''şişedeki balıklar'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''şişedeki balıklar'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2010 Cumartesi

tutsaklık...



geçtiğimiz günlerde aldığımız bir haberle zindan delen balığımız yeniden o küçük ve duvardan örülü fanustan kurtulup tekrar okyanusa karışmıştır... hoşgeldin !


''şişedeki balıklar''

17 Mayıs 2010 Pazartesi

dilekçe...

o şarkıları hep birlikte söylememiş miydik ? mutlu olmak varken diye geceleri , geceler dayandıkça kapımıza birlikte omuzlamamış mıydık dünyanın yükünü ? hatırladınız ; hatırladınız ya . geceleri başımız sıkışsa , bir diğerimizin değil miydi çalınan kapı ?

ne diyordu edip cansever :

''ne gelir elimizden , insan olmaktan başka''

ölmemek , delirmemek için bir başka insana koşmuyor muydu sait faik ; vapurun içinden . yanlış mı hatırlıyoruz yani biz ? içerken , körkütük sarhoşken , bir başka insana yazılan aşk şarkıları ağlatmıyor muydu hepimizi ? kimi zaman değil miydi üzüldüğümüz ; suya düştüğünden , kanatları birbirine yapışıp uçamayan sinek . hiç burkulmamış mıydı yüreğimiz televizyonda ya da radyoda duğduğumuz , hiç tanımadığımız günlerce uzaktaki insanların acılarına . yapmayın arkadaşlar . değil miydik çokça zaman önce aynı mahallede aynı masalları anlatan . yapmayın , gün gibi hatırlıyoruz işte . hepimizin yok muydu öyle akşamları sahi ?

''kapıdan girince anasına sarıldığı . çocuklara karamela ve çekirdek getirdiği''

peki , neden şu güzel günlerinde dünyanın , boğazlamaktasınız bizleri ? neden acaba gencecik insanların yüreğini yedirmektesiniz aç akbabalara ? yapmayın bayanlar baylar ; yapmayın . ''ölmek daha kolaydır sevmekten , yaşamaya katlanmam'' derken aragon , anlatmıyor muydu insanın direnerek bu günlere geldiğini ?

ölmeyi değil sevmeyi tercih etmişti insanlar . öyle olmasaydı kalır mıydık bu güne kadar ? ''dökülen ter . dökülen gözyaşı . dökülen kan bunca yitik ülkü üzerine'' değil miydi ? sınırların karşımıza çıkamayacağı bir dünya mümkün değil midir halâ bu sonsuz ovalarında dünyanın . kimsenin kimseden daha çok karnının doymadığı bir evren kuramaz mıyız halâ bunca meyvesine rağmen ağaçların ?...

''çiçekleri yemeyin !'' ne olur yemeyin artık çiçekleri .


''şişedeki balıklar''

14 Nisan 2010 Çarşamba

sahiplenmeyelim paylaşalım...

ben dört yıldır şişedeki balıkların içindeyim ve bu dört yıl boyunca yapılan her güzel şeyden sonra bir o kadar da heves kırıcı , bencil , tutarsız ve yalan evet basbayağı yalan olan söylentiler duyduk... (çünkü üretim kabızlığı ciddi bir meseledir)

bunların karşısında yapılan tek şey ise asıl muhatap olan şişedeki balık'ta bunlara cevap vermek oldu . evet belki şişedeki balık beyaz kağıtlarla olan yolculuğunu tamamlamak zorunda kaldı , ama bu onu bir ruha dönüştürmedi aksine onu gerçekten benimseyen , yaşatan birileri her zaman , her yerde oldu . ve bu yüzden bugün böylesi bir durum karşısında tam da onun ruhuna ! uygun bir şekilde bir aradayız . sahiplenmiyoruz... sahiplenmeyelim... paylaşalım...

''lipsoz''


şişedekibalık birçok şehirden balıkları bir araya getiren kollektif bir çalışmanın ürünüdür . ne yazık ki bu kolektif çalışma bir süre sonra birileri tarafından baltalandığından , lekelenmemesi için çıkarılmama kararı alınmak zorunda kalınmıştır , o kadar devam ettirebilmeyi istememize rağmen... buna rağmen blogu oluşturmayı düşünen balık arkadaşımız sayasinde sadece hafızalarda kalmaktan kurtulmuş canlı canlı yaşamaya devam etmiştir . böyle zahmetli bir yükü taşıyan arkadaşımıza sevgilerimi ve de teşekkürlerimi iletiyorum...

''rina''


herşeyden önemlisi , fanzin mülkiyet anlayışına karşı bir yayın biçimidir . isteyen , istediği yazıyı istediği şekilde kullanır . ''şişedeki balık'' bize dört yıllık onurlu çalışma alanında bunu öğretmiştir en çok . yazık ki alaycı tutumlar sebebiyle şişedeki balık'ımız bize daha çok şey öğretebilecekken sona erdi . ama bugün balık dostumuz blogu hazırlayarak hepimizin istediği ancak hiç gerçekleştiremediğimiz bu uğraşı üzerine almış . eskiden birkaç ilde bilinen fanzinimiz bu güzel blog sayesinde sadece türkiye'de değil dünya'nın birçok kentinde kendine has bir izleyiciye sahip olmuştur . gerek yeni eklenen sanatsal haber ve çalışmalarla gerekse eski yazılarımızla rengârenk olmuş böyle bir çalışma ancak teşekkürü hakedebilir .

eline sağlık güzel arkadaşım , çalışmalarının devamını ilgi ve merakla bekliyorum , elimizden geldiğince de destek olmaya çalışırız...

''lepistes''


ben kendi adıma şunu söyleyebilirim , istanbul'dan zonguldak'a defalarca yazı yazıp yolladım . ama hiçbir zaman kendi yazımı ön plana çıkartıp bir sahiplenme düşüncesine kapılmadan karşılıksız bir şekilde paylaştım hepsini . bence şişedeki balık fanzini'nde görünüre çıkan en ufak satır bile kimseye ait değildir ve olmamalıdır . çünkü hepimizindir . eğer bu şekilde kendine ait hissediyorsa bir insan yazılarını ; ona derimki kendi çıkardığı bir fanzin ile yola devam etmeli . tek başına , paylaşmadan ... ve ortaya çıkan bir ruhsal durumun olmadığını düşünerek , denildiği gibi bir ruh kirlenmesi durumu olması ; şişedeki balık'ın okuyucusuna daha çok ulaşmasıyla ortadan kalkacaktır... ben zonguldak'ta demir atan bir balık değilim .


