1 Ağustos 2010 Pazar

mina'nın ölümü...

kuş sesleri geliyor şimdi evinin önünden . küçük odasında ne hayaller kuruyordur kimbilir . görüşmeyeli çokça zaman oldu . beni tanıyor mudur acaba ? görse hatırlar mı ?

bana şöyle eğildi ve : ''bir gökyüzü mavi olabilir , ya başka bir renk ?'' ''başka bir renk... olabilir elbette'' dedim . ''olamaz'' dedi . ''bu iş bitti bitecek'' . zoraki bir ayrılık . yapılacak tek şey kuş seslerini dinlemek .

uyurken bir gece yatağına dek gitmiştim . nefesini hissedecek kadar yaklaşmıştım . ve ürkmüştüm çok , öldüğünü düşünerek . o uyanmadı ama ben bir süre onu seyrettim . o uyurken eşyaları da topladım . kitapları , mektupları , anıları , bavulları . yalnız , gürültülü bir bakış bıraktım ona , odasında . masanın üzerinde...

geceydi . sabaha yakın bir gece . kapıdan çıktım . anahtarları posta kutusuna bıraktım . ne olursa olsun o eve dönmeyecektim . merdivenleri çıktım . çıktıkça arkamdan geldi . ''gitme , beni bırakma ne olur'' . dönüp bakmadım . ağlayarak çıktı , ben gibi tüm merdivenleri ; merdivenler bittiğinde gün ışıdı . ben bir başka eve gidip yattım . o bir biletle ankara'ya gitti .

ikimiz de çok üzülüyorduk . bu şey aramızdaki her neyse ikimizi de üzüyordu . başka hiçbir şey yapamıyorduk . bütün gün evden çıkmıyor ; kanatıyorduk birbirimizi .

mina çorabını çıkartmazdı geceleyin . o geliyor hatırıma . uyurken yatağın içine çıkarırdı farkında olmadan . yatağın içinde bulamazdı sabah kalktığında işte aynen öyle oldu . uyandığında bulamadı beni de . merdivenleri bu yüzden çıktı benimle . sonsuza dek kaybetmek için beni...

annesi ve babasının geldiği gün , daha doğrusu onlar gittikten sonra bir daha yemek yemeyeceğim demişti . akşam salata yedi... ah mina , senin hatan burada işte...

sonra bir daha görüşmedik dedim ya , yalandı o . bu yaşantıyı sizlere böyle anlatmamın sebebi utanmam . mina'yı ben öldürdüm . onun defalarca karşısına çıktım , defalarca... ve gözlerine bakıp şöyle dedim ona : ''çok renk varmış , senin renklerinden başka''

işte onun gibi hassas bir kadını bu hale ben getirdim bu sözlerle . o da bana şöyle söyledi : ''senin için belki öyledir'' . hiç önemsemeyerek , o öldürdü beni önce . ya da o sözleri ona söyleyerek ben intihar etmiştim .

tam gidecek gibi oluyordu . yine de her akşam bende . artık kedilerden korkuyordu . yemek yemeği de bırakmıştı neredeyse . dışarı çıkmıyor ; kimseyle görüşmüyordu . ben öldürdüm onu...

şimdi . az evvel geçtim evinin önünden . tıpkı bir kelebeğe benziyordu . eşyasız evindeki koltuğunun üzerinden feci uyuyordu . cama vurdum , uyandı... hayır uyanmadı . içeri girmek için kapıyı zorladım . hemen uyandı . uyanmadı... kapıyı kırdım . sese uyanıp kapıya yaklaştı korkarak . hayır yaklaşmadı... yanına gittim . elleri buz gibiydi . uyanmıyordu . ölüydü o . hayır ölmemişti... aldım yatağa götürdüm . yanına uzandım . öldüm... ölmedim... halâ yalan söylemekteyim .

mina beni görünce içeri aldı . ''mina beni terketme'' dedim . ''ömür boyu mutsuz yaşayalım'' . ''başka bir renk var mı gökyüzünde ?'' dedi . ''hayır , her yer mavi'' dedim . o : ''hayır , çok renk var'' dedi . ve beni öldürdü . umursamamış gibi yaparak ben de onu öldürdüm . ya da o bunu bana söyleyerek intihar etti .

''ne olursun , ömür boyu mutsuz yaşayalım''

bunları ben uyduruyorum . mina 5 yıl önce saçma sapan bir hastalık yüzünden öldü . cenazesinde iki kız arkadaşı , annesi , kardeşi ve ben vardım...


''lepistes''
''3. sayıdaki ''mina'' adlı öykünün devamı ve aynı zamanda sonudur''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...