8 Haziran 2010 Salı

güzel saçlı nergis çiçeği...

borel olmayan ölçülebilir bir kümenin varolduğunu ispatlarken ben , birileri acı çekiyor bir coğrafyada . çingene bir kız ağıt yakmış ölüsünün ardından , sönen sigaranın çıkardığı ses , sanki onun kâlbinden geliyor . bu ses ağıdına karışıyor . duyuyorum , içim eziliyor . sonra gözlerinden yaşlar akıyor , kırmızı üstüne altın sarısı işlemeli eteğine . dünyaya yenik başlamış oksijenle sarartılmış saçlarıyla güzel çingene kızı . ninesinin ardından döküyor yaşları . bembeyaz saçları taranmış nine , öylece yerde uzanıyor . beyaz örtünün üstünde bıçak parlıyor . siyahlar içindenki çingene kadınları dövünüyorlar dizlerine vura vura . sekizine yeni girmişken hiç anlamadığı şeyler oluyor evinde , anlamadan döküyor yaşları kırmızı eteğine , devam ediyor ağıdına .

evden çıkanlar ''kansermiş , aman düşman başına , bu hastalık iyi bir bakım gerektiriyormuş , bakımsızlıktan ölmüş kadıncağız'' diyorlar . sekizine yeni girmiş oksijenli saçlı küçük kız , çeviriyor kafasını bu cümleyi duyunca . o çalışıp çok iyi baktı ninesine , ''nasıl yani bakımsızlıktan öldü ? onu çağırdılar yukarıdan , kimse bilmiyor'' diye düşünüyor küçük kız . ninesi çok bilgili kadın ve gizli güçleri var ellerinde . her sorunu çözebilir . yukarıdakilerin onun bu becerikli ellerinden çıkacak sihre ihtiyaçları vardır . ondan aldılar onu yanlarına... ne saçmalıyor bu kadınlar ?

evden yavaş yavaş çıkıyorlar . içlerinden bir tanesi soruyor diğerlerine : ''bu kız kiminle kalacak ?'' bir diğeri cevaplıyor : ''azra kadına gider , tabi pervan onu isterse'' sarı saçlı küçük kız sinirleniyor bu duyduklarına daha çok , o kendine bakıyor zaten , gerek yok başka birine .

sonunda evinde ninesinin solgun bedeniyle başbaşa kalıyor . masanın üstünde ninesinin iki gün önce getirdiği kır çiçekleri duruyor . ara ara nine mahallenin başındaki o köşede oturup çiçek satardı koca sepette . bu çiçekler satamadıkları . sarı saçlı kız tekrar beyaz ipek saçlarına bakıyor ninesinin . o sırada kapı açılıyor . gelen kişi azra kadın . gülüyor , küçük kız sevmez gelen kadını . azra kadın kolundan tutup sürüklüyor kızı , ağzını açıp tek bir şey söyleyecek fırsatı olmuyor . oksijenle sarartılmış saçları rüzgârda savruluyor . bu sefer gözlerinden dökülen yaşlar kırmızı eteğe düşmüyor , boşlukta savruluyor .

kapısı açık evden bir gürültü geliyor . masadaki çiçekli vazo düşüyor yere . küçük kız bilmiyor ninesinin bilerek satmadığı bu güzel çiçekler onun için ; nine torununa nergis adını koymuş , bu güzel nergis çiçekleri gibi her daim güzelliği ile anılsın diye...ondan her hafta ''satamadım''' diyerek getirirmiş bu nergisleri eve ama diyememiş küçük kıza bunu hiç . çünkü sevmeyi öğretmemişler nineye ve nine de bilmiyormuş küçük kız da bu çiçekleri çok sever , çünkü çok sevdiği ninesi bir tek bu çiçeklere bakarken gülümsermiş...

bu hikâyeyi bana anlatan duvardaki guguklu saaat ''kimse bilmeyecek tüm bu gizleri senden başka'' dedi . şimdi bir de siz biliyorsunuz .


''rina''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...