26 Mayıs 2010 Çarşamba

yazının gücü...

hiç uykum yok... hiç uyumak istemiyorum , neden ben de bilmiyorum . insanın evi gibisi var mıdır ki ? zannetmiyorum . beni sabahları babam uyandırıyor , ailemle kahvaltı yapıyorum . televizyon izliyorum ve ödevimi rahatça araştırma fırsatım oluyor . şimdi en sevdiğim şeyi yapıyorum . bir yandan müzik dinliyorum ; diğer yandan da yazımı yazıyorum . her insanın yazı yazması gerektiği düşünüyorum . düşünüyorum çünkü insanlar anlatamadıklarını ya çeşitli imgelerle , ya dolaylı yollardan ya da işaretlerle yeni bir şekilde anlatır ama yazıdaki gibi olmaz bu . eğer insanlar bir şeyleri yalnızca konuşarak yapsaydı ya da işaretlerle anlatsaydı , bugün hayranlık duyduğumuz şiirler , hikâyeler , romanlar olur muydu ?

yazıya aktarmamız belki de o sırada özel olduğumuzu hissetmek içindir . belki özel hissetmek için günlük tutarız .olayları birileri okuyacakmış gibi kurgularız . ve bir hikâye gibi yazmaya başlarız . anılarımız bir süre sonra birer hikâyeye dönüşüverir . o hikâyeyi farklı kılmak için de yaşadıklarımızı farklı aksettiririz . daha iyi gözlemleye koyuluruz ve farklı olan olayların üzerine yoğunlaşıp onu günlüğümüzde ''nasıl daha farklı anlatabilirim'' diye düşünürüz . ve onu kurgularken başka hayat hikâyeleri çıkar karşımıza .

başkalarının yaralarını ya da sevinçlerini yazarsınız . artık öyle bir alışmışsınızdır ki yazmaya ; yazdığınız her bir olayı günlüğünüze aktardığınızı bildiğiniz için yazdığınızı unutup yalnızca yaşar gibi yazmaya başlarsınız . artık sadece hikâye yazmaz ; aynı zamanda o hikâyenin oyuncusu olursunuz . gün gelir ve hikâyeyi oynadığınızı farkettiğinizde her bir senaryonun daha da önemli olması için kelimelerinize dikkat edersiniz , yaşamınıza dikkat edersiniz .

toplumdaki tüm kırılgan noktaları keşfedip , onlar hakkında düşünüp , kişilğinizi belirlemeye başlarsınız . ve böylece yazı sizin düşünmenizi sağlayıp ve sorgulayan bireyler olmanıza neden olur . işte yazının gücü bu olsa gerek...


''mola mola balığı''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...