18 Mayıs 2010 Salı

kırmızı bir gece...

kırmızı mutlu bir gece sıcak sarmalarken her yanı kendimleyim huzur içinde aaa ! bir de o koca posterlerdeki işçiler . odadalar , yüzbin belki daha fazla kişiyiz . nasıl sığıyorsunuz o odaya dersen ? bilmem ki hepimiz sığıyoruz ve de çok mutluyuz , gülüyor yüzümüz , keyifle çayımızı yudumluyoruz ve bahsediyoruz birbirimize geçmişten ve de gelecekten . sade umutlu değiliz artık huzurluyuz da . yüzümüzde geçmişin izleri . neler yaptık diyoruz biz birbirimizi bulmadan önce . hep bir ağızdan cevap geliyor : hiç belki sade aradık . yüzbin belki binlerce kişi sade aradık . ama bulduk işte hiç gecikmeden hem de .

sıcak kırmızıya boyuyor odayı . sonra kırmızı yüzlerimize bulaşıyor , her yer kırmızı... bu ne güzel ne canlı bir kırmızı , işçiler sanki koca güçlü elleriyle odaya indirmiş gibiler güneşi . parlıyor güneş ve gene kırmızı . insan keyiften ölür mü bilmem ama bu odada bu güzel kalabalıkla , keyiften ölmek üzereyim . ama ne gerek var canım neden ölelim ? sahi , yapacak o kadar çok şey varken , laf işte benimkisi . böyle bir keyfi , bir de dünyanın en büyük işlerini küçük ama güçlü elleriyle hâlleden arkadaşımın evinde , güzel gözlü cevriye hanımın mırıltılarıyla yaşadım . eğer mutluluğun bir sesi varsa , o da cevriyenin mırıltısıdır diye düşündüm sonraları hep . ve de bir rengi varsa o da kesin kırmızıdır . işçilerin güçlü elleriyle odaya indirdikleri o güneşin rengi , başka sesle tanımlanamaz .

belki abidin resmini yaparken cevriyenin mırıltılarını , kırmızıyı düşünmüştür . kim bilir belki kendine şöyle seslenmiştir : ''mutluluğun bir sesi var ve de bir rengi tuvalde . belki sade kırmızı olsa ama canlı bir kırmızı'' herkes resmi gördüğünde anlasa sonra bu mutluluğun resmi...


''rina''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...