18 Temmuz 2010 Pazar

zaman ve bellek...

zaman , doğacak güneş içimde :
adalara vapur beklerken geldin . kırmızı görüyordum seni bütün . yürüdük iskelede , sağlık için , güzel ölmek için . beceremedik... devam ettik yol boyunca . aklıma ceplerim geldi . ceplerim doluydu senin için . oysa vakit buldukça boşaltmalı insan ceplerini , kâlbini boşaltabildiği gibi , kızıl gökyüzü , sarı ışıklar , kirli istasyonlar . yaşamı tercih ediyorum sağlıklı bir ölüme . kurtuluyordum cam fanusumdan , ruhumun kötü ev sahibinden , sarı ışıkta yükseliyorduk kızıl gökyüzüne . ah adalara vapur...

zaman , tepeden bakıyor bize :
biz de sessizce ve uzunca ufka . halâ aynı gökyüzü , hatırlıyorum dudaklarını , cömert ve tedirgince buluşuyorduk . ayaklarımız çarparken birbirine altında köklerimi görüyordum yitiktim ve yorgundum . susturmuştum bir süre içimdeki yıkımı , onun gürültülü sesini...

zaman yer değiştiriyor :
gözlerinde onunla birlikte . bakmıyorsun , batık bir gemi oluyor gözlerin . benden uzaklaşıyor... ne oldu ? seninle paylaşabilecek ne umudum , ne arzularım ne de fikirlerim kalıyor . istediğim , sonsuz bir bedene girmek ve orada kendimi dinlemek . uyuşuyorum . boşluk sarıyor her tarafımı . ruhum tekrar kiraya çıkıyor . biz yollara düşüyoruz . kaçıyorum...

zaman , batık bir kent şimdi :
başladı küçük yolculuğumuz . acıyla ve altüst oluşla ödeyeceğim bu kaçışın bedelini . tekrar doğuncaysa güneş , kendimle buluşacağım , çıkacağım yola ve yeniden kuracağım zamanı sana...

''lipsoz''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...