''lepistes''
2 Haziran 2009 Salı
kesmeşeker (tut beni düşmeden)...
nâzım için...
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor halâ !
-neymiş efendim ...nâzım hikmet vatan hainiymiş...ooo sahi mi yaa...vatan haini haa...nâzım hikmet ? hani şu bizim halkını , ülkesini seven nâzım değil mi ? o mu vatan haini imiş...yok canımm...yanlışınız olmasın ? o çok iyi bir insandır... nasıl vatan haini olur yahuu... yanlışınız olsa gerek !
-yok yok...yanlışım yok...vatan haini olduğuna dair mahkeme kararı var...!
-hayır canım olamaz...hem kime göre vatan haini ilan etmişler onu ? ölsem de inanmam buna...sen amerikan emperyalizmine karşı çıkacaksın , kuvay-i milliye destanı yazacaksın , halkının çıkarlarını düşüneceksin , bir de vatan haini ilan edileceksin hee...yok vallahi olmaz...olmaz öyle şey , inanmam...
-yaaa neden inanmıyorsun emmi bana ..öyle diyorlar işte ...orduyu kışkırtmış , komünistlik yapıyormuş sağda solda ...
-orduyu mu kışkırtıyormuş...yok yahuu daha neler...kime karşı kışkırtıyormuş orduyu...kendi milletine karşı mı ? yoksa amerikaya karşı mı ? demek komünistlik yapıyormuş haa... bırak yapsın...nâzım iyi insandır ! hiç halkına zararlı bir şeyi savunur mu o !
kardeşim gibi severim onu... canım ciğerim , tepeden tırnağa insandır o !...
''proleter balık''
-neymiş efendim ...nâzım hikmet vatan hainiymiş...ooo sahi mi yaa...vatan haini haa...nâzım hikmet ? hani şu bizim halkını , ülkesini seven nâzım değil mi ? o mu vatan haini imiş...yok canımm...yanlışınız olmasın ? o çok iyi bir insandır... nasıl vatan haini olur yahuu... yanlışınız olsa gerek !
-yok yok...yanlışım yok...vatan haini olduğuna dair mahkeme kararı var...!
-hayır canım olamaz...hem kime göre vatan haini ilan etmişler onu ? ölsem de inanmam buna...sen amerikan emperyalizmine karşı çıkacaksın , kuvay-i milliye destanı yazacaksın , halkının çıkarlarını düşüneceksin , bir de vatan haini ilan edileceksin hee...yok vallahi olmaz...olmaz öyle şey , inanmam...
-yaaa neden inanmıyorsun emmi bana ..öyle diyorlar işte ...orduyu kışkırtmış , komünistlik yapıyormuş sağda solda ...
-orduyu mu kışkırtıyormuş...yok yahuu daha neler...kime karşı kışkırtıyormuş orduyu...kendi milletine karşı mı ? yoksa amerikaya karşı mı ? demek komünistlik yapıyormuş haa... bırak yapsın...nâzım iyi insandır ! hiç halkına zararlı bir şeyi savunur mu o !
kardeşim gibi severim onu... canım ciğerim , tepeden tırnağa insandır o !...
''proleter balık''
umutsuz bir şarkı...
çıkıp geliyor hayalin beni saran geceden.
denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak.
terk edilmiş , gün batımındaki rıhtımlar gibi.
ayrılık saati bu , ey terk edilmiş !
yağıyor yüreğime soğuk taç yaprakları.
ey yıkıntı uçurumu, vahşi mağarası kaza geçirenlerin.
sende toplanır savaşlar ve uçuşlar.
yükselir senden şarkı kuşlarının kanatları.
bir uzaklık gibi yuttun her şeyi.
deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey !
saldırı ve öpüşün mutlu saatiydi o.
deniz feneri gibi parıldayan o esrime saati.
uçuş korkusu, kör dalgıç öfkesi,
çalkantılı esrikliği aşkın, sende battı her şey !
kanatlandı, yaralandı ruhum pusun çocukluğunda.
kayıp keşif, sende battı her şey !
sarıp sarmaladın acıyı, tutunuyorsun arzuya,
kendinden geçmişsin üzüntüyle, sende battı her şey !
ittim gölge duvarını geriye,
arzu ve eylemin ötesine, yürüdüm gittim.
