''mavi kuş balığı'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''mavi kuş balığı'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2010 Pazar

gerçekçi ol , imkânsızı reddet...

uzun bir bekleyiş , aylarca süren
bir ses duyarsın dışarıda
ilk kez o zaman dar gelir seni saran çeper
ilk tekmeni o zaman atarsın
dışarıda seni bekleyenler...
geri dönüşü yok , çıkacaksın dışarı
birgün içeri düşme ihtimâliyle
bir kâbusa uyanacaksın
çığlık çığlığa !
başın yere dönük , ayakların havada

bulduğun plastik bir oyuncak
tutan elin ondan önce toprağa karışacak
bulduğun siyah memedeki aradığın o tat
çoktan kana karışmış olacak

imkânsız demeyeceksin
ağlamayacaksın eskisi kadar
bu gezegende o kadar imkânsız ki
afedersiniz !
olağan ki bu yaşananlar

haydi giy üniformanı !
sırayı bozma !
ve sakın şiir okuma ve düşünme bir kadını
olağan bir çiçek formunda
imkânsıza hayat vermek kurşunlarla
her ne kadar zor olsa da ;
bir o kadar da kolaydır sevmek
hişşt dikkâtli ol , yoksa nöbetçiler görecek
kolaya kaçmak suçtur burada
zor olansa insanın en kıymetlileri arasında .


''mavi kuş balığı''

9 Haziran 2009 Salı

8.gün...

bugün haftanın sekizinci gününe uyandım . hangi ayda olduğumuzu bilmiyorum ama mevsimlerin en absürdü galiba . sekizinci günün verdiği coşkuyla, tekrar en içten sevgilerimle merhaba dünya .
o kadar alışmışım ki kedinin kuyruğunu kovalaması gibi yeniden ve yeniden dönmeye başa ,umarım bu günü de benzetmem geride bıraktığım yedi günün itaatkarlığına.

çeperim camdan bir küre, dışarıda sekizinci gün baş döndüren bir kadın zarafetinde girerdi düşlerime . her gece emir vermemenin ve itaat etmemenin coşkusu ile aklımın zoruna uyar yol alırdım bilmediğim gezegenlere ama gece kısa ve düşlerim gündüzün karanlığında varolma telaşında .

ben şarap şişesindeki balık, ben yarı sarhoş yarı ayık ne zaman ki gördüm okyanusu
o gün bu gündür şarabın kokusundan alır oldum . yosun kokusu , engin denizlerin uğultusu , bir yerlere çarpmadan yüzebilmenin o tarifsiz coşkusu . dışarıdan nasıl görünüyorum bilmiyorum ama, içeriden bakıldığında çeperin öteki yanı, işte bunu anlatmak işin en zor yanı, üzgünüm mucizevi kelimeler beni bu konuda çoktan yalnız bıraktı.

şimdi çemberin dışındayım, sanki daha önce hiç nefes almamışım , belki bu yüzdendir havanın genzimi yakması . yine de şaşkın değilim çünkü asıl şaşırılması gerekenin dışında bir yerdeyim. ah yedi gün hani imkânsızdı sekizinci gün ?
asıl imkânsız olan sendin . nasıl olur da bu kadar saçmalığı içinde barındırabildin ?
kan döktükçe kutsanan kahramanlarımız vardı bizim . savaşlarımız vardı çarpıştıkça çoğalan . düşmanlarımız vardı adını bile bilmediğimiz . yitenler kimin umurunda yitirdikçe varolanlardan değil miyiz biz? ve tanrılarımız vardı dokunabildiğimiz.
mağazalar vardı onları satın alabildiğimiz . sendin ey ulu çeper bizim en yüce dinimiz.

burada renklerden kırmızıyla yeniden tanıştım , kuşların gerçekten uçabildiklerine ilk kez şahit oldum . deniz ve gökyüzü ; mavinin farklı tonları ufukta aynı çizgide buluşurlarmış meğer ; bunu bilen var mıydı aranızda ? oysa ne de alışmıştım,
umutlarımı janjanlı kutulara sıkıştırılmış hipermarket raflarından almaya . şimdi öğreniyorum ki hayat, mekanik bir saatin işleyişinden ne de farklıymış.
ne de farklıymış gerçek , çeperin normal diye dikte ettikleri burada anormalimize denk düşer olmuş . meğer beyaz siyahmış ve siyah o yedi gün içinde hiç varolmamış .
meğer beyaz siyahmış ve siyah o yedi gün içinde hiç varolmamış . meğer beyaz siyahmış ve...



