17 Nisan 2014 Perşembe

silah fabrikasında çalışıyordu...

silah fabrikasında çalışıyordu
bunaltan sorularla yüreğinde
terleyerek uyanıyordu
boğuntu içinde

kanlı çocuk yüzleri
geçiyordu düşlerinden
cesetler geçiyordu
bombalanmış kentlerden

bir an geldi bakamaz oldu
eşe , dosta , arkadaşlara
kaçtı kalabalıklardan
sığındı ıssızlıklara

yazdı içinden geldiğince
zihnini kemiren düşünceleri
ve bir gün iş saatinde
çıkardı koynundan bildiriyi

bir çılgının sesiyle
okudu haykırarak :
''arkadaş , yaptığın
korkunç işi bırak''

çocuklar öldürülüyor
ürettiğimiz silahlarla
bir son vermeliyiz
bu canavarlığa

fabrikada iş
durdu bir an
sirenler çaldı
sesi duyulmaz oldu uğultudan

''yaratan , üreten insanlarız biz
bir çıkarımız yok savaşmaktan
vazgeçelim elbirliğiyle
silah yapmaktan...''

sürükleyip götürdüler
bir daha haber çıkmadı ondan...
kimi ''kaçık'' dedi ona...
kimi ''kahraman'' .


''ataol behramoğlu''
''bebeklerin ulusu yok'' adlı kitaptan

6 Mart 2014 Perşembe

durduramayacaklar halkın coşkun akan selini...

gardiyanları ve yargıçları ve savcıları
hepsi halka karşıdır
kanunları, yönetmelikleri, bütün kararları
hepsi halka karşıdır
dergileri, gazeteleri, bütün yayınları
hepsi halka karşıdır

bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

panzerleri, kelepçeleri, bütün silahları
hepsi halka karşıdır
zindanları, tutukevleri, işkenceevleri
hepsi halka karşıdır
borsaları ve şirketleri ve iktidarları
hepsi halka karşıdır

bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
durduramayacaklar halkın coşkun akan selini


''bertolt brecht''

19 Ocak 2014 Pazar

düşerim...

bazan oturduğum yerde
kendikendime dalıp giderim,
bulanık geçmişimle.
genişleyen halkalar çizerim,
bir düşün uyanık imgesine.

gölünüze taş düşerim.

sizse hep konuşursunuz
sığınıp kof sözlere,
kaçarak kendinizden
uğuldayan hüznünüzle.
telâşla geceyi bulursunuz.

gözünüze yaş düşerim.



''metin altıok''

14 Ocak 2014 Salı

hayat devam etti ben sıkıldım...

susuyorum .
sessizlikten sıkılıp tekrar susuyorum .
sonra tekrar .
acayibim anlayacağınız üzere .
yoğun bir küf kokusu hayatımda boy gösteriyor .
ömründen daha önce eskimiş işçi pantolonu gibiyim .
zamanı fazladan kulanmışım da her şeyden erken bitmiş gibi sanki .
oysa uykuda geçirdiğim süreyi yaşadığıma oranlasak ;
alacaklı bile çıkarım hani .
hayatın dörtte birini uykuya kaptırdığım için
bazen isyan ederim ama düşünürüm sonra
uyumasam ne yapabilirdim ki ?
aklıma hiçbir cevap gelmez .
neden daha fazla uyumadım diye hayıflanırım sadece .
sanırım beni anlamsızca yoran da bu .
ve sıkılır tekrar susarım hayat devam eder .

yine bu sıkılgan günlerimden biriydi .
hava ustura .
kış bütün cömertliğiyle evin içindeydi .
uyumanın işkence halini aldığı bir an .
solgun yanan elektirk sobası
ve bir türlü ısınmayan yorganın katkısı da büyük .
sonra biraz ısınmak ve zaman geçirmek üzere hazırlanıp evden çıktım .
niyetim bol süslü bir avm'de
sıradan bir alışveriş havasına bürünerek soğuktan uzaklaşmaktı .
kışlık kıyafetlere sarılıp yola çıktım .

yolumu kesip hatırımı sordu , bir sigara istedi .
eskiden kalma alışkanlık paket var ateş yok tabi .

 -- ateş yok dedim ona sigarayı uzatırken .
-- önemi yok dedi ben yakarım beraber içeriz .
acelem olduğunu söyledim ama duymadı .
ya da işine öyle geldi .
tam yürüyecektim ki anlatmaya başladı birden konuya girerek .
dün bir kitap okumuş .
bir aşk romanı .
ben de okumuştum o yazarın birçok kitabını .
anlatması hoşuma gitti .
-- güzel bir yazar dedim . güldü .
neden gülüyorsun diye sordum hemen ?
-- adam beni anlatmış ondan diye yanıtladı beni .
-- nasıl yani senin hayatını kitap mı yapmış ?
-- bilmiyorum ama anlattığı kişi benim dedi .
-- nereden biliyorsun bunu ?
-- çünkü kitabı okudum
-- zor olmuyor mu nasıl okuyorsun ?
-- zor tabi . hem de çok . ama okurken soğuğu unutuyorum .
bizim gibilerin kitap okuduğunu kimse düşünmez pek ama okuyorum işte .
yakmaya kıyamıyorum bazen . arkadaşlar köpürüyor bana .
ne yaparsın arkadaş , soğuğa rüşvet vermen lazım canını almaması için .
biz de hayallerimizden veriyoruz anlayacağın .
-- hayal derken neyi kastettin ?
-- hayal işte arkadaş
bak okumasam nerden bilecektim adamın beni anlattığını ?
nerden bilecektim benim hayatımı okumak için birilerinin para verdiğini ?
yaşantımızın bizden başkalarına eğlence olduğunu ?
oysa beni ne kadar çok kişi görüyor ,
kimse dönüp de bakmaz bile .
ama kitaplarda öyle mi ?
sonu merak edip durur okuyan kişi...
eskiden sen de yolunu değiştirirdin unuttun mu arkadaş ?

