ekmek fırını yapmaya başlasanız iyi edersiniz...


''crispos japon balığı''

lilja 4-ever (2002)...


sovyetler birliği'nin dağılmasından sonraki dönemin derin izlerini taşıyan filmde başrol oyuncusu lilya ve onu çok seven dostu volodya'nın yalnızlığını anlatan iyi bir senaryoyu izleyeceksiniz . tüm insan ilişkilerinin çıkara dayalı olduğu kapitalist sistemin kişiler üzerindeki etkileri somut bir şekilde ortaya seriliyor . annesi sevgilisiyle amerika'ya gidince yaşadığı kentte yalnız kalan lilya sistemin tüm olumsuzluklarıyla karşılaşır . tanıştığı andrei adlı genç ile birlikte yurt dışına çıkıp içinde bulunduğu durumdan kurtulmak istese de , hiçbir şey düşlediği o mutlu yaşamı ona sunmaz . mutlaka izlemeniz gereken bir yapıt . hem senaryo hem oyunculuk açısından çok iyi bir anlatıma sahip . yönetmenin de payını hesaba katmalıyız elbette . her şeyi ticarete dönüştüren kokuşmuş bu sistemin iyi bir eleştirisidir . ayrıca insanların yalnızlaştırılması sürecinde ne tür bir yaşamın onları karşılayacağı da ön planda tutulmuş . hem çürümüş aile sistemi hem de sistemin yarattığı sürüngen erkek tipini bu filmde net olarak görebilirsiniz . lilya için ağlayın !



sunu : proleter balık





birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...