''eşkina'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''eşkina'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2009 Salı

güzel bir düşün aryası...

benim kağıt gemim
senin ucu kırmızı kalemin
biz olduklarım
sevilenler ve sevgiler
tütün kokulu insan
anlıyor musun ?
biz kendi bacağından asılmayan
biz sürüden ayrılan sürü
gözlerimiz aşağı bakan
biz gözleri sürmeli
sokaktaki arkadaşımız halil abi
- halil abi , eşekli çöpçü
uzun sakallı , yaşlı , yolcu
delikanlılığın inceliklerini anlatıyor bize
uzun eşek oynarken
ve birgün
ben senin :
''sözcüklerin arar olmuş , hecelerin de öyle''
diye söylenirken
gecelerden bir gece
gidivermişsin sen
vardığın evin camları olmuşsun
bense onların beyaz boyası
kızıl saçlı çocuk
tırnakları eksik yabancı
ben o gün ağladım
halil abi güldü arkamdan
kadınlık aktı yataklarımdan


''eşkina''

13 Ağustos 2009 Perşembe

02:14 , kimselerin dikkâtine...

saat ikiyi ondört geçmekteydi , üçe kırkaltı dakika yakın , kendisine ondördüncü kez uzaklıkta , yarısına onaltı dakika yakınlıkta , ya da onbeş... ölçemedi... günlerden cuma , kız için isim menekşe ; erkek için mehmet . günün yemekleri...

dün gece , çok okumuş , çok uzak kalmıştı kendisinden . sabah olmadı . sanki gece hep devam etti . halâ gece... daha öncesine mi gitmeliydi , ne ara bu kadar ırak kalmıştı kendisinden . dünün gecesinin ne kadar öncesindeydi ? zorladı , en son yaşadığı salıya kadar didikledi , hırpaladı zihnini , durdu vazgeçti... gara yakın bir yerde oturuyordu . anadolu ekspresi yirmi dakika rötar yapmıştı . bir tren istasyonunu beklemek , bir devrimi beklemek , bir kitap beklemek ve bir kadını... hele bir şiiri bekletmeye hiç benzemiyordu .

fotoğraftaki güzel gözlü kadına çevirdi yüzünün solunu , bakar gibi bakmadı . onu bilmiyordu , bundan nefret ediyordu . yirmi dakika gülsuyu yokuşunu çıkabilir misin sen ? yirmi dakikada kaç kadının rahmine kaç tohum düşer düşündün mü hiç ? bu tohumlar fidan olur mu ? ve ağaç yaşken eğilir mi ?...ya kırılırsa ?

sustu durdu daha çok . sakinleşebilirdi . şimdi sadece bunu bekliyordu . mutluluk duydu az sonra , evet iyiki o fotoğraf oradaydı... boş ve soğuk evine bakındı , sesin uğradığı duvarlara . dört köşeşi birbirine eşit olan bir küpün içinde yaşıyordu . küpün içinde kendinden binlerce . kendine çarpıp duruyordu . kendisi kendisine ; öbür kendisi bir diğer kendisine , bu kendisi de bir diğer ona... kadına baktı , sonsuzuncu defa :

''hangi ben benim çarpan , çarpılan sen ? hangi ben ben değilim senin için ölmeyen?''

deli gibiydi . merak... deli yerine koyuyordu düpedüz onu . nehir kokar mıydı elleri ? biraz kalem , biraz sigara... saçlarında dolaşırken eli , o uyanık kalabilir miydi ? güzel gözlü kadın , adını bilmediği çingene tenli . kaşları yeni alınmış bir kadın . ve kaşları gür... kaşları ''kürt'' olduğunun sembolü . ama sembollere karşı bir kadın . büyümüş , bedeni solgun bir kozaya dönüşmüş ; tepelerde , mezheplerde , çöplüklerde... üzerinde erguvan renkli bir kazak , kokusunu arar durur . 0n-onbeş yaşlarının sokaklarında , ateş sesleri , taş kokuları... turizm kitapçıklarına , broşürlerine kapak olan , klasik istanbul fotoğrafına örnek ! yine de bir şehir ki , tüm örselenmişliğiyle bilekleri beyaz o kadına benziyor... tüm düşünme seansları... bir şehir... içinde babaları eksik kızlar...

