''lüfer'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''lüfer'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2010 Salı

devrim ufkunda : sosyalist ve eşcinsel hareket tasavvuru...

1968 süreci ile yeni toplumsal hareket olarak ortaya çıktığından bu yana eşcinseller politik arenada dikkate alınır hale geldi . liberaller , eşcinsel özgürlüğünden demokrasinin gereği olarak söz etmeye başlarken emperyalist güçler eşcinsel sorununu başka ülkeler aleyhinde kullanılabilecek bir gündem maddesi yapıyor . özgürlük ve demokrasi söylemleriyle kendisini dünyanın jandarması addeden abd , küba’daki eşcinsellerin sorunlarını , sayısı 1 milyonu aşan evsiz yurttaşlarının sorunlarından daha kayda değer buluyor . küba ise emperyalist dezenformasyona ve karalama kampanyalarına karşın eşcinsellerin toplumsal özgürleşmesinin ilerici kanallarını açıyor .

unutulan ve unutturulan yönleriyle ekim devrimi

son on yıl içerisinde gündeme gelen eşcinsel belediye başkanlarıyla , bakan ve diplomatlarıyla avrupa birliği’nin özgürlükler beşiği olduğu işaret ediliyor . oysa anımsamakta fayda var ; ezilenlerin ve işçi sınıfının ilk muzaffer devrimi ekim devrimi , eşcinselliğe yönelik yasakları devrim yasalarıyla ortadan kaldırdığında yıl 1917’ydi . avrupa birliği’nin totaliterlikle mahkûm ettiği sovyet rusya’nın dışişleri bakanlığı görevini 12 yıl boyunca yürüten georgiy çiçerin açık kimlikli bir eşcinseldi ve kendisi dışişleri halk komiserliği görevine seçildiğinde yıl 1918’di .

komünist parti’de yaptığı eşcinsel özgürlüğü temalı konuşmalarıyla bilinen inesse armand , moskova sovyet’inde yöneticiydi ve sovyetler birliği , alman faşizminin iktidarı almasıyla kapattığı eşcinsel haklarının ve homofobinin tartışıldığı berlin merkezli ''cinsellik bilimi enstitüsü''ne ilk delegesini yolladığında yıl 1920’ydi . yönetime doğrudan katılım cinsiyet ve cinsel yönelim fark etmeksizin herkes için eşit ve mümkündü .

sinema dehası s. eisenstein , piyanist richter , tenor lemeshew , ölümü ardından kızıl ordu’nun kurucusu troçki’nin hakkında duygulu bir biyografi kaleme aldığı şair sergei esenin ve aynı zamanda bakan çiçerin’in ilk sevgilisi olan şair mikhail kuzmin , sovyetler birliği’nde yaşamış ve devlet tarafından türlü destek görmüş eşcinsellerden yalnızca birkaçı .

yani kimi liberallerin iddia ettiği ve kimilerinin inandığı gibi sosyalizm eşcinseller için bir cehennem olmamıştır . devrimin kadroları da , eşcinselleri hasta ve rehabilite edilmesi gereken mahlûklar olarak görmemiştir . bugün eşcinsel bir şairin ölümünün ardından içli bir yazı kaleme alacağı düşünülebilen bir genelkurmay biliyor musunuz ? bununla birlikte de adını andıklarımın dışında sosyalist kültür ve bilimin gelişimine eşsiz katkılar sunan daha pek çok kişinin de aynı zamanda eşcinsel olduğunu bilmek gerek .

1917 ekim devrimi , eşit , özgür , sömürüsüz ve barışçıl bir yaşamı yaratma arzusunun , bu devrimci idealleri dünyanın tüm halkları ve ezilenleri için politik olarak hayata geçirme iradesinin ürünüydü . fakat devrim , lenin’in de kaygılandığı üzere avrupa’ya yayılamadı . sovyetler birliği’ni çevreleyen kapitalist hegemonya , sovyet sosyalizminin yükselişini kesmek için başta almanya’da olmak üzere faşizmi besledi . kapitalist hegemonya ve nazi faşizmiyle mücadelesinde kızıl ordu 10 milyon askerini yitirdi ; fedakâr sovyet halkı ise başta leningrad’da olmak üzere faşizme karşı verdiği onurlu mücadelede 11 milyon insanını yitirdi . karşılığında kazanılan zafer , dünya halklarına bir armağan olarak milyonlarca yahudi’nin , yüz binlerce eşcinselin katledilmesinden sorumlu olan nazi faşizmini tarihin çöplüğüne gömdü . hitler ve eşi , yenilgiyi kabul ederek intihar etmek zorunda kaldılar .