''proleter balık''

27 Ocak 2010 Çarşamba

engin çöl ile söyleşi...

dünyanın bütün gürültüsü . birbirine meydan okuyan devlet yetkilileri . televizyon programları . haber spikerleri . aile içi şiddete maruz kalmış kadınların çığlıkları . öldürülen hayvanlar . doğanın bağırışları . ekonomi haberleri ve kriz fısıltıları . şehrin önünü açma çabaları... oysa bir şehirde , yağmurlu bir kış günü bir sahnede , çocuklar haykırıyordu :

''öyle yıkma kendini
öyle mahsun , öyle garip...
nerede olursan ol ,
içerde , dışarda , derste , sırada ,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne cellâdın ,
fırsatçının , fesatçının , hayın'ın...
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile diş ile
umut ile sevda ile , düş ile ,
dayan rüsva etme beni''

zalimin elinden kaçıp onların kapısına dayanmışız . nefesimiz kesildi kesilecek , belki dayanamayacağız , yorulmuşuz , bıkmışız... küfürlerimizi arka arkaya dizmişiz . kara kış ortasında bir filiz , kör karanlıkta bir tek ışık aramışız . bir tebessüm için gelmişiz . belki dayanamayacağız... bir ses duyuyoruz , ''dayan rüsva etme beni''...

onlar yaşları 7-13 arasında değişen çocuklar . onları dünyayı ayakta tutan dirençler . onlar insanlık için ateşi tekrar çalacak çocuklar . onlar dünyanın son umudu . açacak son çiçek , kalan son damla su . onlar ; onurlu insan soyunun evlâtları , yeryüzü aşkın yüzü olana dek savaşacak çocuklar .

şiirleri oyunlaştıran bir çocuk grubu bu bahsetiğimiz . zonguldak'ta 1997'den beri fatma kılıç ve engin çöl tarafından devan ettirilen bir oluşum . bizim çocuklar şiir grubu adını taşıyan bu ekip çalışmalarını büyük bir titizlikle sürdürüyor . biz soğuk bir kış günü , bizim çocuklar şiir grubunun çalışmalarını aldığı belediye kültür merkezine gidiyoruz . belediye kültür merkezinin kafeteryasında rastlıyoruz engil çöl'e . bizi şiirlerin tüm samimiyetiyle karşılıyor . oturup sohbetimize başlıyoruz hemen . bu güzel oluşumun mimarlarından fatma kılıç , geçirdiği ciddi bir rahatsızlık nedeniyle aramızda bulunamıyor . engin çöl'e soruyoruz hemen : ''bizim çocuklar şiir topluluğu'' nasıl kuruldu ?

çöl : zonguldak'ta bazı ilköğretim okullarının okuma şenlikleri olurdu . bu şenliklerde yeni okuma öğrenmiş çocuklara şiirler okutuluyordu . çocukların ezberledikleri şiirleri kürsüye çıkıp herhangi bir şey gibi okuduklarını gördük . çok üzüldük buna . çünkü bu çocuklar üzerinde hiç uğraşılmadığını gördük . bu etkinliklerin sadece yapılmak için yapıldığını görünce , istedik ki çocuklar şiirleri okurlarken hissetsinler , şiiri anlasınlar . bunun üzerine böyle bir işe giriştik .

şişedeki balık : çalışma yönteminiz nasıl ? şiirleri nasıl seçiyorsunuz yani biraz da sizleri besleyen şairleri merak ediyoruz biz ?

çöl : bizi tüm şairler besliyor . seçtiğimiz şiirleri çocuklarla okuyoruz tartışıyoruz... bu şair burada ne demek istemiştir diye uzun uzun düşünüyoruz yorum yapıyoruz . sonra belirlediğimiz bir konu etrafında şiirlere kurgusallık katıyoruz . sonrası da çocuklara kalıyor .

şişedeki balık : şiir okumak epey zordur . çocuklara nasıl öğretiyorsunuz bu işi ?

çöl : insan , hissetmediği ve kendinden bir şeyler bulamadığı şiirleri güzel okuyamaz . oysa ancak kendisine duygu katan bir şiire duygu verebilir . onların şiirleri hissetmesi için çalışıyoruz aslında . bir de burada drama eğitimi veriyoruz . biz bu konuda uzman değiliz ama bununla ilgili gittiğimiz eğitimlerde bizim yaptıklarımızı yaptıklarını gördük . bu kendiliğinden işleyen bir süreç...

şişedeki balık : amatörlüğün heyecanı ve başarısı , bu çalışmalar sonucu çocuklarda eminizki çok şey değiştiriyor .

çöl : evet... en başta dersleri . çocuklar burada , başka yerde kazanamayacakları bir özgüven kazanıyor . çünkü burada sahnede şiirlerle yaşadıkları , başka yerde yaşayamayacakları bir şey . bu uzun bir çalışma . çoğu çocuğumuz ilkokul 1. sınıfta başlıyor , altıncı sınıfa kadar . şiirle büyüyorlar yani . anlayışlı olmak , bir diğerini anlamak , başka türlü düşünmek onların kazandıkları...

şişedeki balık : siz de çok şey kazanmışsınızdır herhalde ?

çöl : elbette biz de hiçbir yerde bu kadar verim lamayız belki . çocukların istekleri , parlayan gözleri . öncelikle çok istekliler . bu istek bizi çalışmalara daha çok bağlıyor .

şişedeki balık : onların hiç kirlenmeyen seslerinde şiir çok büyük anlamlar kazanıyordur herhalde ? 2007'deki etkinliğin konusu sevgiydi ve hrant dink'in öldürüldüğü güne rastlamıştı . bizden birkaç arkadaş etkinliği izlemiş ve çok duygulanmışlardı . büyük ve hüzünlü bir tesadüf . bu yılki konunuz nedir ?

çöl : bu yıl konumuz şiir . 2007^deki etkinlik etkileyici bir tesadüftü . hepimiz için çok zor oldu .

şişedeki balık : bir de çocukların inanılmaz bir gücü vardı sahnede 2007'deki etkinlikte . çocuklar oyunun sonunda ''şimdi herkes birbirine seni seviyorum desin'' dediklerinde önce kimse oralı olmadı . ama çocuklar büyük bir kararlılıkla direttiler ve oyunun sonunda salonda herkes yanında oturan kişilere seni seviyorum diyordu .

