''mavi cerrah balığı'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''mavi cerrah balığı'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2009 Pazartesi

yüreğim ve ben...

hava iyice soğudu . karanlık bastırıyor . insanlar yavaş yavaş kabuğuna çekiliyor . sokaklar , sessizliğiyle başbaşa kalmaya hazırlanıyor . paylaşıyorum bu sessizliği ben de...

sert esen rüzgâr yumruk gibi iniyor yüreğime . yalnızlığıma yalnızlık katıyor . martılar beni ağlatmak için sözleşmişler sanki . hep bir ağızdan türkü söylüyorlar . üşüyorum... vücudum buz kestikçe yüreğimin sıcaklığına sığınıyorum . ısıtıyor beni . yakınlaşıyorum , konuşuyorum onunla . neden bana mavibeyaz kaçamaklar , rengârenk savaşlar , paramparça aşklar yaşattın diyorum ; neden bana sarı hüzünleri verdin ? için için ağlattığın günleri hatırlıyor musun ? peki ya yeni yetme çocuklar gibi ortalıkta gezindiğim günleri ?

susuyor... susuyoruz... mehmet amca bozuyor sessizliği . ''çay ister misin kızım'' diyor . ''sıcak bir çaya hayır demek mümkün mü mehmet amca ?'' diyorum . çok geçmeden getiriyor çayı . ve içiyorum... hiç bu kadar iyi gelmemişti...

pişmanlık kaplıyor bir anda beni . haksızlık ettiğimi düşünüyorum ona ve özür diliyorum yüreğimden . denizin kıyısında karaya vurmuş bir balığım ben . ama yüreğim halâ benimle ,
ben varoldukça ...
paltomu kavrıyorum . kollarımı bağladım , rüzgâra karşı siper ediyorum . kine , nefrete , sevgisizliğe , samimiyetsizliğe karşı koruyorum onu... sıcaklığını hiç kaybetmeyecek...


''mavi cerrah balığı''

2 Haziran 2009 Salı

spiker...

ekranları ya da sofraları başında bizi izleyen herkese merhaba . saat 19:30 akşam haberlerinin özetlerini sunuyorum öncelikle . türkiye'den yine alışılmış heberlerle başlamak istiyorum .
(x) adlı kişi işsizlik nedeniyle intihar etti...(y) adlı kişi bunalıma girerek , karısı ve iki çocuğunu bıçakladı ...
bir araç polisler tarafından durduruldu . araçtaki şoför (z) adlı kişi sarhoştu ancak sarhoş olmadığını iddia ederek polislerle tartıştı... (abc) adlı kişiler sobadan zehirlenerek öldü...(ğğğ) adlı üç kişi bir kıza tecavüz ettikten sonra ormana atıp kaçtı. kız ormanda ölü bulundu ...
alacağı yüzünden komşusunu bıçaklayan bir kişi apartmanda dehşet anları yaşattı...
küçük çocuklar soğukkanlılıkla bugün de cüzdan çalmaya devam etti...
kıbrıs'ta deprem oldu .birçok kişi hayatını kaybetti yüzlerce bina yerle bir oldu .göçük altında kalanları kurtarma çalışmaları başlatıldı...
kuş gribinden sonra domuz gribi de panik yaratmaya devam ediyor. uçan canlıların katledilmesinden sonra , domuzlar da ortadan kaldırılıyor...
yani zamlar kapıda...maaşlar %10 arttı...
türkiye'de yabancı şirketlerin petrol arama istekleri kabul edildi...
türkiye'de tavuk ithalatından sonra ; domuz üretimi de yasaklandı...
öss'ye hazırlanan bir genç ,bunalıma girerek canına kıydı. ailesi yasta...
faili meçhul cinayetlere bir yenisi daha eklendi...
dünyanın bir çivisi daha çıktı...

bugünkü mönümüz de böyle , hepinize afiyet olsun . iştah kaldıysa eğer...