ah ten, benim tenim, sevip yitirdiğim kadın,
seni çağırıyorum yaslı saatte, sana adıyorum şarkımı.
içine aldın sonsuz sevecenliği bir fanus gibi
ve tuz buz etti seni sonsuz unutuluş.
oradaydı adaların kara yalnızlığı,
orada sevda kadını, sardı kolların beni.
susuzluk ve açlık vardı, meyveydin sen.
acı ve yıkıntı vardı, mucizeydin sen.
ah kadın, bilmem nasıl erittin beni
ruhumun toprağında, kollarının arasında!
ne korkunç ve ne kısa oldu sana olan tutkum!
ne zorlu ve ne esrik, ne gergin ve ne aç.
öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarının
yanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların.
ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,
ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.
ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,
içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.
ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,
başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.
yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum
ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!
ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,
çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı seni yutmayan.
yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.
dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.
çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.
ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.
solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,
kayıp kaşif, sende battı her şey !
ayrılık saati bu, hoyrat, bu gibi saat.
gecenin tüm zaman çizelgelerine işaretlendiği an.
sarar kıyıyı hışırdayan kuşağı denizin.
yükselir soğuk yıldızlar, göç eder kara kuşlar.
terk edilmiş, günbatımındaki rıhtımlar gibi.
titrek bir gölge kaldı ellerimde oynaşan.
ah...her şeyden uzak.
her şeyden uzak.
ayrılık saati bu.
ey terk edilmiş !..
''pablo neruda''
denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak.
terk edilmiş , gün batımındaki rıhtımlar gibi.
ayrılık saati bu , ey terk edilmiş !
yağıyor yüreğime soğuk taç yaprakları.
ey yıkıntı uçurumu, vahşi mağarası kaza geçirenlerin.
sende toplanır savaşlar ve uçuşlar.
yükselir senden şarkı kuşlarının kanatları.
bir uzaklık gibi yuttun her şeyi.
deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey !
saldırı ve öpüşün mutlu saatiydi o.
deniz feneri gibi parıldayan o esrime saati.
uçuş korkusu, kör dalgıç öfkesi,
çalkantılı esrikliği aşkın, sende battı her şey !
kanatlandı, yaralandı ruhum pusun çocukluğunda.
kayıp keşif, sende battı her şey !
sarıp sarmaladın acıyı, tutunuyorsun arzuya,
kendinden geçmişsin üzüntüyle, sende battı her şey !
ittim gölge duvarını geriye,
arzu ve eylemin ötesine, yürüdüm gittim.
ah ten, benim tenim, sevip yitirdiğim kadın,
seni çağırıyorum yaslı saatte, sana adıyorum şarkımı.
içine aldın sonsuz sevecenliği bir fanus gibi
ve tuz buz etti seni sonsuz unutuluş.
oradaydı adaların kara yalnızlığı,
orada sevda kadını, sardı kolların beni.
susuzluk ve açlık vardı, meyveydin sen.
acı ve yıkıntı vardı, mucizeydin sen.
ah kadın, bilmem nasıl erittin beni
ruhumun toprağında, kollarının arasında!
ne korkunç ve ne kısa oldu sana olan tutkum!
ne zorlu ve ne esrik, ne gergin ve ne aç.
öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarının
yanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların.
ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,
ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.
ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,
içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.
ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,
başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.
yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum
ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!
ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,
çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı seni yutmayan.
yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.
dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.
çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.
ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.
solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,
kayıp kaşif, sende battı her şey !
ayrılık saati bu, hoyrat, bu gibi saat.
gecenin tüm zaman çizelgelerine işaretlendiği an.
sarar kıyıyı hışırdayan kuşağı denizin.
yükselir soğuk yıldızlar, göç eder kara kuşlar.
terk edilmiş, günbatımındaki rıhtımlar gibi.
titrek bir gölge kaldı ellerimde oynaşan.
ah...her şeyden uzak.
her şeyden uzak.
ayrılık saati bu.
ey terk edilmiş !..
''pablo neruda''
şair pablo neruda...
merhaba, ben bu yazımda sizlere pablo neruda'yı kısaca tanıtmak istiyorum. eminim aranızda onu tanıyan ya daşiirlerini okumuş olan...benim bu şairle tanışmam lisedeki edebiyat öğretmenim sayesinde olmuştur. şili'li şair (ve diplomat) ricardo neftali reyes , ya da herkesin bildiği şekliyle pablo neruda...