çöl : evet bir de yayla ilköğretim'de 4-5 yıl önce , yine bir şiir dinletisi etkinliğimizde seyirciler oyun başlayacağı zaman halâ konuşmaya devam ediyorlardı . çocuklar bir müddet hiç ses çıkarmadılar . sonra da ''lütfen emeğimize saygı gösterin'' diyerek izleyenleri susturdular . ve biz hiç müdahale etmemiştik .

şişedeki balık : oyunlarınızda dekor kullanıyor musunuz ?

çöl : hayır . çocuklar zaten her türlü dekoru kendilerinden yapıyorlar . ''sahnede çocuklar herşey oluyorlar'' . yalnız kostümlerimiz var , onları da arzu genç isimli arkadaşımız tasarlıyor ancak bu kostümler günlük hayatta da giyilebilecek kıyafetler oluyor .

şişedeki balık : zonguldak dışında başka bir yerde oynadınız mı daha önce ?

çöl : o biraz maliyetli oluyor . bir defasında alaplı'ya dünya tiyatrolar gününde gitmiştik . onun dışında başka bir yere de gitmedik . ama bizi çağırsalar başka şehirlerden , gideriz . çünkü bu emeğimizi başka şehirlere taşımak isteriz . şiiri oyunlaştırmak , türkiye'de birçok grup tarafından yapılan bir şey değil . o nedenle yaptığımız işi daha da önemsiyoruz...


daha sonra hep birlikte çocukların çalıştığı sahneye geçtik . karanlık salonda çocukların yüzleri su gibi ışıldıyordu . güzel bir dünya için haykırıyordu çocuklar . ''gör nasıl yeniden yaratılırım'' diyordu çocuklar . biz de çocuklara ''bir umudumuz sizde , anlıyor musunuz?'' diyerek , ayrıldık onların mısra mısra dünyalarından . dışarısının gürültüsü ve soğuğuna karıştı onların bize verdiği güç . dayandık rüsva etmemek için onları...


''şişedeki balıklar''

*bu sohbet 19 ocak 2008 tarihinde , yani hrant'ın öldürülüşünün 1. yılında gerçekleştirilmiştir.

14 Kasım 2009 Cumartesi

misafirin şarkısı...

üç buçuk metrelik kanatlarıyla yalnız üremek için karaya inen albatroslar yürümeyi pek beceremezler . ama uçmak onların işidir . günlerce hiç durmadan uçabilirler . içlerinden bir tanesi geçen günlerde bizleri kırmayıp zonguldak'a geldiğinde , üstünde dolaştığı bütün coğrafyaların acılarını barındırıyordu . gagasında aşağıda yer verdiğimiz bu küçük notu bulduk . ona yazdığımız mektuplara cevap olarak yazmıştı bunu . kara kaşlarıyla bize son bir kez bakıp uçup gitti .

''gerçekdışı uçuculuk
anlamsızlaşan kavramlar
meydanlar , bayraklar , ayinler
peygamberlerini arayan kalabalıklar
itirazı olup da hâli olmayanlar
egemenliğini kaybetmekten korkanlar
dur...
dinle !
hayatını kaybetmekten korkan
birileri var !
duyuyor musun ?''


''şişedeki balıklar''

30 Ekim 2009 Cuma

kısa 16lık...

kitaplar arasından damlayan kahvenin , şeker değmemiş yüzüne denizden bir rüzgâr değdi . rüzgârın peşinden koşanların şehrinde , ekim ayında herhangi bir gün
bana yaklaştı ve şöyle söyledi : bu kitabı istersen alabilirsin .

sonra kitabı ellerime bıraktı . mırıldandı :

''güz kapısında ağaç
el kapısında emekçi
suyu kesilmiş ırmak
kapımdaki nöbetçi''

kalabalık otobüste onun duyabileceği kadar yüksek bir sesle ,
gözlerimi , onun şiiri bıraktığı yerden çekmeden devam ettim :

''acıdan kırılsa bile sesim
acımı sesleyenler var''

yandaki dolmuşta bir kadın ona bakıp gülümsemiş . o da gülümsedi kadına . ben de tanıdık biri olduğunu düşünüp bakınca , kadın telâşla gözlerini kaçırdı . bakıp gülümsedim kadına , şiiri okuduğumuz kitabı bizim otobüsün camına tuttum . onun görebileceği şekilde . gülümsedim .

gülümsedi ve ;
biliyorum mırıldandı :

''boşuna belindeki anahtar
ışığım kilitlenmez ki...''

otobüs karanlığın içinde , trafoyu geçtikten sonra durdu .
kapıcı selâmımızı aldı
asansör bekletmedi
ev kokmaya devam ediyordu .


''şişedeki balıklar''

katil sevicilere gönderme...

plan yapmayın plan
tutmaz karadenizde
ırkçılık faşistlik
barınmaz karadenizde

''çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız''

bırakın mehter çalmayı
osmanlıcı olmayı
halkı böyle doldurmayı
yutmaz karadenizde

''türkiye'de kürt olacağız
kürtdistan'da ermeni
ermenistan'da süryani''

ister ermeni desinler
ister rum desinler
halkların kardeşliği
bitmez karadenizde

''gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri''

işçisi emekçsi
döker alın terini
hiç kimse aydınını
satmaz karadenizde

''amerika'da zifir zenci olacağız
çoğalan zencide , mutlaka kızılderili
israil'de filistinli''

anladık yok beyniniz
kesilecek sesiniz
devrimciye gücünüz
yetmez karadenizde

''köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek''


''şişedeki balıklar''
(taşlama)

8 Ağustos 2009 Cumartesi

özgürlüğe girişme...

savaşlar çoğalırken trenler yaralanır . raylar kalır ortasında özgürlüğün...

aklımızı terkettiğimiz anda iliklerimiz bedenimizi bizden habersiz gebe bırakır . kötülük , dokuz ayı beklemeden doğar . kötülük , insanlığı özgürleştirir . özgür kadınlar bedenlerini satmaya başlar . karanlık özgürleşir .

oyun bahçeleri bomboş , toy çocuklar askerliğe alınır . askerlik özgürleşir . postacılar sokağa çıkma yasağına karşı koyamaz . yoldaş güvercinler tersanelerde tutuklanır . tersanelerde ölüm özgürdür . kadınlar savaş öncesi kürtaja hazırlık yapmaya başlar . mevsim dönerken kardelenler ve göçmen kuşlar birleşemez . çingeneler bütün atlarını serbest bırakıp yerleşik düzene geçer . odun sobalarından kendilerine ev yapar eskiciler . eskiciler eskimeye başlar . özgürleşirler... perde yükselir .