''mavi cerrah balığı''

30 Mayıs 2009 Cumartesi

koyunlar...

bir zamanlar ucu bucağı belli olmayan bir ormanın yanındaki çayırlıkta bir çoban , köpekleri ve bir koyun sürüsü ile yaşamını sürdürüyormuş. çayırdaki otlar sürünün rahatını sağlayabilecek ölçüde yeterliymiş fakat onlar yine de mutlu değillermiş . çobanlarından çok şikayet ederlermiş .çünkü sabahtan akşama kadar uyur , arada bir kalkar köpeklerine bağırır , kavalını üfler ve sonra yine uyumaya devam edermiş . acıktığı zamana isekoyunları sağıp sütünü içer , içemediği sütü satar ; istediğinde de kuzulardan birini keserek kendisine ziyafet çekermiş .koyunlar bu duruma karşı koymaya cesaret etmezlermiş , çünkü o çobanın onları kesip yemese de , eninde sonunda bir kasaba vereceğini bilip ; bunu dünyanın düzeni kabul ederek susarlamış . arada bir karşı koymaya çalışanlar olursa , köpeklerini üstlerine salıp yakalar ve midesine indirirmiş . bitişik ormandan sürüye saldırmak isteyen canavarlar akın ettiğinde bu adam kuzulardan birkaçını canavarın önüne atar , sürünün geri kalanını paşine takar ve oradan uzaklaşırmış .

yine bir kış günü kurtlar , ayılar yiyecek bulmayınca azmışlar ve çayıra akın etmişler . çoban ve koyunlar çok korkmuş . çabucak bu canavarlardan nasıl kurtulacaklarının hesabını yapmışlar .
çoban çareyi bir yerde saklanıp canını kurtarmakta bulmuş . koyunlar ise işin ciddiyetine varıp var güçleriyle onlarla savaşmayı göze almışlar . köpekler de , koyunlar elden giderse kendilerinin de aç kalacağını düşünüp gayrete gelmişler ve hep birlikte canavar kurt sürüsüne saldırmışlar . koyunların boynuzlarından ve köpeklerin havlamalarından korkan , aç , güçsüz ve sıska kurtlar çareyi kaçmakta bulmuşlar . sonra saklandığı yerden çıkan ödlek çoban , akıllanmış olan koyun sürüsünün üzerine geldiğini görünce kaçarak canını zor kurtarmış ve bir daha da ortalıkta görünmemiş . bu savaşta birkaç sıska kurdun yanısıra çok sayıda kuzu da ölmüş . bu işten en karlı çıkanlar ise köpekler olmuş . ölen kuzuları midelerine indirerek ; sizi hem kurtlardan hem de çobandan kurtardık diye hava atmaya başlamışlar koyunlara . ulumalarımız olmasaydı kurtulamazdınız hiçbiriniz diye övünmüşler , kendilerinin normal köpeklerden olmadıklarını , asıllarının kurt olduğunu koyunlara inandırmaya çalışmışlar . artık koyun bekçiliği yapmaktan sıkılan bu kurt köpekler ormanı fethetmeye karar vermişler . bunu tek başlarına yapamayacaklarını bildikleri için de sürüyü de önlerine katmayı kararlaştırmışlar .dişleri keskin ve kalabalık köpeklerden kurtulmak o kadar kolay değilmiş koyunlar için . sürünün büyük bölümü bu karara sessiz kalmış ve hep birlikte ormanın yolunu tutmuşlar . bu duruma karşı koyanlar , miskin , hain , korkak olarak nitelendirilip ; asil kurt kanı taşıyan köpeklerle bir arada yaşamaya layık görülmedikleri için parçalanıp iştahla yenmişler .