''mavi kuş balığı''

10 Mayıs 2009 Pazar

kelimeler...

önce sesler vardı . sonra sesler kelimelere dönüştü . her biri hayatı , kendi arasında bölüştü ; kimisine iyi düştü , kimisine kötü. kimisi şeytana dönüştü , kimisi tanrıya . ama her zaman sonsuz bir uzlaşma vardı aralarında . hiçbiri kibirlenmedi , ''iyi'' ve ''kötü''yü aynı cümlede ziyaret etti.
tarih onlarla yazılmıştı .
kelimeler tanıklık etmişti yüzyıllara ve değişen zaman , onları da değiştirmişti beraberinde . sert ve kalın çizgiler bükülmeye başlamış ; ataları hiyerogliflerden onlarca ışık yılı uzaklaşmışlardı artık . ortak fenomenler , farklı iklimlerde , farklı zamanlarda , farklı ses ve biçimlerde oluşturmuşlardı dilleri .

kelimeler , gerçeğin kör ve aksak temsilcileri , insanların sadık hizmetkarları . kimileri için varlığının beyanı ve hayatın anlamı ...aslında tüm bu vasıfları taşıyanlar her zaman hoş karşılanmadılar . kimi zaman kitaplarda cilt cilt yakıldılar , ama bu ateşle bile geceyi aydınlatabilmeyi bildiler . an geldi bu ateşin dumanı olup , bulutlara karıştılar ve yağmurla yeryüzüne dönüp ; yepyeni zihinlerde hayat buldular .
hayat çelişkilerle doluydu ve bütün düzen bu anlamsızlıklar üzerine kuruluydu ...

insanlar gerçeklere uzanamayacak kadar yorgundu . ama yine de yaşıyorlardı ve kelimeler de bu yaşama tanıktılar . düzenin devamı için bazı gerçekler saklı tutulmalıydı . o halde bazı kelimeler de yasaklanmalıydı . ve ''yasak'' kelimesi de bu tutsaklığa gardiyan seçilmişti.
kelimeler , harfleri giyinemez olmuşlardı üzerlerine . şimdi çırılçıplak kalmıştı hepsi.
küfrün çocukları , kelimelerin yüz karasısınız siz !

kelimeler suçlu bulunmuşlardı ve karar kesindi . fakat yok etmek kolay değildi onları .
kelimeler isyankardı ...
aralarında en göze batanı ''özgürlüktü'' . her başkaldırı için anahtar kelime oydu .
''özgürlük'' , düşündü bir gün ve kardeşlerimi ''yasak''tan kurtarmalı mıyım ? diye sordu kendi kendine . kimi kimden kurtarmalıydı ? ''yasak'' mıydı onları çıplaklığa mahkum eden ? kime hizmet etmekteydi bu ''yasak'' ?...

''yasak'' masumdu ; ama elinden gelen bir şey yoktu . kendine kızıp , bunu bana neden yapıyorlar diye sitem ediyordu . oysa ''özgürlük'' ten farklı olmadığını düşünüyordu . fakat , en güzel öyküler , şiirler , romanlar ''özgürlük'' adına yazılıyordu . en güzel şarkılar onunla diriliyordu . onu bu hale getiren insanların , hem ondan nefret edip ; hem de ona ihtiyaç duymaları , aklına yakın dostu ''iraoni'' yi getiriyordu ister istemez .

bir romanın kapağını paylaşmışlardı ''savaş'' ve ''barış'' . hallerinden oldukça memnun bir şekildeydiler hem de . bu rahatlığın verdiği rahatszılıktan mıdır bilmem ; ''barış'' uzun bir uykudan uyanırcasına silkindi birden ve sordu ''savaş''a :
-neden senin adın önce yazıldı ? diye .
''savaş'' şöyle bir gerilip gülümseyerek yanıtladı ''barış'' ı :
-ben olmasaydım , sen de olmazdın ! dedi ve ekledi .
-benim olduğum her yerde ''barış'' ister insanlar .
bunun üzerine ''barış'' :
-peki benim olduğum her yerde ''savaş'' ister mi insanlar ? diye sordu .
ve sessizlik girdi birden aralarına . sonra kapakta yer almanın tadını çıkartmaya başladılar .
çünkü onlar hala masumdular ...

kelimeler , gerçeğin görkemli birer elçisiydiler ve elçiler hiçbir zaman suçlanamazlar .

''mavi kuş balığı''


birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...