''perde başkalarıdır
başkalarına açılır
başkalarına kapanır ,
yaşam da oyun da''

oyun özgürleşir , ama...

''şişedeki balıklar''
alıntı : ''özdemir asaf''

5 Haziran 2009 Cuma

derken , gider ve gelirken...

''günaydın tavuklar , horozlar
artık memnunum yaşamaktan''

memnunsak eğer yaşamaktan ; bu sözcükleri yakınlaştırabiliyoruz diyedir birbirine . ya da her sabah aynı düşle uyanıp , tüm gün aynı düş içinde uğraşıp , gece de yorgun gözlerimizi aynı umuda kapattığımızdandır. çok memnunuz , böylesi bir düş içinde , hiç bitmeyecek bir uğraş içinde olmaktan .
bu uğraş kimimizin nasırlı ellerinin , kimimizin yırtık ayakkabılarının , kimimizin de uykusuz gecelerinin kimliğidir. nasıl memnun olmayız ki yaşadığımız böylesine ağır bir hayatı . üstelik dünyayı karşımıza almışken , belki de tüm dünya düşmanımızken düş kuruyoruz diye...

''saatleri kuruyorum'' diyor can yücel , ''düş kurarcasına'' . işte biz de her sabah saatlerimizi kuruyoruz uğraşımıza .
neden aragon'un elsa'yı yazdığı mektupların peşindeyiz . soruyoruz size neden maden ocakları kapısındayız halâ ? neden halâ şiirleri buket yapıp , hiç bilmediğimiz coğrafyaların ; hiç tanımadığımız insanlarına yolluyoruz ? neden halâ yoksulluğa kitap çalıyoruz , neden postacılara yol gösteriyoruz ? neden yorulmuyoruz bu merdivenlerde ? neden dionysos ile apollon'u birbirinden ayırmıyoruz , neden unutmadık halâ rosenberg'leri neden ?

siz de biliyorsunuz ya , belki unutmuş ya da gözden kaçırmışsınızdır , bir zaman çok yorulmuş ve dinlenmeyi seçmişsinizdir belki. işte o zaman tavuklara ve horozlara anlatacak , memnun olduğunuz bir hayatınız olmayacak .

bugün memnunsak yaşamaktan , deli gibi çalışmaktan memnunsak , yorgunluktan memnunsak , üretmekten memnunsak , dahası uyumaktan memnunsak , biliyoruz ki birgün eskicilerle tarım işçileri , gökyüzünün orta yerinde şu şiiri okuyacaklar :

''neyin ağacı bu , yeşerir gözlerinde
neyin dünyası bu , vurur dallarına geceleyin
neyin sancısı bu , ağrısı içimize çökende
neyin umudu bu , başımızı dimdik tutar bizim .''


''şişedeki balıklar''
alıntılar : ''necati cumalı'' , ''şükran kurdakul''

uydurma...


tanım işçileri yollara çıktı . bir çadır bir baraka .
mavi kafalı arı kuşu ,

''savaş insanların doğasında varmış ,silahlanmayanlar komşularına yem olurlarmış , biz buna inanıyoruz''
dedikten sonra öldürülmüş .
maden ocaklarında ardı ardına gelen ölüm haberleri .
ham madde , ucuz iş ve yeni pazarlar .
kadavra.
''ares'' atina'da kurşuna dizilirken ,
sscb churchill'in doğum gününü kutlar.
tiyatrolar bir bir yıkılır.
seçimler...
işporta...
işportacılık

''korkudan daha yüce , insanı daha çok tanımlayan ve edebi açıdan da , daha yazılası başka bir tepki düşünemiyorum '' .

çocuklar gizlice toplanırlar . usulca konuşurlar . toplantıları biter bitmez o eski ttk binasında buluşmak için ayrılırlar , her biri bütün sokaklara dağılırlar . çocuk kadınlığı tercih eder . ve avon marka ürünleri elinden bir yaşamı alır .
tren kadına benzer...
merdivenler , maden ocaklarında geçen yılları unutturmamacasına dimdik yükselirken
bütün çocukların yüreğini birbirine bağlar .
ilginçler
solcuların , denizdeki balık kadar çok olduğu bir şehir .
balıkçıların , nazım'ı yoldaş belledikleri bir şehir .
kaba bir düş resmi içinde örgütsüz sanatçılar
yaşam zincirleri boğazlarına geçirilmiş madenciler
büyük devlet sendikası gmis
devletin resmi solcuları oda yöneticileri
kötler.
kaçak ocaklar , çocuk işçiler
kısa film şehri
yollar , yoldaşlar .
orman içinde ağacı görmüyorum diyenler
mizahı unutanlar
şantiyeye dönüşen üniversiteler.
tarihe bir parmaklık arkasındaki,
pencereden bakan şairin mahkumiyeti.
''neylersin''li bir türkü fransa'da charles de gaulle'e karşı zıplarken
fransız işçi sınıfı ağzına geleni söyler.
uzaktan öpüşenlerin diyarı . bir parça demir , bir parça soğuk duvar , bir parça yaşam...