devrimin yayılamamasına ek olarak gelen ağır savaş koşulları -ve ardından soğuk savaş- kuşkusuz ki sovyetler’in bürokratikleşmesine ve deformasyonuna yol açtı . bugünün liberal koşullarından ve bugünün tarihsel aklından , sovyetler birliği’nin ''eşcinselleri baskıladığını'' söylemek en kibar tarifiyle tersinden anakronizmdir . bununla birlikte bu dönemden sonrasını esas sosyalizm diye belleyen sosyalistler içindeki küçük bir azınlığın , eşcinselliği tedavi edilesi bir sapkınlık olarak görmeleri konumlandıkları tarih-dışılığın anlaşılması bakımından önemlidir . unutmamak gerekir ki tek bir eşcinsel tipinin olmadığı gibi tek bir sosyalistlik de yoktur...

eşcinsel hareketin sol politizasyonu ve radikalizasyonu

sovyetler’in yıkılmasıyla liberalizm zaferini ilan etti ; devletler eğitim , sağlık , ulaşım gibi en temel kamu teşebbüslerini özel şirketlere devrettiler ; işsizlik , yoksulluk , evsizlik , sosyal güvencesizlik ve sömürü kapitalizmin tarihinde hiç olmadığı kadar arttı . yeni dünya düzeniyle insanlık hiç olmadığı kadar mutsuzluk , güvensizlik , yalnızlık , huzursuzluk , yabancılaşma , ruh hastaları ve hastalıkları üretir hale geldi . yeni insan modeli , varoluşunu depresyon ilaçları ile kişisel gelişim külliyatı arasında anlamlandırmaya başladı . kurumsal sosyal sorumluluk adı altında şirketler doğaya , eşitsizliklere , yoksulluğa , eğitime , sağlığa olan hassasiyetlerini projeleriyle yarıştırmaya başladılar . toplumsal hareketlerin devrimci ve radikal ufku , yeni dünya düzeninin sivil toplumculuk anlayışıyla köreltildi...

1968’in devrimci kabarışı içinden çıkan diğer tüm sosyal hareketler gibi eşcinsel hareket de bu sivil toplumcu atmosfer içinde depolitize oldu . ekolojistler için kurulan milyon dolarlık yeşil pazar gibi eşcinsellere yönelik kurulan milyonlarca dolarlık pembe pazarda geyler kabul edilmenin konformizmini yaşadılar , elbette ücreti karşılığında . sistem , bekâr , yalnız yaşayan , tüketim alışkanlıklarını kendisi belirleyen eşcinselleri tüketici olarak yaratırken gey yaşam kültürü de küresel ölçekte işlerlik kazandı .

bu tarihsel arkaplanın anlamlandırılması , radikal ve politik bir eşcinsel hareketin koşulları aynı zamanda . bunlar şu başlıklarla somutlaştırılabilir :

a-) ötekilik felsefesinin reddi
b-) burjuva eğilimlerin reddi
c-) gey ekonomi politiğinin reddi
d-) diplomatik araçsallaştırılmanın reddi
e-) homofobiklikle mücadelenin aşılması

bu kapsamdaki fikirlerimi artık özetleyebilirim . bir kanundur : ötekileştirmemek mümkün değildir . tüm ötekileştirmeler reddedildiğinde , ötekileştirmeyi reddetmeyenler ötekileştirilmiş olur . biz her zaman bir öteki’ye ihtiyaç duyduğu için ötekileştirme diyalektik bir kanundur .

buna karşın eşcinsellerin ötekileştirildiğinden söz edilir , bu ötekileştirmenin gündelik yaşamdaki ya da medyadaki tezahürleri alınıp söylemsel analizler yapılır . ötekilik üstüne yığınla kitap yazılır , konferanslar düzenlenir , atölyeler kurulur . öteki olmak ezilmenin metafizik olarak ifade edilmesi haline dönüşür . herkesin birbirine öteki olduğu bir düzlemde ezilmeye karşı mücadele nasıl tanımlanabilir ? buradaki mesele , politik olarak neyin ve kimin öteki olarak tanımlandığı ya da tanımlanacağıdır .

politik , sınıfsal , etik , estetik , yaşam tarzı , dünya görüşü , etnik kimlik , renk , dil ve din açısından hiçbir ortak yönü olmayan eşcinselleri bir sosyal küme kılan tek ortaklıkları üyelerinin hemcinslerine ilgi duyanlardan oluşmasıdır .