''şimdi tüm bunları düşünürken ben , o limon çiçekli evinin bahçesinden çıkıp , dünyaya ; bilmediği ve bilinmeyen şehirlere , istasyonlara , mektuplara , ışıklara , seslere... derin soğuk sulardan , küçük büyük insanlara , onların ellerine , gözlerine ve sözlerine dokunup ; şimdi burada bir yerlere dökülmüş olmalı . belki de dört köşeşi birbirine eşit küp odanın içinde , sağımda veya solumda durmakta ; ben diz çökmüş ağlarken o da beni izlemekte .''

belki sonra... kınalı ellerindeki bardağın su dolu yarısını göstererek begonyalara dökecekti az sonra . ve begonyaların yaprakları uzamaya başlayacaktı... adam ona özlemle bakacaktı . dünüşüp , onu özlediğinden emin olacaktı... en çok su içerken , kapıyı açarken , kitap raflarına çiçek resimleri çizerken anımsayıp özlerdi onu... kendisi de altmış model giysileriyle koridorda dolaşırken . ve ardından hileli bir dokunuş , beklenmedik bir tutku... sözcüklerle dolu on ciltten daha etkili ve daha kolaydı tanımlamak . kesinlikle çok özlemişti .

''geldiğine sevindim...
gelemeyeceğini düşünüyordum
neredeyse böyle olacaktı...''

o delikanlı , o akıllı insan , büyümüş bir genç çocuk , üzgün , yorgun ya da güçlü adam . kadın ise sadece çocuktu . cinsiyeti belirsiz . korkuyordu çocuk . az sonra isim olmaktan çıkıp bir eylemciye dönüşebilirdi . ve bu eylemde kaç kişi gözaltına alınabilirdi ? kimler kaybolabilirdi ? kimler onları arayacaktı cumartesi günleri ?...

karşılıklı susuyorlardı yine . adam onun her şeyinden daha fazla yabancıydı sesine . sırf bu yüzden bile o vakitten itibaren günlerce ağlayabilirdi... gülmeye çalıştı , konuşmaya... perdelere , boş şarap şişelerine , kuru begonyalara baktı . her iki yana üçer adım attı . kalabalığı deler gibi koştu... nefesini tuttu . gemileri düşündü , balıkları , yâseminleri... rakamlar geçti gözünün önünden , latince birkaç kelime sıraladı dilinde , üç çeşit renk tuttu aklında , nefesiyle birlikte bırakıverdi gökyüzüne...

zamansızdı yine şimdi . saat kaçtı , kaçı kaç geçiyordu ? düşünemedi , kavrayamadı hiç . düpedüz yalnızdı , kimsesizdi . şimdi bir telefon çalmalıydı , kapı açılmalıydı , biri gelmeliydi , biri konuşmalıydı . biri bir diğerinin ötekisi olmalıydı . çok uzun epey bir vakit vardı daha , durdu . kesinlikle düşünmeyecekti . masasının başına döndü . grafiklerle dolu otuzbeş sayfalık not kağıtlarına sarıldı . bir keynes oldu ; bir ricardo , anlaşamadı . camdan dışarı baktı , önce keynes yol almıştı...


''eşkina''

14 Haziran 2009 Pazar

ikinci...