ormana varan köpekler ve sürü kısa zamanda ayılar , kurtlar , çakallar tarafından perişan edilmiş , köpeklerin havlamaları durmuş , sürü teker teker yerlere yığılmış . canvarlar ise talan ettikleri sürüyü terkedip gitmişler . sefere hasta oldukları için katılamayan birkaç koyun , bir mağarada oturup olanları izliyorlarmış . iki koç mağaradan çıkıp yerde can çekişen iki köpeği boynuzlarıyla vurup uçurumdan aşağa atıp tekrar mağaraya dönmüşler . ve mağarada olan kuzulara şöyle demişler :

''bu dünyada çobansız da köpeksiz de yaşanabilir . bunu anlamak için her defasında çok sayıda kanlı kurban verirsek neslimiz kurur .bu yüzden gözünüzü iyi açın ve başınıza ayılar , kurtlar , çakallar musallat olursa onları defetmeye bakın''...


''mavi cerrah balığı''

26 Mayıs 2009 Salı

balıklar ve dansları...

gece yarısını çoktan geçmişti . dışarıda olabildiğince yağmur vardı . elektrikler kesilmiş , her yer zifiri karanlıktı . hayat durmuş gibiydi , dışarıda herhangi bir hareketlilik yoktu , ıssızdı ... deniz sakindi , uyuyordu .
hayır hayır , bir saniye bir hareketlilik vardı . seçemedim henüz ama sıradışı bir şeyler olduğu kesindi.
iki balık , denizde dans ediyorlardı . çılgınlar gibi dönüyor , dönüyor , dönüyorlardı ... birbirlerine dokunuyor , birbirlerinin etrafında dönüyorlardı . sonra denize dalıyor çıkıyorlardı . tekrar dalıyor tekrar çıkıyorlardı . şimşekler onlara eşlik ediyordu .
içeri yöneldim ve iki pil aldım çekmeceden . artık müzik de onlara eşlik ediyordu . müzik ve ışıklar eşliğinde balıklar ve dansları ...
onlara hükmeden denizin , birazdan yapacaklarından habersiz çılgınlar gibi eğleniyorlardı . meydan onlarındı . derin deryaya onlar hükmediyordu . ta ki bundan rahatsız olup köpürene kadar deniz...

dalgalar peşisıra onlara doğru geliyordu şimdi . danslarına engel oluyordu . aralarına dalgalar girmişti .denizin dibine dalmak zorunda kaldılar . ağlamak geldi içimden o an . rüya gibiydi her şey bu kadardı . bitti , büyü bozuldu artık derken başka balıklar sürü halinde onların dans ettikleri yere akın ettiler . hepsi dalgalara kendini siper etmiş karşı duruyorlardı . denizin öfkesini hükmünü artık bütün balıklar karşısına almışlardı .
dalgalar geri çekildi . dans eden iki balığı , diğer balıklar bir çember içine aldılar . ve danslarına devam etmelerini istediler .
artık deniz onlara hükmedemiyordu . yağmur dindi şimşekler kesildi , dalgalar geri çekildi . deniz artık sakindi . vakit epey ilerlemiş gün ağırmak üzereydi . güneş yeniden doğuyor ve hayat devam ediyordu ...


''mavi cerrah balığı''

17 Mayıs 2009 Pazar

gece yolcuları...