dolayısıyla eşcinsellerin kendi içinde sayısız ötekileştirme dinamiği vardır : kürtleri ötekileştiren eşcinsellerle kürtleri ötekileştirmeyen eşcinseller , kadınsı eşcinselleri ötekileştirenlerle kadınsı eşcinselleri ötekileştirmeyen eşcinseller vs. , ve bunların sayısız korelasyonları . bu bağlamda burada politik olarak sorun eşcinsellerin ötekileştirilmesi değil , devrimci bir toplumsal dönüşüm ekseninde eşcinselin nerede konumlandığıdır , sorun bizin kim olduğu sorunudur...

her modern sosyal harekette olduğu gibi eşcinsel hareket içinde de işçiler ve burjuvalar vardır . eşcinsel hareket içindeki bu iki eğilimden ilki yeni müttefikler ararken toplumdaki diğer ezilme ve sömürü biçimlerini sorgulama eğilimi gösterir ve bu giderek sisteme karşı diğer müttefiklerle beraber devrimci bir başkaldırıya yol açar . eşcinsel hareket içindeki burjuva eğilimler ise başka ezilme ve sömürme biçimlerini problematize etmez . burjuva eşcinsel hareketi reformist talepleriyle kapitalist sistemi ideal seviyesine çeker , ona gençlik aşısını vurur .

burjuva eşcinsel hareketinin ufkuna denk düşen karşılığı kapitalizm , pembe ekonomiyi ve gey yaşam kültürünü palazlayarak vermiştir . bu bağlamda gey yaşam kültürünün geyi ile ayrışmak , bölünmek ve ötekileşmek ; eşcinsel hareketin içindeki reformist-burjuva eğilimlere set çekmek sol radikalizasyon için farzdır .

işçi hareketi nasıl ki devrimci işçi hareketine dönüşmesi için toplumun diğer tüm gayri-memnunlarının taleplerini dikkate almak zorundaysa eşcinsel hareket de , eşcinsel hareket olmak için eşcinsel hareket olmaktan çıkmak ve diğer ezilme-sömürülme biçimleriyle rabıta kurmak zorundadır .

ötekilik felsefesinin bir başka varyantı da fobik oluşlara dertlenmektir . homofobiyle , bifobiyle , transfobiyle mücadele edilebilir , ancak bunun politik düzlemde akacağı yer liberalizmin hoşgörü ve çokkültürcülük ideolojisidir . ihtiyacımız olan şey hoşgörü değil , varoluş tarzından ve kimliğinden ötürü hiç kimsenin baskı görmeyeceği toplumsal ve siyasal eşitliktir .

eşitlik mücadelesine yüzünü dönmeyen tüm sosyal hareketler depolitize olurlar . siyasal eşitlik , toplumsal özgürlüğün öncelidir . bu açıdan , bir psikiyatri terimi olan homofobi politik tasavvurdan çok bir küçük grup rehabilitasyonunu gerektirir , bu da sosyal hareketlerden çok , sosyal psikologların alanıdır . dolayısıyla homofobiyle mücadelenin aşılması pratikte politizasyon ve radikalleşme anlamına gelir .

sosyalistler , programlarını işçilerle ve onların sınıfsal konumlarıyla sınırlarlarsa –yani ekonomizmde kalırlarsa ve toplumun diğer gayri-memnunlarının sorunlarına sırt çevirirse– yani devrimci demokratik görevlerinden kaçarsa , tecrit olurlar . tıpkı eşcinsel hareketin eşcinsel hareket içinde sınırlı kalıp tecrit olması gibi .

bu anlamda sosyalistlerin görevi , diğer tüm sosyal hareketlerinki gibi eşcinsellerin de sorunlarını programına yazmak ve eşcinsel hareketin içindeki burjuva eğilimlerin karşısına devrimci eğilimleri güçlendirecek kuramsal ve pratik bir karşı duruşu örgütlemektir .

en nihayetinde liberalizasyona ve baskıya karşı saflar belirlenmedikçe çıkarlar toplumsal özgürlük ve devrim lehine dönemez...


''lüfer''

14 Nisan 2010 Çarşamba

küba homofobiye meydan okuyor !...