şair takma ismini çek asıllı meslektaşı jan neruda'dan türetmiştir.
daha sonra bu isim yasal adı olarak kalmıştır. 12 temmuz 1904'te şili'nin parral kasabasında doğdu.
ilk şiirlerini 1917-1920 yılları arasında yazmaya başladı. 1923'te babasının armağan ettiği saati ve cok az sayıda olan eşyalarını satarak ilk şiir kitabı ''crepusculario''yu (akşam alacası) çıkarttı.
1953'te ''lenin barış ödülü''nü, 1971 yılında ''nobel ödülü''nü alan büyük ozan yirmisinde ''yirmi aşk şiiri ve umutsuz şarkı''yı yayınlayarak adını duyurmuştur.
bu şiir kitabı şairin özlemlerini, üzüntülerini, tutkularını barındırmaktadır...
ayrıca pablo neruda şairliğinden önce ülkesindeki ve ispanya'daki faşizme her zaman karşı durmuş, yaşamı boyuncada güçlü siyasi duruşuyla tanınmıştır. sürgüne gönderilmeden önce ise açıksözlü bir komünist olarak, şili komünist partisi'ne hizmet etmiştir. ayrıca pablo neruda'ya şili'nin nazım'ı denilmektedır.
neruda sadece ve sadece siyasi düşüncelerinden dolayı sürgün edilmiştir...
arkadaşı videla ise savaştan sonraki seçimlerde başkanlığa adaylığını koyacak ve neruda da savunucusu olacaktır. ama ne yazıkki seçimlerden sonra videla
hıç de dediklerını yapmayacak ve işçilerin haklarını koruyacak bir oluşum içine girmeyecektir. tam aksine bir polis devleti kurulması için çalışmıştır .
neruda bu olaya karşı çıkar ve 1948 yılında yargı önüne çıkartılır. nobel edebiyat ödüllü dünyaca ünlü şairin santioga'dakı evi , videla'nın adamları tarafından yağmalandıktan sonra 23 eylul'de gözaltına alınır, bir süre sonra ise öldüğü
açıklanır...
''halkım ben parmakla sayılmayan
sesimde pırıl pırıl bir güç var
karanlıkta boy atmaya,
sessizliği aşmaya yarayan''
''çupra''
şair takma ismini çek asıllı meslektaşı jan neruda'dan türetmiştir.
daha sonra bu isim yasal adı olarak kalmıştır. 12 temmuz 1904'te şili'nin parral kasabasında doğdu.
ilk şiirlerini 1917-1920 yılları arasında yazmaya başladı. 1923'te babasının armağan ettiği saati ve cok az sayıda olan eşyalarını satarak ilk şiir kitabı ''crepusculario''yu (akşam alacası) çıkarttı.
1953'te ''lenin barış ödülü''nü, 1971 yılında ''nobel ödülü''nü alan büyük ozan yirmisinde ''yirmi aşk şiiri ve umutsuz şarkı''yı yayınlayarak adını duyurmuştur.
bu şiir kitabı şairin özlemlerini, üzüntülerini, tutkularını barındırmaktadır...
ayrıca pablo neruda şairliğinden önce ülkesindeki ve ispanya'daki faşizme her zaman karşı durmuş, yaşamı boyuncada güçlü siyasi duruşuyla tanınmıştır. sürgüne gönderilmeden önce ise açıksözlü bir komünist olarak, şili komünist partisi'ne hizmet etmiştir. ayrıca pablo neruda'ya şili'nin nazım'ı denilmektedır.
neruda sadece ve sadece siyasi düşüncelerinden dolayı sürgün edilmiştir...
arkadaşı videla ise savaştan sonraki seçimlerde başkanlığa adaylığını koyacak ve neruda da savunucusu olacaktır. ama ne yazıkki seçimlerden sonra videla
hıç de dediklerını yapmayacak ve işçilerin haklarını koruyacak bir oluşum içine girmeyecektir. tam aksine bir polis devleti kurulması için çalışmıştır .
neruda bu olaya karşı çıkar ve 1948 yılında yargı önüne çıkartılır. nobel edebiyat ödüllü dünyaca ünlü şairin santioga'dakı evi , videla'nın adamları tarafından yağmalandıktan sonra 23 eylul'de gözaltına alınır, bir süre sonra ise öldüğü
açıklanır...
