bir film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2011 Pazartesi

tambien la lluvia (2010)...



yüzyıllar önce cristof kolomb'un ve ona bağlı olan ordusunun latin amerika yerlilerine yaptıklarını ve o dönemde yaşanan olayları tarihsel gerçeklikler üzerinden yola çıkarak bir belgesel film haline getirmeye karar veren yönetmen sebastian ve ekibi bolivya'dalardır . ve orada belgeselin daha gerçekçi olabilmesi için yerli halk arasından seçilecek bir figüran grubu oluşturmakla işe başlarlar . filmin ilk bölümünde genel olarak bu belgesel filmin yapım aşamasını izliyoruz . sebastian ve ekibi başta costa olmak üzere
iyi giden bu belgesele kendilerini kaptırmış ve bir dönem yerlilerin yaşadıklarını üzülerek ve eleştirerek kayda geçmenin mutluluğunu yaşarken ; bir anda kendilerini içinde bulundukları dönemin başka gerçeklikleri ile içiçe bulurlar . ülkede yaşanan bu gelişmeler onları pek ilgilendirmese de , filmin yapımını sekteye uğratması ve figüran olarak seçilen bazı insanların da bu olaylardan etkilenmesi hatta birebir içinde olması sonucu bu gelişen olaylara kendi istekleriyle dahil olurlar . tarihsel bir yanı olan bu filmi , arada hüzünlü sahneler olsa da bir solukta izleyeceğinizi düşünüyorum ...

sunu : proleter balık












9 Haziran 2010 Çarşamba

le couperet (2005)...


içinde bulunduğumuz çalkantılı kriz döneminde sanırım izlenmesi gereken en güzel filmlerden biri de budur . kapitalist sistemin en büyük kozlarından biri olan işsizlik konusunun işlendiği film ; sistemin tüm kaotik ve yıkıcı yanını gözler önüne seriyor . yıpranan ilişkiler , ödenmesi gereken borçlar , yanıtsız kalan iş başvuruları ile birlikte gelen psikolojik çöküntü ile aile içindeki dengenin bozulması ve sistemin insan hayatını umursamazlığı ; hem gerilim içinde hem de bazen izleyicinin tebessüm etmesini sağlayan bir kurguyla oldukça başarılı bir şekilde sinema sahnesine uyarlanmış . işte bahsedilen tüm bu unsurların bruno üzerindeki etkisi de oldukça sıkıntılı bir dönem geçirmesine neden oluyor filmde . bir yandan iş aramak zorundadır ; bir yandan da bozulan ilişkilerini tekrar eski düzenine sokmak isteğindedir . ama filmin de ana konusunu oluşturan bir diğer sorunla da karşı karşıyadır . sanırım onu da filmi izlerken siz keşfedersiniz . kapitalist sistemin insan hayatını ne derece tahdit ettiğinin ve kişilerin tek tek iş bularak bu tehditten kurtulamayacağını ve bu sistemin kökten yokedilmesi gerektiğini çok iyi bir dille izleyiciye sunan bu güzel yapıtı mutlaka izleyin diyorum .


sunu : proleter balık




5 Mart 2010 Cuma

lola rennt (1998)...


yönetmen , filmin girişinde s. herberger'e ait olan "her oyunun sonunda oyunun başına dönersin" cümlesiyle izleyiciye bir nevi yol göstermeyi düşünmüş olsa gerek . gerçekten de hayatımızda olup bitenler bir oyundan mı ibaret ? yaşadıklarımızın gerçekten de planlanmış gerçekler olduğunu söyleyebilir miyiz ? ve tüm yaşadıklarımız birkaç dakika gecikme ya da erken davranma ile değişebiliyorsa olacakları önceden kestirmek elbette imkansız gibi . hayatta sürekli olarak istenmeyen durumlarla karşılaşabiliyor insan . lola ve manni de böyle bir durumla karşı karşıya kalırlar bu filmde . ve tüm yaşanılanlar , tıpkı başlangıçta belirtilen o cümle gibi bir oyunmuşçasına ileri geri gidiş gelişlerle filmin göze hoş gelen kurgusunun da temelini oluşturuyor . film süre olarak bir buçuk saate yakın bir zaman dilimini kaplasa da ; aslında genel anlamda 20 dakikalık bir yaşanmışlık üzerinde yoğunluk kazanmış . bir telefon kulübesinden lola'ya ulaşan manni , başının dertte olduğunu ve 20 dakika içinde yüzbin mark'a ihtiyacı olduğunu ısrarla dile getirir . bu andan itibaren de lola'nın maratonu başlamıştır . kısa sürede manni'ye yardım etmek için birçok yol dener . filmin bu ilginç ve heyecanlı konusu yanısıra , bir şekilde , lola'nın karşısına çıkan şahıslardan bazılarının hayatlarından fotoğraf kareleriyle izleyiciyi bilgilendirme durumu da yönetmenin beğenebileceğiniz vurgularından biri . bütün bu koşuşturma ve kurgusal denemelerin ötesinde arada bir felsefi konulu repliklere de yer verilen filmde lola'nın attığı hoş çığlıklar da işin esprisi olsa gerek . tempolu ve eğlenceli bir film . bence izlenmesi gereken bir eser daha .



sunu : proleter balık





20 Şubat 2010 Cumartesi

yazgı (2001)...


fransız düşünür albert camus'nün ''yabancı'' isimli öyküsünden uyarlanarak 2001 yılında sinema filmi olarak çekilen yazgı , bence zeki demirkubuz'un ''üçüncü sayfa'' ile birlikte en iyi ikinci filmi olarak sayılabilir . diğer filmlerinde olduğu gibi hayatımızın bazen hiç farkına bile varmadığımız doğal seslerini ve anlarını bu filmde de net bir şekilde görebiliyoruz . örneğin bir kedi sesi ya da televizyondan gelen sinema sesleri ya da kimi zaman içinde boğulduğumuz bir şehrin tüm sesleri . ve yine göze çarpan bir diğer konu da yönetmen zeki demirkubuz'un kapıların ve gıcırtılarının hayatımızda ne denli varolduğudur , tıpkı kulak asmadığımız birçok ses gibi . filmde musa bir gümrük şirketinde çalışmaktadır . annesiyle birlikte yaşayan musa aynı işyerinde çalışan sinem ile bir yakınlaşma yaşar . aynı zamanda sinem'in gizli tuttuğu bir ilişkisi de vardır . bir süre sonra gelişen olaylar sonrasında musa polis tarafından şüpheli olarak tutuklanır fakat kendisine yöneltilen suçların hiçbirine karşı çıkmaz . herşeyin sıradan ve yaşanabilir olduğunu ısrarla savunan musa'nın tahliyesi sırasında cezaevi müdürüyle giriştiği diyalog ise filmin en gözde bölümlerinden . duygularından arınmış bir karakter olarak izleyeceğiniz musa'yı ve onun olaylara bakışını zevkle izleyeceğinize eminim .


sunu : proleter balık






birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...