''kavaklar pamuklandımıydı, kiraz gelir ardından''
''bir kişi bile değilim yalnızlıktan''
''haçları bebek yapıp , tanrı'ya ihtiyaç duymayan çocuklar''

önce bir gazeteye sarılan sıcak ekmek alıp çayı
ocağa koyduktan sonra , sabahın ilk haberlerini küçük pilli radyodan dinlerken ,
senin içerde sımsıcak uyuyor oluşun içimdeki coşkuyu artırıyor.
neredesin , neredesin . çingenelerin pamuk toplayıp tahtalar üzerinde büyüyen çocukları .
bacası tütmemiş , yani ocağı sönmüş akşamlar ...
yaşamayı yazmak. yağmurun hızla yağışını...
senaryosu çalınmış bir yönetmen , polis karakolunda yeni bir senaryo yazar .yağmurda ıslanan korkuları , bir gecekondu mahallesinde korumaya çalışır . korkuları , çoban ateşinin boşvermişliğinde ısıtıp , uzak köy türkülerinden şarapları devirdik.küçük bir mektup denizi getirmiş sokaklara . deniz , sokağa çıkar olmuş , o sokaktaki gözü dönmüş fırıncının odununa bulaşan , sonra sıcak bir ekmek için kapıda bekleyen çomar .
karda , kars'ta bir ekmek kasasının içinde ısınmaya çalışan kadından bir köpek...

bisiklet... itirafsızlık...
cildini henüz basılmamış bir romanın cildi olsun diye yazarlar sendikasına bağışlayanlar .
peripatos gezinenler.
darbeciler korunuyor.
derin devlet,
ortadoğu.
rutubetli bir evde baharı beklemek
siyasi suç ve siyasi mahkum kavramları yarine terör suçu gibi kavramlar getirildi. yanan kocaman lastikler çingenelerin birleşmesi için bir çağrı niteliğinde . çocuklar çamurlar içinde insanlığın doğuşunu oynuyorlardı. kaplumbağaların uçtuğu , atların sarhoş olduğu , büyük adamın küçük aşklar yaşadığı , güneşe yolculukların düzenlendiği , yolun yol olduğu , kadınların yüreklerinin yaralandığı akşam vapurlarının sahlepsiz rüzgarları...

''serbest piyasa allah birdir kadar birdir''


''şişedeki balıklar''

30 Mayıs 2009 Cumartesi

nükleer...

bu ülkede yıllarca kurulması planlanan , bu iş için yüksek bütçeler ayrılan nükleer santraller küresel ısınma tartışmalarının yoğun biçimde yaşandığı bir dönemde , ısıtılarak önümüze tekrar getirilmişti . nükleer enerjiyi küresel ısınmaya karşı bir alternatif olarak sunanlar , kendi aralarında da bölünmüş durumdalar . geçtiğimiz yıllarda nükleer santrali mersin akkuyu'ya kurmanın hesaplarını yapanlar , bu yer ile ilgili sinop adını dillendirmeye başlayınca , mersin milletvekilleri ayağa kalktılar ve :
''karadeniz'liler çernıbil'den dolayı radyasyona doydular , onların artık buna ihtiyaçları duyduklarını düşünmüyoruz . bu nedenle nükleer santralin , milyonlarca dolar yatırım yapılan mersin akkuyu'ya kurulmasını istiyoruz '' dediler...

bunun üzerine sinop milletvekilleri de karşılık vermekte gecikmediler ve şu açıklamayı yaptılar :
''işte tam da bu nedenle , yani çernobil'den dolayı karadeniz'liler radyasyona alıştılar . bu nedenle bu alışkanlıktan vazgeçmeleri mümkün değildir. kanser , burada bir yaşam biçimi halini aldı . hatta kanser öyle bir noktaya vardı ki , kansersiz gençlere kız bile verilmiyor . o yüzden nükleer santral herkesten çok karadeniz'lilerin hakkıdır !''

bu tartışmalar böyle devam ederken
hükümetten şu açıklama gelmişti :
''önümüzdeki dönemde mersin ve sinop başta olmak üzere birçok ilde nükleer santral kurarak , halkımızın radyasyon ihtiyacını karşılayacağız''

hepimize bol radyasyonlu ömürler dileriz...


''şişedeki balıklar''

26 Mayıs 2009 Salı

sol yanımızdaki eğreti otlarına güzelleme...

komünizmi ağızlarındaki çürük dişe dönüştürenler ,
çekici evdeki sandıkta taşıyanlar
canım can-ciğer arkadaşlar
basın ile yatay ilişki kuranlar
sadece odtü ile övünenler ,
altıncı filoyla denize düşüp yılana sarılanlar
kelle başı alanları dolduranlar ,
aynı kitabı okuyup ezberden kurtulamayanlar
yanlışlarının küllerini başkalarının üzerine serpiştirenler
marx'ı , tozlanmış kitapların ,
okunması güç satırların arasında bırakanlar .
ezilenlerin yanında olup , pikniğe jiple gidenler
sendikaları , bilmedikleri tarihin çöp kutusuna atanlar
manifesto ile ne yapacağını bilmeyenler
enternasyonal'i unutup ,
kendilerini misak-ı milli zincirlerine bağlayanlar .
notaları marşa , kelimeleri propagandaya ,
resimleri bayrağa dönüştürenler .
devrimi , çaydanlık devirmekle karıştıranlar
herkesi reformizm ile suçlayıp , chavez'in kuyruğuna takılanlar .
devrim'in ''d''sini alfabede bile göremeyenler
yıkılan berlin duvarına bakıp,
sosyalizmin öldüğünü düşünenler .
iktisat kitaplarını adam smith'in para kasasında saklı tutanlar
cadı kapitalizmin kızıl elmasını yiyip zehirlenen , pamuktan komünistler .
devrimin argümanlarıyla , kapitalizmin inşaasını savunanlar
ezilen ulusların ezilmesine soldan destek verenler
sendikaları şirketlere dönüştürenler
kendi tavalarında tavlanırken ,
şişedeki balıklara olta atmaya çalışanlar !
uyanın !


''şişedeki balıklar''

kurgusal akreditasyon...

genel kurmay'ın basın hakkındaki raporları epey bir zaman ulusal basında yer almıştı . asker karşıtı gazetelerin topun ucuna sürüklendiği raporlarda , askerlerin , şişedeki balıklar hakkındaki görüşleri de yazılı ve görsel basında epey yankılandı . askerlerin şişedeki balıklar hakkındaki değerlendirmesini sizlerle paylaşmaktan onur duyarız :

''şişedeki balıkları ilk günden beri takip ediyor ve severek okuyoruz . hatta beşinci sayısında ağırlıklı olarak yer alan 12 eylül darbesi ve savaş karşıtı göndermeleri de kendi aramızda epey değerlendirdik . içimizde önemli gelişmeler yaşandı . biliyorsunuz , biz barutla beslenenler için savaş vazgeçilmezdir. ama şişedeki balıklar sayesinde barutu bırakıp rakı ve balığa başladık . yine şişedeki balıklar sayesinde onlarca şiirden sonra , savaşları ve operasyonları bırakmaya karar verdik . artık , ırak , kerkük , lübnan , afganistan bizim için silah pazarı ve sermaye yatırımları yapılacak yerler olmaktan çıkıp ; açlığın , yoksulluğun ve çocuk ölümlerinin ortadan kalkacağı bir dünyanın , ilk adımlarının atılacağı yerler haline dönüştü. artık savaşsız bir dünya için çalışacağımızı , emperyalizm ve kapitalizm sevicilerini durdurmayı bir borç biliyoruz . ''