''halkım ben parmakla sayılmayan
sesimde pırıl pırıl bir güç var
karanlıkta boy atmaya,
sessizliği aşmaya yarayan''
''çupra''
mutlu aile tablosu...
o kadar hızlı kirlendik ki , masumiyet çocukluk fotoğraflarında kaldı...
şimdi o eski fotoğraf albümlerini açıp baktığımda gözlerim yaşarıyor . eski bir fotoğraftaki küçük kızın gülen gözlerine takılıp kalıyorum. saçlarını okşayıp , kocaman gülen yüzüne bir öpücük konduruyorum . sonra gözlerim başka bir fotoğrafa takılıyor . mutlu , güzel bir aile fotoğrafı . herkes o kadar mutlu bakıyorki objektife...
albümün sayfaları ilerledikçe aradan yıllar geçiyor ve aile fertleri farklı fotoğraf karelerine dağılmaya başlıyor . yeni karelere yeni insanlar ekleniyor . fertler objektiften ve bir arada bulunmaktan kaçmaya başlıyor , kimi yüzünü çeviyor ; kimi de karanlığın arkasına saklanıyor .
oysa eskiden herkes ne kadar da aydınlıktı ...
ve sayfalar ilerledikçe şehirler değişiyor , evler değişiyor , kareler azalmaya başlıyor . sonra bir ciddiyet dökülüyor yüzlere .
''anne'' , albüme fotoğraf yerleştirme işinden istifa ediyor ve kimse görevi üstlenmiyor . fotoğraflar poşetler içinde birikiyor , tozlanıyor . sonra dijital fotoğraf makineleri , aile içinde çoğalmaya başlıyor ve anılar sanatlaşıyor . hatıralar bireyselleşiyor ve bilgisayarlardaki ''belgelerim'' klasöründe saklanıyor . albümde ve poşetin içinde beklemekten solan fotoğraflar küsüyor , anılar değersizleşiyor...
şimdi düşünüyorum da çocukken hepimiz bu kadar mutlu muyduk ? gerçekten mutlu aile olmayı bir dönem başarabilmiş miydik ? yoksa o zamanlar buna inanması daha mı kolaydı ? o zamanlar beyazın kirlenmesi daha mı zordu ?
sistem ''masumiyeti'' çocukluk fotoğraflarında bıraktı ama umarım yeni neslin ''çocukluğunu'' onlardan almaz !..
''zindan delen''
şimdi o eski fotoğraf albümlerini açıp baktığımda gözlerim yaşarıyor . eski bir fotoğraftaki küçük kızın gülen gözlerine takılıp kalıyorum. saçlarını okşayıp , kocaman gülen yüzüne bir öpücük konduruyorum . sonra gözlerim başka bir fotoğrafa takılıyor . mutlu , güzel bir aile fotoğrafı . herkes o kadar mutlu bakıyorki objektife...
albümün sayfaları ilerledikçe aradan yıllar geçiyor ve aile fertleri farklı fotoğraf karelerine dağılmaya başlıyor . yeni karelere yeni insanlar ekleniyor . fertler objektiften ve bir arada bulunmaktan kaçmaya başlıyor , kimi yüzünü çeviyor ; kimi de karanlığın arkasına saklanıyor .
oysa eskiden herkes ne kadar da aydınlıktı ...
ve sayfalar ilerledikçe şehirler değişiyor , evler değişiyor , kareler azalmaya başlıyor . sonra bir ciddiyet dökülüyor yüzlere .
''anne'' , albüme fotoğraf yerleştirme işinden istifa ediyor ve kimse görevi üstlenmiyor . fotoğraflar poşetler içinde birikiyor , tozlanıyor . sonra dijital fotoğraf makineleri , aile içinde çoğalmaya başlıyor ve anılar sanatlaşıyor . hatıralar bireyselleşiyor ve bilgisayarlardaki ''belgelerim'' klasöründe saklanıyor . albümde ve poşetin içinde beklemekten solan fotoğraflar küsüyor , anılar değersizleşiyor...
şimdi düşünüyorum da çocukken hepimiz bu kadar mutlu muyduk ? gerçekten mutlu aile olmayı bir dönem başarabilmiş miydik ? yoksa o zamanlar buna inanması daha mı kolaydı ? o zamanlar beyazın kirlenmesi daha mı zordu ?
sistem ''masumiyeti'' çocukluk fotoğraflarında bıraktı ama umarım yeni neslin ''çocukluğunu'' onlardan almaz !..
