13 Temmuz 2010 Salı

bir ayın son günleri...

belirsiz bir karanlığın içinde ilerlerken
yol boyunca yıldızların ve düşlerin aydınlığı
ve kıvılcımlar patlatan neşesi eşlik ediyordu bize
her yolculuğa başlarken hissedilen yorucu hüzün ;
belki de tüm gidişata yön ve anlam verecek ,
bir şeylerle son bulmalı diye mi düşünüyorsun ?
ama başlayan tüm yolculuklar gibi bu da
kendi içinde çözemediğin bir takım soruları barındırıyor
bir köşede gizli kalmış o yorucu hüzünden türeyen sorular...
ve belki de bir gülüşte ya da farkedilmeyen
anlık pırıltısında güneşle çarpışan gözlerinin
işte tüm bunlar senin kendini fırlattığın yolculuğunda ,
otobüsün camına yansıyan düşlerin


sabaha karşı artık bize eşlik eden zeytin ağaçları
ve coşkulu dalgalarıyla insanı kendine saplandıran
bir deniz işte ege denizi var gözlerimizin önünde
serin , tuz kokulu ve berrak bir dost gülümsüyor şimdi
tam karşımızda bak haydi uzat ellerini ona
izin ver seni sevmesine kaplamasına her yerini
ve kıyısında ilerledikçe yosun yerine
zeytin ağaçlarının yapraklarını görüyoruz saçlarında egenin

deniz sesleri mi bunlar yoksa bir piyano mu ?
ilerleyen zaman hiçbir şeyi umursamazca tekrarlıyor kendini
ne sesi bu tarif edebilir misin bana ?
bir ayın son günlerini yaşıyoruz bu aralar
güneşin batışıyla biten her gün
ağustostan kurtulup eylüle doğru ilerliyor
bir canbazın ip üstünde yürüyüşü gibi
her şeyi göze alarak
tıpkı yolculuğa çıkar gibi...
buralarda mısın ?
yoksa şimdi en uzak şehirlerden birinde mi ?


''proleter balık''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...