''şişedeki balıklar''

21 Mayıs 2009 Perşembe

kur - ye...

yapılan son araştırmalara göre , dünyanın en önemli mesleklerinden biri seçilen ''kur-ye''cilik özellikle türkiye gibi ülkelere - yani az gelişmiş veya gelişmekte olan ya da gelişmekten vazgeçmiş ülkelere - ilaç gibi gelecek .
bu meslekte uzmanlaşmış en önemli ülkelerin başında gelen abd ve ingiltere , uzun zamandır yaptıkları bu işten dünyanın parasını kazandılar . yaptıkları çok basitti . kendi ülkelerinde ''bolca'' bulunan barış ve demokrasi gibi araçların fazlasını başka ülkelere taşıyorlar . bu taşıma ücretlerini ulaştırdıkları yerlerden tahsil ediyorlar . demokrasi demokrasi ve barış yoksunu olanlar , bu ''kur - ye'' işinin karşılığı olarak yüzbinlerce ölünün yanında , doğalgaz , petrol , haşhaş ve askeri üs gibi eşantiyonlar veriyorlar .
ortadoğu , kafkasya , uzak asya , latin amerika - sırada pakistan var -halâ abd ve ingiltere gibi büyük ülkelerden aldıkları demokrasi ve barış zenginliğinin karşılığını ödemeye devam ediyorlar .
işsizlere duyrulur ...
ha gayret türki - ye ,
sadece kurması kaldı .


''şişedeki balıklar''

20 Mayıs 2009 Çarşamba

bacaağzında tek perdelik oyun...

biz bir tiyatro oyunuyoruz .
oyuncular ''toplumsal sözleşmeyi'' yeniden yazmak isteyen sisyphos ve maden işçilerinin kostümleri içinde .
bir de tren ...trenin içinde yolculuk .
biz bir tiyatro oyunuyoruz . sahnemiz tren istasyonları . durakları biz belirleriz . bazen bir nehir .bazen bir sinema afişi .bazen az satılan reklamsız bir kitap .bir de liman arkası .

üniversitelerin önündeyiz .üniversitelerin duvarlarına asılan veresiye istenmez tabelalarını söküyoruz . kimi zaman nükleer santrallere karşı dünyadaki bütün hamsilerin birleştiği bir kentin ortasındayız .sonra darbenin ardından oyuncakları toplanan çocuklarla birlikte oyuncak fabrikalarının işgalindeyiz.
derken cadde-i kebir'de cervantes ve değirmenlerin başrolde oynadığı kısacık filmlerin çekimindeyiz.
sivas'ta insanlığı yakan ateşi çalan prometheus ile dünyada ''yoldan çıkmış bütün ateşler'' için şiirlerden yağmur duasına çıkıyoruz .
yaprak bitleri ve karıncaların birliği için uğraşan böcekçi erdal şekeroğlu ile çukurova'da bir pamuk tarlasında ,kimisi köyüne çoktan dönmüş kürt işçilerin çadırlarından birinde sarhoşluk üzerine konuşuyoruz .
muazzez ilmiye çığ'ın bile karşısına çıkan ve düşünce suçunu kapayan 301.maddeyi , sümerler'den aldığımız düşünmeme suçuyla değiştiriyoruz .

r.reagan ve m.thatcher'ın sandığından çıkan tüketim çılgınlığının karşısına ortak hayallerimizi koyuyoruz .
nuh'un gemisi'nin ,boğazın lodusuyla seviştiği yerde battığına tanık oluyoruz .
dünyanın üzerindeki örtüyü kaldırıp atıyoruz .
anlat istanbul diyoruz .
kardan kadınlar yapıyoruz kardan adamların egemen olduğu bir dünyada ,
öteki olmanın , hayır diyebilmenin önemini unutmamak için.
çöpçüyle arası bozulan eskici çocuğu barıştırıyoruz .

''sahip olmak'' ya da ''olmak'' arasındaki tercihimizi ''olmak''tan yana kullanıyoruz .ve yaşamın sürtünme katsayısını artıran baskılardan kurtulmaya çabalıyoruz ...
derken , akdeniz'in matbaası olan lübnan'da enkaz haline gelmiş bir kitabevinin önünde amin maalouf ile birlikte yas tutuyoruz . junie'deki harrison tepesi'nde meryem ana kilisesi'nin hemen önünde lübnan'lı çocuklardan israil'i koruyan türk askerlerine bakarak ömer hayyam'ın getirdiği şarabı içiyoruz .
doğunun güneyinde ya da güneyin doğusunda hasankeyf'te hem iş makinelerine hem de tanklara karşı sapanlarımızı çıkartıyoruz .
filistin israil duvarına bir şiir yazıyoruz .
sanatın kolyesinden ''afgan çocuklarına deniz olsun'' diye mavi bir boncuk istiyoruz ...günlüklerimizi çalıyoruz yastığımızın altından , meydanlarda bağıra bağıra okuyoruz bir günlüğü bile olmayanlara . ''bellek yitimine'' karşı , yitirmek istemediklerimizi haykırıyoruz .
darbenin düşlerimize ördüğü duvarların sıkışmışlığına ; ''başka türlü bir dünya mümkündür'' yazıyoruz .
esnafın linç planlarına karşı çıkıyoruz .ilhan berk'in mutsuzluğuna yazarak ortak oluyoruz .telgrafhanenin önünde uyku orucuna giriyoruz .tmy (tiyatroyla mücadele yasası)'ye karşı sahnemizin perdesini kullanıyoruz .
''çılgın türkler''den çıldırmamış ve ''the turks''den aziz nesin'le tanışmış olanlarla yeni bir türk tanımı yapıyoruz .
şiirden şehirler kuruyoruz .
dünyanın bütün savaş bakanlarını akıl hastanelerine kapatıyoruz .asmayıp besliyoruz !

adalet mülkün temeli diyenlere mülksüz oluğumuzu söyleyip ; themis'in gözlerini açacağı günü bekliyoruz . mahkeme salonunda emil galip sandalcı'yı can yücel'le anıyoruz . can yücel'i de akp'nin ak'ına söverek ...
güzel atlar ülkesinde attila ilhan'a nasıl bir sonbahar istediğini soruyoruz .sonra ''gözlerimizin feri sönmeden''rüştü onur'la birlikte , irfan yalçın'ın yüreğinden geçen kömür yüklü trenlerle , zonguldak havzasının yüzelli yıllık tarihini üzerinde taşıyan lavvuarın yıkılmayacağı bir kente yolculuk düzenliyoruz .
erdal öz'e ''birgün yine allı turnam'' deyip duvarlar yıkılsa da umudumuzu yitirmediğimizi hatırlatıyoruz .giriş yazımızı atıf yılmaz'a yolluyoruz .