kendimden utanmaya başladım .
yanaklarım kızarmaya başladı o anda .
eliyle omzuma dokundu bir an .
-- senin suçun değil dedi . herkes öyle .
biliyorum bizim gibilerin hayatı sadece romanlarda konu olunca dikkat çeker .
çünkü onlar yaşamıyor bu koşullarda...

canım sıkıldı .
yapacak bir şey düşündüm ama bulamadım .
sustum daha fazla canım sıkıldı .
hoşçakal anlamında elimi kaldırdım ve yürüdüm .
oysa ne değerliydi yaşadıklarımız .
ama kitap sayfalarında .
bu düşünceler canımı sıktı .
ve sustum... sustukça sıkıldım...

''beta''

12 Ocak 2014 Pazar

bir anda...

seni sevmeyi ben seçtim biliyorum
bunda senin bir suçun yok 
 

haberin bile yokken
bir anda sevdim seni
çok kısa sürede oldu bu
anlatsam inanmazsın...
biliyorum güzel geliyor sana yaşamak
güzel geliyor yeryüzünde geçen zaman
evet güzel , şimdi anlatamayacağım kadar çok olan şeyler
ben de güzel bulabilirim her şeyi
buna zorlayabilirsem kendimi
kelebeklerin ve kedilerin peşinden koşarken
bir güvercinin ta gözlerinin içine bakarken
ya da bir sokak köpeğinin bakışlarındaki saflığı hissederken
bana da güzel geliyor yaşamak
ama bunlar para etmez biliyorum
kendi deliliğimle kalakalırım öylece
tıpkı bunlar gibi seni sevmeyi de ben seçtim
senden habersiz
bir anda sevdim seni
çok kısa sürede oldu bu
anlatmıyorum
çünkü inanmazsın ...

''proleter balık''

10 Ocak 2014 Cuma

zonguldak ağıdı...

bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin,
ellerin, yeraltında yitmiş kocaman ellerin.

yıllarca çalışırsın, gündeliğin on lira,
açsın, susar kuyular bağıra bağıra

ko yamyassı ayakların balçık toprağa girsin,
kim yürürse öldürürler bilirsin.

zonguldak ölü iki gecede gecede diri bir,
zonguldak bir türkiye, bir aç türkiye değil midir?
tanrı yeryüzünündür, bir pay düşmez sana,
sen yeraltındasın, tanrısızsın, anlasana.

''fazıl hüsnü dağlarca''

12 Kasım 2013 Salı

tanrı bizimle...

adımın önemi yok
yaşımsa pek küçük
geldiğim ülkenin adına 
orta batı derler
orda yetiştim ve öğrendim
kanunlara uymayı ve tanrının 
yaşadığım topraktan yana olduğunu 

tarih kitapları anlatır
hem bayağı iyi anlatır
süvarilerin hücumunu 
kızılderililerin ölümünü
ülkem henüz gençti
ve tanrı yanındaydı

ispanya amerika savaşı 
gününü doldurdu
ve sonra iç savaş
epeyi geride kaldı
ve kahramanların adları 
herkese ezberletildi
ellerinde silahları 
ve yanlarında tanrıyla

birinci dünya savaşı çocuklar
geldi geçti
savaşmanın nedenini 
anlayamadım gitti
ama öğrendim kabullenmeyi
kabullenmeyi gururla
ölümü takmadığınızı 
tanrı sizinle olunca

ikinci dünya savaşı
başlayıp bittiğinde
bağışladık almanları
ve dost edindik kendimize
altı milyon insan öldürüp
fırınlarda yaktılar
oysa almanlar bile şimdi
tanrıyı yanlarına aldılar

bir yaşam boyu öğrendim
ruslardan nefret etmeyi
ve yeni bir savaş çıkarsa
onlarla döğüşeceğimizi
nefret edip korkacağımı 
ve kaçıp saklanacağımı 
tanrı benimle olunca 
herşeyi cesurca kabulleneceğimi

bunalımlı günlerimde 
hep bunları düşünürüm
isanın bir öpücükle 
ihanete uğradığını
ama sizin yerinize düşünemem
kendiniz verin kararı
judas iskarlot'nun da 
yanında mıydı tanrı 

neyse şimdi gidiyorum 
yorgunluktan bitkin
kafamın karışıklığını anlatmanın 
hiç de zamanı değil
sözcükler kafama doluyor
taşıp yerlere dökülüyor
eğer tanrı bizimleyse 
gelecek savaşı durduracaktır !

''bob dylan''
''bir şarkı ırmağı'' adlı kitaptan

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...