''zindan delen''
spiker...
ekranları ya da sofraları başında bizi izleyen herkese merhaba . saat 19:30 akşam haberlerinin özetlerini sunuyorum öncelikle . türkiye'den yine alışılmış heberlerle başlamak istiyorum .
(x) adlı kişi işsizlik nedeniyle intihar etti...(y) adlı kişi bunalıma girerek , karısı ve iki çocuğunu bıçakladı ...
bir araç polisler tarafından durduruldu . araçtaki şoför (z) adlı kişi sarhoştu ancak sarhoş olmadığını iddia ederek polislerle tartıştı... (abc) adlı kişiler sobadan zehirlenerek öldü...(ğğğ) adlı üç kişi bir kıza tecavüz ettikten sonra ormana atıp kaçtı. kız ormanda ölü bulundu ...
alacağı yüzünden komşusunu bıçaklayan bir kişi apartmanda dehşet anları yaşattı...
küçük çocuklar soğukkanlılıkla bugün de cüzdan çalmaya devam etti...
kıbrıs'ta deprem oldu .birçok kişi hayatını kaybetti yüzlerce bina yerle bir oldu .göçük altında kalanları kurtarma çalışmaları başlatıldı...
kuş gribinden sonra domuz gribi de panik yaratmaya devam ediyor. uçan canlıların katledilmesinden sonra , domuzlar da ortadan kaldırılıyor...
yani zamlar kapıda...maaşlar %10 arttı...
türkiye'de yabancı şirketlerin petrol arama istekleri kabul edildi...
türkiye'de tavuk ithalatından sonra ; domuz üretimi de yasaklandı...
öss'ye hazırlanan bir genç ,bunalıma girerek canına kıydı. ailesi yasta...
faili meçhul cinayetlere bir yenisi daha eklendi...
dünyanın bir çivisi daha çıktı...
bugünkü mönümüz de böyle , hepinize afiyet olsun . iştah kaldıysa eğer...
''mavi cerrah balığı''
(x) adlı kişi işsizlik nedeniyle intihar etti...(y) adlı kişi bunalıma girerek , karısı ve iki çocuğunu bıçakladı ...
bir araç polisler tarafından durduruldu . araçtaki şoför (z) adlı kişi sarhoştu ancak sarhoş olmadığını iddia ederek polislerle tartıştı... (abc) adlı kişiler sobadan zehirlenerek öldü...(ğğğ) adlı üç kişi bir kıza tecavüz ettikten sonra ormana atıp kaçtı. kız ormanda ölü bulundu ...
alacağı yüzünden komşusunu bıçaklayan bir kişi apartmanda dehşet anları yaşattı...
küçük çocuklar soğukkanlılıkla bugün de cüzdan çalmaya devam etti...
kıbrıs'ta deprem oldu .birçok kişi hayatını kaybetti yüzlerce bina yerle bir oldu .göçük altında kalanları kurtarma çalışmaları başlatıldı...
kuş gribinden sonra domuz gribi de panik yaratmaya devam ediyor. uçan canlıların katledilmesinden sonra , domuzlar da ortadan kaldırılıyor...
yani zamlar kapıda...maaşlar %10 arttı...
türkiye'de yabancı şirketlerin petrol arama istekleri kabul edildi...
türkiye'de tavuk ithalatından sonra ; domuz üretimi de yasaklandı...
öss'ye hazırlanan bir genç ,bunalıma girerek canına kıydı. ailesi yasta...
faili meçhul cinayetlere bir yenisi daha eklendi...
dünyanın bir çivisi daha çıktı...
bugünkü mönümüz de böyle , hepinize afiyet olsun . iştah kaldıysa eğer...
''mavi cerrah balığı''
birleşin...
çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...
-
çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...
-
emir kusturica bu filmde de yine bizleri tadına doyulmaz bir coşku ve eğlence ile yüzlerimizde oluşan sürekli bir gülümseme hissine saptırıy...
-
bir-onaltı , bir-onsekiz üç-onaltı , bir çeyrek (neden onaltı tanrım , onyedi olsa ) kaç bin tane yaz gitti hey gidi hey bunlar yüzünden ve ...