4688 sayılı yasaya karşı çıktıktan sonra , sağlığın parayla satılamayacağını yeniden dillendiriyoruz . sağlık olmadan bilim de olmaz diyoruz . ve hemen ardından üniversitelerde mediko-sosyal hizmetini ortadan kaldırıp , öğrencileri sağlıksız bırakmayı düşünenlere ''işçilerin birliği'' adındaki ilaçlardan sunuyoruz .

derken , topaç çevirme yarışı düzenliyoruz . kazananı , dünyanın en iyi topaç çevirenlerin ülkesi filistin'e gönderiyoruz .

''bekleme odasında'' değil ; duraklarda ''cenneti beklerken'' zonguldak şehrinde bir balık trafiğine takılıyoruz . bekliyoruz .
duraklar var sahnenin önünde ; o duraklarda buluşmak üzere ...


''şişedeki balıklar''

18 Mayıs 2009 Pazartesi

sesler ve onların farkındalığı...

bir doğa var kulağını seslere kapatanların önünde . bazen bir opera ya da piyano konçertosu . bazen irlanda dağlarında bir kuş cıvıltısı . bazen küçük bir atölyede makinenin tıkırtısı . ya da kalabalık bir kentin ortasında mızıkasıyla bir sokak çocuğu.
kulağını evdeki eski sandıklara saklayanlar . babaannesi hiç olmamış şarkıcılar . ezberleri , makamların ve melodilerin kısırlığında doğacağı günü bekliyor ; kulakları , doğaya insana ve sese kapalı olanlar . bu doğum bir gün düşük olacak ...

dünya ''do diyez'' den dönüyor.
bizim evdeki florasan lamba ''sol diyez''den ötüyor
taylan ''fa diyez''den türkü söylüyor
şarap şişesi ''la''dan açılır
bu kapı ''si bemol''den gıcırdar
yan binadan gelen matkap sesi ''re''den başlar
telefon ''la''dan çalar
sokaktan geçen şu kadının ,
ayakkabılarının topukları bir ''do''ya durur , bir ''la'' ya
112 acil servisteki kadın ''si''den konuşur
veysel ''mi''den horlar
ambulans sirenleri ''si''den öter
şişedeki balıklar ''re''den süzülür bu denizde ,
ve şöyle seslenirler insanlara :
-açın kulaklarınızı ,
doğa sizi çağırıyor kendisine !

''şişedeki balıklar''

9 Mayıs 2009 Cumartesi

rû hev...

''şev di navé re bu du parçé û stérkén kesk bi ser rustem de bariyan . tiréjén weki pola , li hawirdora wi kom bun . şewqeke zérin ji esmén daket hember wi û hedi hedi bu siluet . du re , qalikeki zirav û spi li ser siluet çebu . ji nişka ve weki bombeyeké teqiya û duxan bi ésmen ket . di nava duxané de , hutek afiri . hut , sere xwe ji nava şeqé xwe kişand û bi heybet rabu ser piyan ...
rustem matmayi li hut niheri . ji tirsa bi şun de vekişiya û di dilé xwe de got . ''ew çi ye ? '' çavén xwe fırkandin û ziq niheri : ne xeyal bu , hutbi zinditi li hemberi wi bu . qiloçén hut weki du şurén tuj bi héla wi de cit bubun . çavén wi weki du bizotén sor bun . ji firnikén wi duxaneke zirav bi hewa diket . lévén wi yén direj weki yén gumgumoké bun . guhén wi daketi bun heta çeneya wi. ji devé wi yé mezin girézeke melezoqi diniquti erdé . li ser milen wi , perikén spi dibiriqand . çerme wi ji seri heta bini kesk û qermiçoqi bu ... hut runişt û devé xwe vekir ; zimaneki bigirez direji derve bu .

rustem bi tirs pişta xwe da diwér . destén xwe danin ser dilé xwe û di ber xwe de got ;
''ya rebi ,ew çi ye?

hut béhnéké biduxan ji pozé berda . du re , seré xwe xist ber xwe û got ;
''ji min netirse , ez parçeyéki te mé !''


rustem , ser bi her du hélan de hejand û kiré bangebang :
''tu çi yi ?tu ki yi ? here ji vir hereee! ''

hut lévén xwe li hev du xistin û disa got :
''ez parçeyéki te me ji min netirse ! ez miréka te me . ez ji agire dojeha dilé te afirim . ez tu me , tu ez im ! ''

xwédana rustem , ji eniya wi diheriki ser gepén wi û pişt re diniquti erdé . bedena wi ya sar û germ hişka diricifi . dengek di dilé wi de keliya û weki bahozé di devé wi de teqiya :

''erjeng ! erjeng ! erjeng! ''

bi dengé rustem hut parçe parçe bu û duxanek geni bi hewa ket . gava ku duxan belav bu , keçiçek weki tiréjén royé li şuna hut afiri bu . ji ruye wé yi spi çirusk belav dibun . çavén wé weki cotek stérk , gepén wé ji pembeya gulan u lévén wé weki parçeyek heyvé bun ...''

niviskar :
ridan karaaslan .

