13 Ağustos 2009 Perşembe

02:14 , kimselerin dikkâtine...

saat ikiyi ondört geçmekteydi , üçe kırkaltı dakika yakın , kendisine ondördüncü kez uzaklıkta , yarısına onaltı dakika yakınlıkta , ya da onbeş... ölçemedi... günlerden cuma , kız için isim menekşe ; erkek için mehmet . günün yemekleri...

dün gece , çok okumuş , çok uzak kalmıştı kendisinden . sabah olmadı . sanki gece hep devam etti . halâ gece... daha öncesine mi gitmeliydi , ne ara bu kadar ırak kalmıştı kendisinden . dünün gecesinin ne kadar öncesindeydi ? zorladı , en son yaşadığı salıya kadar didikledi , hırpaladı zihnini , durdu vazgeçti... gara yakın bir yerde oturuyordu . anadolu ekspresi yirmi dakika rötar yapmıştı . bir tren istasyonunu beklemek , bir devrimi beklemek , bir kitap beklemek ve bir kadını... hele bir şiiri bekletmeye hiç benzemiyordu .

fotoğraftaki güzel gözlü kadına çevirdi yüzünün solunu , bakar gibi bakmadı . onu bilmiyordu , bundan nefret ediyordu . yirmi dakika gülsuyu yokuşunu çıkabilir misin sen ? yirmi dakikada kaç kadının rahmine kaç tohum düşer düşündün mü hiç ? bu tohumlar fidan olur mu ? ve ağaç yaşken eğilir mi ?...ya kırılırsa ?

sustu durdu daha çok . sakinleşebilirdi . şimdi sadece bunu bekliyordu . mutluluk duydu az sonra , evet iyiki o fotoğraf oradaydı... boş ve soğuk evine bakındı , sesin uğradığı duvarlara . dört köşeşi birbirine eşit olan bir küpün içinde yaşıyordu . küpün içinde kendinden binlerce . kendine çarpıp duruyordu . kendisi kendisine ; öbür kendisi bir diğer kendisine , bu kendisi de bir diğer ona... kadına baktı , sonsuzuncu defa :

''hangi ben benim çarpan , çarpılan sen ? hangi ben ben değilim senin için ölmeyen?''

deli gibiydi . merak... deli yerine koyuyordu düpedüz onu . nehir kokar mıydı elleri ? biraz kalem , biraz sigara... saçlarında dolaşırken eli , o uyanık kalabilir miydi ? güzel gözlü kadın , adını bilmediği çingene tenli . kaşları yeni alınmış bir kadın . ve kaşları gür... kaşları ''kürt'' olduğunun sembolü . ama sembollere karşı bir kadın . büyümüş , bedeni solgun bir kozaya dönüşmüş ; tepelerde , mezheplerde , çöplüklerde... üzerinde erguvan renkli bir kazak , kokusunu arar durur . 0n-onbeş yaşlarının sokaklarında , ateş sesleri , taş kokuları... turizm kitapçıklarına , broşürlerine kapak olan , klasik istanbul fotoğrafına örnek ! yine de bir şehir ki , tüm örselenmişliğiyle bilekleri beyaz o kadına benziyor... tüm düşünme seansları... bir şehir... içinde babaları eksik kızlar...

''şimdi tüm bunları düşünürken ben , o limon çiçekli evinin bahçesinden çıkıp , dünyaya ; bilmediği ve bilinmeyen şehirlere , istasyonlara , mektuplara , ışıklara , seslere... derin soğuk sulardan , küçük büyük insanlara , onların ellerine , gözlerine ve sözlerine dokunup ; şimdi burada bir yerlere dökülmüş olmalı . belki de dört köşeşi birbirine eşit küp odanın içinde , sağımda veya solumda durmakta ; ben diz çökmüş ağlarken o da beni izlemekte .''

belki sonra... kınalı ellerindeki bardağın su dolu yarısını göstererek begonyalara dökecekti az sonra . ve begonyaların yaprakları uzamaya başlayacaktı... adam ona özlemle bakacaktı . dünüşüp , onu özlediğinden emin olacaktı... en çok su içerken , kapıyı açarken , kitap raflarına çiçek resimleri çizerken anımsayıp özlerdi onu... kendisi de altmış model giysileriyle koridorda dolaşırken . ve ardından hileli bir dokunuş , beklenmedik bir tutku... sözcüklerle dolu on ciltten daha etkili ve daha kolaydı tanımlamak . kesinlikle çok özlemişti .

''geldiğine sevindim...
gelemeyeceğini düşünüyordum
neredeyse böyle olacaktı...''

o delikanlı , o akıllı insan , büyümüş bir genç çocuk , üzgün , yorgun ya da güçlü adam . kadın ise sadece çocuktu . cinsiyeti belirsiz . korkuyordu çocuk . az sonra isim olmaktan çıkıp bir eylemciye dönüşebilirdi . ve bu eylemde kaç kişi gözaltına alınabilirdi ? kimler kaybolabilirdi ? kimler onları arayacaktı cumartesi günleri ?...

karşılıklı susuyorlardı yine . adam onun her şeyinden daha fazla yabancıydı sesine . sırf bu yüzden bile o vakitten itibaren günlerce ağlayabilirdi... gülmeye çalıştı , konuşmaya... perdelere , boş şarap şişelerine , kuru begonyalara baktı . her iki yana üçer adım attı . kalabalığı deler gibi koştu... nefesini tuttu . gemileri düşündü , balıkları , yâseminleri... rakamlar geçti gözünün önünden , latince birkaç kelime sıraladı dilinde , üç çeşit renk tuttu aklında , nefesiyle birlikte bırakıverdi gökyüzüne...

zamansızdı yine şimdi . saat kaçtı , kaçı kaç geçiyordu ? düşünemedi , kavrayamadı hiç . düpedüz yalnızdı , kimsesizdi . şimdi bir telefon çalmalıydı , kapı açılmalıydı , biri gelmeliydi , biri konuşmalıydı . biri bir diğerinin ötekisi olmalıydı . çok uzun epey bir vakit vardı daha , durdu . kesinlikle düşünmeyecekti . masasının başına döndü . grafiklerle dolu otuzbeş sayfalık not kağıtlarına sarıldı . bir keynes oldu ; bir ricardo , anlaşamadı . camdan dışarı baktı , önce keynes yol almıştı...


''eşkina''

Hiç yorum yok:

yasal uyarı

sitemizden indirmiş olduğunuz dosyalar her sanatçının kendi isimleriyle tescil edilmiş eserlerinin cd ve kaset kopyalarıdır... bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır . müzik dosyalarını bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız t.c. yasalarına göre suç sayılmaktadır. bu tür bir yasal işlemde www.sisedekibaliklar.blogspot.com ve sitemizde reklamı ya da banner'ı bulunan diğer siteler bu duyurunun yayınlanmasını takiben sorumluluk kabul etmeyecektir.

iletişim

paylaşmak istediğiniz konular ve yazılar için mail adresimiz...

sisedekibaliklar@windowslive.com