''bana mutluluğun resmini yapabilir misin abidin" diye şiirine başlayan nâzım hikmet "çok şükür çok şükür bugünleri de gördüm ölsem de gam yemem artık" diye şiirini bitirir . kastettiği , 1961 yazı ortalarındaki muzaffer devrim günleri ile sosyalist küba'dır . abd'nin terör listesinin başında olan bu ülke , fiziksel küçüklüğünün aksine siyasetiyle tüm dünyada eşitlik ve özgürlüğe inananların esin kaynağı olmuştur .

bugün latin amerika'daki sol yükselişi küba devriminin ve devrimcilerinin adını anmadan kimse açıklayamaz . buna karşın abd psikolojik savaş dairesi küba için fazla mesai harcamaktan imtina etmez . küba'ya yönelik dezenformasyon ve manipülasyonun sonu yoktur . bu kaynaklara göre küba'da insan hakları yoktur , insanlar küba'dan kaçmak için ölümü göze alırlar , küba'da insanlar aç ve sefildir , fidel bir diktatördür ve elbet küba'da eşcinseller de özgür değildir... işte abd dünya hegomonyasını böyle inşa eder . özgürlüğün olmadığı küba'ya demokrasi ve özgürlük götürmenin yolunu böylece meşru kılar .

küba'da eşcinseller dünyanın pek çok burjuva devletinde olmayan geniş haklara ve olanaklara sahiptir . birkaç satırbaşıyla aktaralım :

"gay pride" günü olarak çeşitli ülkelerde kutlanan gün , küba'da bir hafta boyunca küba komünist partisi , genç komünistler birliği , üniversite komitesi , polis teşkilatı ve kültür bakanlığı gibi çeşitli devlet gruplarının desteğiyle eğitimden sağlığa , kültürden sanata çeşitli yapıcı faaliyetler şeklinde kutlanır . oysa birkaç istisna dışında “gay pride” kutlamaları , gelişmiş avrupa ülkelerinde ve abd’de devletlerin hiçbir desteği olmaksızın büyük şirketlerin finansmanı yoluyla geçer . geylerin bir piyasa alanı olduğunun ve geyliğin tüketime dönük bir kültür olarak görüldüğünün resmidir bu .

bununla beraber küba cinsel eğitim merkezi (cenesex) 'nin kapıları ülkedeki tüm eşcinsellere , travestilere ve transeksüellere açıktır . cinsiyet değiştirmek isteyen herkesin ameliyat gibi tüm masrafları , küba devleti tarafından hiçbir ücret talep edilmeksizin karşılanır . bu merkez , aynı zamanda talepte bulunan tüm eşcinsel yurttaşlara ücretsiz psikiyatral destek hizmeti de sunar ve bu destek türkiye'deki gibi "normalleştirme" amaçlı değil , toplumsal eşitsizliklerin giderilmesinin bir parçası olarak işlev görür . küba devleti , toplumsal homofobiyle mücadelenin bir parçası olarak kültür ve sanat alanında da eşcinsellere tüm desteklerini sunmaktadır . 1993 senesinde küba'da çevrilen eşcinsellik temalı "çilek ve çikolata" filmi aklıma ilk geleni.

devlet başkanı raul castro'nun kızı mariela ise ülkedeki eşcinsellerle en yakın teması kuran isimlerden biridir . annesi vilma ise dünyada ilk defa , yıl henüz 1975 iken evliliğin anayasa'daki tanımında cinsiyet belirtmeksizin tanımlanmasını önerip hemcinslerarası evliliğin önünü açacak öneride bulunmuş bir devrimcidir . bunun gibi bilgiler daha sıralanabilir .

siz emine erdoğan'ı bir gey hakları yürüyüşünde görmeyi ya da polis teşkilâtı ile devlet partisiyle üniversite senatosuyla devlet kurumlarının gey hakları yürüyüşüne katılımını tahayyül bile edemezken , küba'da olanları birkaç şaibeli gözaltı haberinden müteşekkil sanıyorsanız , diyecek bir şey yok .

unutmamak gerek lgbt hakları , devrim karşıtlarının en sık kullandığı bir dezenformasyon alanıdır . kübalı eşcinseller , kurtuluşa ermiş değiller ama bizlerden ve yabancılaşma , çürüme , yozlaşma kültürüyle gettolarına hapsedilmiş avrupalı kardeşlerimizden çok daha ileridirler . eşcinsellik , sözde güzellik yarışmalarına , hiyerarşik bir tahakküm alanına ya da tüketim kültürüne dönüştürülmeyecek bir şey .

küba , alnı açık , başı dik ve onurlu duruşuyla eşitlik ve özgürlük ideallerine sahip çıkıyor ve küba artık , arenas’ların göç etmek durumunda kaldığı küba değil . küba komünist partisi önderliğinde küba değişiyor ve evet homofobiye meydan okuyor . bunu sadece selamlayabiliriz...