''maraba balık''

biliyoruz hiçbir şey anlamadık diyorsunuz . elbette bu sözleri kürtçe bilmeyen arkadaşlar dillendiriyordur . '' o halde bir şey anlamadığınız bir yazıyı neden yayımladınız o zaman ? '' sorusunu duyar gibi oluyoruz ...şöyle cevap verelim bu sorunuza :

dergi çalışmasına başladığımız günlerde ''maraba balık''tan şişedeki balık için bir yazı yazmasını istemiştik . içinde kürtçe kokan bir yazı olacağını tahmin ediyorduk . oysa , gördük ki bu yazı kürtçe kokmanın ötesinde bambaşka bir coğrafyayı taşımıştı sayfalarımıza . bambaşka bir yaşamı taşımıştı ... hiç şaşırmadık , çünkü o balığın ana diliydi kürtçe . kürtçe soluyordu havayı . bunun için bir açıklama yazısı dahi istemek yersizdi ondan ...

''çocuklar anadilleriyle örülü bir bilgi birikimiyle başlarlar hayata . çocuğu bu bilgi birikiminden yoksun bırakarak başka bir dilde eğitime başlatmak cinayete eş anlamlı değil ; cinayetin ta kendisidir '' ...bunun içindir ki '' insan rüyasını gördüğü dille öğretim yapmalıdır ''

diyor , murathan mungan ...

''şişedeki balıklar''

8 Mayıs 2009 Cuma

bir mevsime başlarken...

şişedekibalık ekibi , baharın da yaklaşmasıyla usulca bıraktı kendini denizlere. türkülerin sarhoşluğuyla ellerinde boya fırçaları, boyuyorlar bu mart ayını kocaman bir merhabayla…

insanların dinlerle, uluslarla bölündüğü bu dünya coğrafyasını daha yaşanılır kılacak bir düzenin satırları arasındayız.

cemrenin ağladığı o sabah ayazında, uzaklardan gelen küçücük güneşle yüzümüzü yıkadık. yüzlerimiz kızardı... gülmeye başladık... içimiz hiçbir yere sığamayacak kadar coşmuştu. koşmaya başladık düşlerimizin saklanbaç oynadığı 1848’lerin başına. orman , tuttu ellerimizden... bırakmasın istedik melih cevdet'ten, ilk defa yaptığımız uçurtmaları... bırakırlar mı hiç çingeneler sokakları.. ya sokak çalgıcıları ?...

o eski, o ahşap, o güneşten önce dönen yel değirmenleri ; çobanlardan kaçan kuzuların saklandığı bir masal kitabına dönüştü. herkes oradaydı. yalnızca horozlar ve tavuklar yoktu. bir de vapurun arkasında simitsiz kalan martılar... kaçtılar insanlardan, insanların grip olmayacağı bir yalnızlığa. kafka da gitti peşlerinden , bir turnaya dönüşmüştü bu defa. ama kırmızı başlıklı kızın babaannesi yalnız değildi artık. şimdi kediler de yalnız değil.çığlıklarla sevişiyorlar gecenin içinde. hiç sevişmemiş insanlara aşk mektupları yolluyorlar. mart ayını bizden sonra en çok onlar seviyor.

kazma ve kürekleri saklıyoruz kimse görmeden. kışa bırakmıştık yalnızlığı. sonra mayakovski usulca çekti tabancasını son oyunundan birkaç gün geçince... derken , nazım iki aylık oldu ...

çiçeklerimiz yeni doğan bir şairin heyecanıyla alanları süslüyor. mart ayında sesimiz biraz daha gür çıksın istiyoruz. savaşa girmek istemediğimizi milyonlarca insanın duyması için mart ayına sarılıyoruz. savaşa girmiyoruz. izin vermiyoruz buna. ıraklı çocuklara mektuplarla lunaparkın anahtarlarını yolluyoruz. dünyanın bütün emekçi kadınlarını selamlıyoruz ellerimizde karanfillerle. mart ayının ağlayan yüzüne gelecek güzel günlerin tohumlarını serpiyoruz. sonra değişmesini istedikleri dünyaya sevdalanmış öğrencileri unutmuyoruz, beyazıtın ortasında bıraktıkları yerde bir şiir okuyoruz onlara...

baharın özlemiyle beklerken görünmeyen silahların, anasının sütünden ayırdığı o küçük çocuğa sütten bir dünya kuracağımıza söz veriyoruz. o yer halepçe...

sonra newroz, bir serhildan, bir dağ yalnızlığına karşı halay...
üzerine şiirler yazılı kömürlerin ısıttığı sıcak bir sabah umuduyla yeni bir mevsime...

''şişedeki balıklar''

29 Nisan 2009 Çarşamba

halk kahramanı...

zonguldak sokaklarında bir kahraman . kimse neye benzediğini bile bilmiyor .herkes onu konuşuyor . yaşlı teyzeler ; genç kızlara , onun gibi biriyle evlenmelerini tembihliyorlar .şişedeki balık dergisi herkesten önce gitti ve kendisini buldu .açıklıyoruz halkın kahramanı : ''çişmen''...
o halk için var ..( yok lan ,o kadar da abartmayalım .herif çulsuzun teki .bizi görünce , ''abi ne olur beni de aranıza alın '' ''ne iş olsa yaparım , bende potansiyel var ,bi elimden tutan olsa manyak kahraman olurum '' gibi cümleler kullandı .biz de acıdık aramıza aldık )

nerde bi haksızlık var ; o orada ..ve hemen haksızlığa derinlemesine nüfuz ederek çok seri bi şekilde ''işiyor ''...
-evet sayın çişmen ,nasıl kahraman oldunuz , biraz anlatır mısınız ?
-abi baktım herkes işiyor ırakta filan milletin üsütüne , dedim bu bizim memlekette de tutar ...bir gün gidiyorum , sokakata bi bayanın çantasını almaya çalışıyorlar ...bunlara bi işersin ; bunlar üç gün komada yatmışlar .sonrası tahmin ettiğiniz gibi . ama ben bu kadarını beklemiyordum ...acayip trend oldu ( bu trend lafını da şekil olsun diye söylüyorum haa) ...
-bundan sonrası için ne düşünüyorsnuz ?
-abi bu iş sardı beni . işemeye devam anlayacağın ..

evet sayın okurlar biz balık ekibi olarak çişmen kardeşimizle birlikte ,insanlara köpek gibi davranan acımasızlara işiyoruz .uzun zamandır bu anı bekliyorduk ..çok da sıkışmıştık doğrusu ...
siz de nerde bi haksızlık görürseniz bize haber verin anında işeyelim .( hişşt aloo , lan bu işeme işi beni de sardı lan !) bir dahaki sayıya ,prostatlı çişlerle görüşmek dileğiyle ...


''şişedeki balıklar''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...