1 Haziran 2010 Salı

kısa yaşam öyküsü bölümünde...

...
bir gece , fehmi gülmez gittikten sonra , çekine çekine , ''şunlara bir göz atar mısın ?'' diyerek feride'nin eline tutuşturdu bu şiirleri , o da yatağına uzanarak hiçbirini atlamadan , tek tek okudu hepsini , sonra , hiçbir şey söylemeden , yorganın üzerine bıraktı , sıkıntıyla içini çekti , gözlerini gözlerine dikerek , ''bu zırvaları sana hiç yakıştıramadım'' dedi ; ''gerçek bir devrimci böyle bireysel duygularla zaman yitirmez ; bizim kendi aramızdaki duygular da ikimizden başka hiçkimseyi ilgilendirmez . senden rica edeceğim : benim için şiir yazma bir daha'' .

bir an , elektrik kesilmiş gibi bir duyguya kapıldı rahmi sönmez , sonra , kendini toparlamaya çalışarak , ''neden ? senden sözettiğim çok mu belli ?'' diye kekeledi . feride neredeyse sinirli bir sesle , ''belli olmuş , olmamış , orası önemli değil ; benim hoşuma gitmeyen , yirminci yüzyılın ortalarına geldiğimiz şu günlerde devrimci bir ozanın aşk şiirleri yazmaya kalkması'' , diye yanıtladı . rahmi sönmez , tanıştıklarından buu yana ilk kez , feride'nin yanlış bir görüşü savunduğunu düşündü , gene tanışmalarından bu yana ilk kez , ona karşı çıkmaya yeltenerek , ''ama nâzım...'' diye kekeledi : ''çok iyi bilirisin ki , nâzım da çok aşk şiiri yazdı , karısına mektuplar yazdı'' . feride gene etkilenmedi , ''bu da onun ayıbı'' , demekle yetindi . rahmi sönmez daha fazla dayatmayı gereksiz buldu o zaman , şiirleri yorganın üstünden toplayıp aldı . ''yırttayım mı ?'' diye sordu . ''evet , bence de en doğrusu bu'' dedi feride : ''yırt gitsin !''

rahmi sönmez , bir an bile duralamadı , birilerinin eline geçip suç kanıtı olarak kullanılmalarından korkarcasına , küçücük parçalara böldü bütün şiirleri , mutfağa götürüp çöp tenekesine boşalttı . dört beş kâğıt kırıntısı , bu beklenmedik yazgıya direnmek istercesine , ötekilerden ayrılarak döne döne mutfağın taşlarına kondu . rahmi sönmez çömeldi , bunları da bir bir toplayıp ötekilerin yanına koydu . odaya döndüğünde , feride , geceliğinden gözlüğüne , üzerinde ne varsa çıkarıp sırt üstü uzanmış , dudaklarında ışıltılı bir gülümseme , kendisini bekliyordu . ''hadi , çabuk , soyun da gel'' dedi , sonra , onu kendine doğru çekerken , ''inan bana , nâzım baba karısına mektuplarını yalnız karısına yazsaydı , çok daha iyi ederdi'' , diye ekledi : ''kavgamızın erleriyiz biz , onun da söylediği gibi birer sıra neferiyiz , roman kahramanları değiliz''...

rahmi sönmez aşk şiiri yazmadı bir daha , feride'nin marx yorumlarını dinlerken de kafasını ve yüreğini tümüyle bu yorumlar üzerinde yoğunlaştırmaya çalıştı , yoğunlaştırdı da . ama durum değişmedi : ne yaparsa yapsın , hep bir ezgi gibi algıladı das kapital'i .sonunda , ilkokul dördüncü sınıftan beri yararlanageldiği yola başvurdu : güneşli bir nisan sabahı , üsküdar-karaköy vapurunda , o güne değin dinledikleri marx açıklamalarını fehmi gülmez'e iki kez üst üste özetlettirdi , sonra , hemen ilk derste , bu özeti kâğıt üzerinde bir şiir gibi işleyerek marx'ın bunca yorumcuyu birbirine düşüren ünlü kuramını , bilemedin çeyrek saat içinde aydınlatılmadık yanı kalmayan , çelişkisiz , girintisiz çıkıntısız bir öngörüye dönüştürdü...



''tahsin yücel''
''peygamberin son beş günü'' adlı kitaptan

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...