''lüfer''

4 Aralık 2009 Cuma

farz-ı cumhuriyet arzuhâli...

''lâik bir devlet , yurttaşlarının dinini de soramaz ; nüfus cüzdanı gibi resmi bir yurttaşlık belgesine bunu kaydedemez . bu yüzden bir dilekçeyle nüfus müdürlüklerine başvurmalıyız''

bireysel ve toplumsal yaşamın yönlendiricileri olarak din ve devlet erkinin etki ve egemenlik sınırlarının birbirinden ayrılmasını sağlayan siyasi , hukuki ve idari kurallar bütünü olarak lâikliğin anayasal güvence altında olduğu ve cumhuriyetin temel prensiplerinden biri olarak kabul edildiği bir ülkede hâlâ neden lâiklik eksenli bir gerilim yaşanmaktadır ? çünkü lâik olduğu yönünde tanımlanılan devlet , pratiğinde lâiklik karşıtıdır . zira gerçekten laik bir devlette ''diyanet işleri başkanlığı'' gibi bir kurumun olması , din eğitiminin devlet okullarında veriliyor olması ya da camilerin elektrik , su ve çalışan giderlerinin devlet tarafından karşılanıyor olması söz konusu olamaz .

gerçekten lâik bir devlet yurttaşlarının dinini de soramaz ; nüfus cüzdanı gibi resmi bir yurttaşlık belgesine bunu kaydedemez . bu tamamen gayrimeşru ve keyfi bir uygulamadır . dünyanın gerçekten lâik ve demokratik hiçbir ülkesinde böyle bir uygulamaya rastlanmaz .

öte yandan ''türkiye lâiktir lâik kalacak'' diye slogan atanlar , cumhuriyet yürüyüşleri yapanlar en basitinden böyle bir uygulamanın lâiklik mantığına tamamen aykırı olduğunu ve dolayısıyla türkiye’nin lâik bir cumhuriyet olmadığını görüp bunu politik olarak problematize edemeyecek kadar lâiklikten bihaberdirler .

tc. anayasası’nın 2. maddesinde devletin lâik olduğu , 24. maddesinde de ''kimsenin dini inanç ve kanaâtlerini açıklamaya zorlanamayacağı'' belirtilmiştir .

bu anlamda anayasadaki lâiklik retoriğine denk düşen bir devlet pratiği dileyen yurttaşlar , bu satırların yazarı gibi , nüfus cüzdanı gibi resmi bir devlet belgesine dinlerinin her ne ise yazılıyor olmasını cumhuriyetin kuruluşunun seksen altıncı yıldönümü anısına en azından bireysel olarak protesto edebilirler . elbette dilekçe vermek , 8 kasım 2009 tarihinde yapılan ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı mitingi gibi örgütlü ve kitlesel politik karşı-duruş ile kıyaslanamaz , ancak lâikliğe ilişkin demokratik taleplerin karşılığını bulabilmesi açısından tamamlayıcı niteliktedir .

bunun için kişinin nüfusa kayıtlı bulunduğu ilçe kaymakamlığına aşağıdaki gibi bir dilekçeyi onaylatıp , bu dilekçeyle bağlı bulunduğu ilçe nüfus müdürlüğüne başvurması mümkün .

benim dilekçem aşağıdaki gibidir :

tarih

...............kaymakamlığı'na ,

gerçekten lâik devletler yurttaşlarının dinlerini sormaz , bunu nüfus cüzdanı gibi resmi bir belgeye kaydedemez . şayet sorup kaydediyorsa bu gayrimeşru ve keyfi bir uygulamadır . zira kişinin dini , tıpkı tuttuğu futbol takımı kişinin kendisini ilgilendirir ve özeldir . devlet nasıl ki kişinin tuttuğu futbol takımını nüfus cüzdanı gibi resmi bir belgeye kaydetmiyorsa ; dini de sorup kaydedemez . yurttaşların dininin ne olduğu ya da olmadığı , yurttaşların kendilerini ilgilendirir . anayasamızca lâik olduğu tanımlanmış türkiye cumhuriyeti devletinin bir yurttaşı olarak lâiklik ve demokrasi karşıtı bu uygulamayı protesto ediyor ve tarafıma verilecek yeni nüfus cüzdanında dinimin her ne ise yazılmamasını talep ediyorum...


''lüfer''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...