şimdi ellerime bir dünya çiz
ellerimi ellerinle boya
dokunduğun her yer , yer yer ve renk renk
sevgi dolu umut dolu
hüzne bulanmış çığlık dolu
her bir şey boy göstersin
bir sokak çiz tam orta yere
sokağı çamura boya
çamura çocuk ver
sokağın sağı da solu da
inci tanesi gecekondular olsun
bilirsin !
aynı sis aynı koku aynı korku
ayrımsızdır...
tek renktir hüzün , tek renktir mutluluk
yeşile boya
teneke saksılar
yeşilden sarıya bajar çiçekleri , çiçeklerin renkleri
süsle anlayacağın .
tüm yüreğini harca demeli kısaca
sabahı da gecesi de tek mevsimdir ,
bunu da bilirsin .
hep güzdür ve hep güz yağsın içine
uzaklarına dağlar , mavi dağlar çiz
mavi dağlara mor çiçeklere beyaz bir örtü ört
doruklarına sevda kondur
maviye mora beyaza çal
evet , evet
sevdayı çiz avuçlarıma
bazen bir dünya görüşü
bazen dünyanın bize görünüşü
bazen elma şekeri
kimi zaman da sen koksun
emek ekmek koksun
gece düşünce gündüz ,
gündüz susunca güneş koksun
umuda boya bir de
küçük bir kız çocuğuna benzet
açelya gülsün , açelya büyüsün
işle , dokun ona
kırmızıyı ver ellerine...


''eşkina''

23 Mayıs 2009 Cumartesi

suda balıktı...

suda olabilmekti , aslında buydu amaç . güçlü ve bir o kadar da sonsuz sularda çağlamaktı . kendine baktıran cinsinden olmasına gerek yoktu üstelik .yani manzara ve güzelliğin önemi yoktu anlayacağın . alabildiğine geniş olsun , coşkulu ve de fedakar . hepsi buydu . sadece bunu istiyorduk . ve beraberimizde tüm balıklar . istiyorduk ki en karadeniz'de veya en ege'de veya her yerde , karış karış toprağımızın tek bir gölü bile kalmasın bize katılmadık . ve dereler ? onlarsız olur mu hiç ? bize düşleyemeyeceğimiz kadar büyük bir deniz lazımdı .

kızılırmak'taki balıklar sesimize ses veriyor önce . ardından , hasan boğuldu deresi kendi efsanesi ile var olmak istedi aramızda . fırat nehri , sınırlarının suriye'ye dayandığını bile bile zorlayabileceğini dile getiriyordu adeta . keltik çayı , yeşilırmak ile karıştığını ; onunla yol alacağını söylüyordu renk renk balıklarıyla . mutluluktu bu . sesler gittikçe yükseliyordu balıklarıyla birlikte , böyle yürekli sulardan .
ne diyarlar sessiz sakin veya içinde dünyayı değiştirebilecek kadar güçlü fırtınalar yaşatan hayatların tanıkları , emekçi balıklar uzun uzun yollar almaktaydı. binbir engele rağmen binbir çabayla ...

büyük büyük denizler fikri , irili ufaklı göllerin içlerinde beslediği , dünyanın zulüm gören topraklarına , direnişi tekrar öğretmek arzusunu gün yüzüne çıkartmıştı . ve biz büyüyorduk .

mescit dağı eteklerinden , çoruh nehri yola çıkar ; konya ovası taş gölünü tuz gölüne emanet eder gözü kapalı . sıradaki ise çıldır gölüdür . nurhak dağlarının bittiği , ceyhan'ın başladığı yerlerden bir balık silsilesi yanaşıyordu büyüyen sularımıza , sırtında ceyhan ve güle oynaya ...

gediz bu sefer ege'ye akmayacaktı . bingöl'den zılgıt sesleriyle aras geliyordu dağlarının selamı ile . yanaştı kıyılarımıza , yeni kıyılar onun . nihayet van gölü de katılmıştı . ve de adını sayamadığımız birçok dolu dizgin dere ve çiçek kokulu balıklar . çoğalmıştık artık .
kocaman bir denizdik şimdi . öyle coşkulu ve savaşçıydıki yüreklerimiz ; derinliklerdeki sularımız bile sıcacıktı . bir lokma sıcak ekmek kadar . balıklar selamlaşırken içiçe , yol başlar bir yandan . biz filistin'e deniz olmuştuk . şimdi bizi bekliyordu halâ dumanı tütmekte olan bir tutam çiçek ...


''eşkina''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...