11 Kasım 2009 Çarşamba

bir karadeniz ezgisi : çay...

hemen hemen hepimiz çaysız geçirilen bir günün sonunu hayâl bile edememişizdir . hayatımızın tamamen içine girmeyi başarmış olan çay , aslında pek de kolay yollardan geçerek gelmez önümüze . bir yudum çayın içilmesi için harcanan o kadar çok emek var ki ; biraz da çay hakkında konuşalım istedim . dersler ile siyaset arasıında gidip gelirken bile bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan çayın hakkını biraz aramaya ne dersiniz ?...

çayın tarihini pek incelemeye gerek yoktur (gerçi ben de pek bilmem ya neyse) . hepimizin bildiği gibi çay doğu karadeniz bölgesinde üretilmektedir . nem ve yağış seven bir bitkidir . önümüze gelene kadarki bölümü özetleyecek olursak ; çay bitkisinin üzerindeki taze olan bölüm makasla kesilmek suretiyle toplanarak çuvallara (ûomara) ; oradan da arabayla (eskiden sırtta) çay alım yerlerine getirilerek satılır . oradan fabrikaya , fabrikada yıkandıktan sonra tekrar doğranmaya , oradan kurutmaya , oradan da paketlenmeye götürülerek hazır hâle gelir . ama bu işlemler sırasında üreticinin yaptığı iş hiç de kolay değildir . yedi günün beşinde yağmur alan bir bölgede çalışmak nasıl bir ruh hâli barındırır insanda varın siz düşünün . iliklere kadar işleyen yağmurun altında çay toplamak pek de kolay olmasa gerek...

diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi çayda da çiftçiler haklarını alamamaktadır . 1 kg. kuru çay 7 lira iken 1 kg. yaş çay 600 kuruş'tur . bu da yetmezmiş gibi 2000'lere doğru imf'nin bir planı olan türk çiftçisini yok etme oyunları doğrultusunda çaya da kota getirilmiştir . ve devlet üreticilerin çoğunun elllerindeki çayların üçte birini almaktadır . bu uygulama ile özel sektör devleşmiş , çay parasını kendi isteği doğrultusunda belirlemiştir . bu uygulamaya geçilen yıllarda dönemin başbakan yardımcısının kardeşi , türkiye'ye kaçak çay sokarak çayın fiyatını aşağılara düşürmeyi başarmıştı . bu tüketiciye pek yansımadı ama burada ezilen yine üretici oldu . özelleştirmelerin arttığı bu dönemde ise halkın çaykur'un özelleştirilmesi ile ilgili korkuları da tavan yapmıştı . 2006 yazında halkın ellerindeki çayı birkaç gün almayarak özellere yönlendirme sağlanmıştı . ama bu planları sezenler de boş durmadı . hopa ve kemalpaşa'da ''çayda sömürüye son'' adı altında eylemler yapıldı ve bu eylemlere katılanların %70'i bayanlardan oluşuyordu . haklarını aramaya çalışmışlar ve o günleri idare edecek kadar da olsa haklarını almışlardı . ama ileriye dönük , tüm bölgeyi kapsayan bir örgütsüzlüğün sonu hüsrana uğramaktır . şimdi yapılması gereken şey , bir üretici sendikası kurmak ve mücadeleye başlamaktır . ve bu yazı yayımlandıktan sonra bölgede çay üreticileri tarafından çay-sen'in kurulduğu haberini okuduk gazetelerde...



''unutkan hamsi''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...