balık ve kömür benzerler birbirlerine tıpkı peynirle zeytin gibi. derken bir kent anılır olur balıkçının madenciye olan dostuğuyla…
bir gece vakti...
zonguldak’ın üstüne ince ince, sessiz sessiz yağmur yağıyordu. sokağın sessizliğini köpek havlamaları bozuyor, dalga sesleri de buna eşlik ediyordu. bu sokağın alışık olduğu biri madenci diğeri balıkçı olan ,iki arkadaştan başka ortalıkta kimseler yoktu. ekmek paralarını kazanmak için yola koyulmuşlardı onlar da. pencerem ve ben de onları izliyorduk.
üzerinde kömürlü elbiseleri, bareti, elinde karısının hazırlamış olduğu ekmekle gördüğüm kişi madenciydi. balıkçı arkadaşı da çizmeleri, yağmurluğu, oltası ile yanındaydı.
ikisi de gecenin karanlığında kaybolup gittiler isteksiz isteksiz. istedikleri hayat bu değildi çünkü. okumak isterlerdi, masa başında bir işleri olsun isterlerdi,daha yüksek mevkilerde olup çocuklarına daha iyi yaşam olanakları sunmak isterlerdi. madenci; balıkçı arkadaşının yerinde bile olmayı yeğlerdi. zifiri karanlığın içinde, metrelerce yerin altına girmeyi gözü hiç kesmiyordu çünkü. kömür tozlarını içine çekmek istemiyordu. ömründen ömür gideceğini biliyordu. yarına yer üstüne çıkacağından emin bile değildi. dışarıda çok güzel bir yağmur yağıyordu . ıslanmayı ne kadar da isterdi oysa. hayat ona dışarıdaki havayı teneffüs edebilmenin ne kadar önemli, ne kadar müthiş bir şey olduğunu öğretmişti.
nefes almak . nefes alabilmek. nemli toprak kokusunu, çiçek kokusunu içine çekmek… yağmurda ıslanmak. en güzel şeydi onun için bunlar, mutluluk vericiydi.
balıkçı ise madenci arkadaşının şanslı olduğunu düşünmektedir yeri geldiğinde. en azından bu gece ıslanmasını önleyecek bir yer vardı. en azından ayakları yere değiyordu. yürüyordu. o ise denizin sonsuzluğundaydı. gökyüzü, derin derya, sandalı ve o...
boşlukta ilerliyor gibiydi. toprağa ne zaman basacağını düşünüyordu. toprağı seviyordu, toprağın kokusuna tutkundu.
ikisi de birbirinin şanslı olduğunu düşünse de ortak düşündüğü bir şey vardı.yaşamlarının salt, gerçek yaşam olduğu.
düşsüz, eksik, eğlencesiz olduğu.
bekli acı veren, yaş döktüren, elleri morartan, topukları çatlatan, su toplatan...
şimdi yaşanan...


''mavi cerrah balığı''

4 Mayıs 2009 Pazartesi

peynir ve zeytin...

evet ,
peynir ve zeytinden bahsediyorum
ve soruyorum :
peynir ve zeytin deyince ne anlıyorsunuz ?
kahvaltı masasının vazgeçilmezleri büyük olasılıkla değil mi ?
bense , birbirine renk itibariyle zıt iki besin maddesinin tatları bakımından ne kadar uyumlu olduğunu düşündüm .
oysa insanlar ...
insanlar böyle midir ?
ne yazık ki hayır .
çünkü , din , dil , ırk , renk ayrımı yapmakdan vazgeçemiyor çoğu .
yaratılışlarından olsa gerek , anlamayı değil ; öğretmeyi , birbirini sevmeyi değil ; yargılamayı , fişletmeyi , dişlemeyi , birbirine vahşi çığlıkları ve meydan okuyuşları ile karşılık vermeyi seçiyorlar .
artık giderek erdemlerini bedenlerinden ayırmaya , sevginin , emeğin , aşkın , sanatın sözünü kesmeye başlıyorlar .
düşünülebilen her şey açık seçik düşünülebilir .
söylenebilecek her şey açık seçik söylenebilir ama ; düşünülebilen her şeyin açık açık söylenemediği bir ülkede yaşar hale geliyoruz artık .
ne diyelim
birbirimize yetecek büyüklükte tiyatrolar olması dileğiyle ...
derken ,

selam size
selam ,bu gecede koşan güzel atlara öykünen bedenlerinize
selam barışa
selam ırak
selam filistin
selam arjantin
selam bolivya
selam dünya
hepinize selam olsun
kozmosun kardeşliği adına .


''mavi cerrah balığı''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...