''maraba balık'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''maraba balık'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2010 Perşembe

lîstikén sî yan...

guhén xwe bidin min û baldar bin çîrokbéjan mezin . ev koletî hané ne di waré mitolojîyan ne jî di waré olan de nehatiye jiyandin . ev koletî di ser kevirén kevn jî nehatiye nivîsîn . di bin waré sîyan dihat kirin . paradokse kî mezin bû . mezin bûna wî ji vir dihat ; ji bo azadîye tiréj péwîst bû lé sî jî bi hebûna tiréj ava dibû û lîstik destpedikir . lîstikvanén me ; tarî , dudilî , giyan û evîn...

giyan penaber bû . bénavber jibona bedenekî aram digeriya . ji destpeka mirovahîye heta roja îro giyan digere û hercar bedenén rizîyayî dibe para giyané . giyan hertim tenébû . tî bûbû ji evîne re . evîn di riya tarîyén ku giyan winda dibû lé dima . evîn bi jiyané re xeyîdî bû . nedixwest kû derkeve peşberî giyané . evîn bétevger û béwext benda tiştekî bû . temené evîn ji ya giyané direjtir bû . lé giyan wî nizanibû .

- ey evîn ! di vé tariyé de ku ez rengén çavén xwe nizanim , laşe xwe nasnakim . lé ez te ; peyvén te yén ku wekî agiré dojehé ye min dişewitîne dinasim . were cem min . min tené nehéle .

evîn di wé qerîn û hawara giyan guhe xwe girtibû . meh derbas bû , sal borîn . rewşa giyané pirtir xirab bû . ne xweşikbûna xwezayé bala wî dikîşand , ne jî behnén curbecur û herî bedew hîs dikir . evîn di bin koletîya tarîya de nedixwest ku bi giyan re şad bibe . xeyal dikir , xeyalén evîné azad û bédawî bû . carnan ew û giyan di seré çiyaye kî mezin digihişt asîmanan de bidû yek . dixwest ku berbayén henik welaté xwe yé bésinor mezeke .

- ey giyané resen . min biborîne . heta azadî nekeve para min ez nave xwe bi hemû hestén re qedexe dikim . vegere , di jiyanekî azad de bedenekî ciwan bigere . ji xwe em hevûdu bibînin .

ev gotar negihiştibû guhé giyané . tarî di ziké xwe de veşartibû wan peyvan . hestén giyané aloz dibû . sî benda giyané bû . zanibû ku giyan bikeve nav lepén wî .

- giyan , bibe xwedî bedenekî ciwan . ve zilma hané ku tu li xwe dikî biqedîne . metirse , hertim ez bitere me bes heta roj hebe ez û te dibin yek .

giyan di nava dudilîye kî mezin de béhéz dibe . kanîya hemû ramanén wî diçikin û hişk dibin . wek stérke kî dibiriqe . dibe agir û geş dibe . tarî ye ku reş û gemar diçirîne . dibin ala azadîyé de evîné bédawî an dibin wargeha sîyan dawîbûna rojé de destpéka koletîyé ?...


''maraba balık''

31 Aralık 2009 Perşembe

sis perdesi...

ayaz
ve deniz kokusu birbirine karışmış
bu iki katlı şehirde .
sis perdesi
denizin tüm hırçınlığına rağmen
tiranlaşıyor .
kömür kokusu da
teslim olmuş durumda sis perdesine
belki de tanrı'nın bir gazabıydı bu ,
yer üstündekilere
ayakta ölüydüler .
ruhlarını satıyorlardı
toprak tacirlerine
hissetmiyor ve dokunamıyorlardı .
''modern'' dünyanın yutturulan masalıydı ;
öküz ölmüş ,
dünya düşünüyor .


''maraba balık''

8 Ekim 2009 Perşembe

lâl düşleri...

bir ihtimâl daha var seni sevmeye
zamandan ötesine gitmeye
can , yâr diye ahuzâr eyler şu gönlü
ayrılık vakti geç olur
gözyaşımın gönlümde
bırakıp gitme
bir ihtimâl daha var seni sevmeye

dayanırım ben ruhum ölür
sensiz çöker omuzlarıma akşamlar
çığlıklarım benden öteye gitmez
susayan dudaklarım inler gece gündüz
canan diye
kokun sarhoş eder beni
uyuklar seni anarım
bırakıp gitme
bir ihtimâl daha var seni sevmeye


''maraba balık''

14 Ağustos 2009 Cuma

baktıkça değişen açılar...

bu sayfalarda neden kürtçe yazılar var ? zaten eğitim dili değil , anlamıyoruz da dili... hem edebiyatı da gelişkin değil ( kürtler çok eski bir ulus) fakat yazılı edebiyatta gelişme ''sınırlı'' ; tabi bu sınırlılık , okuyucunun tenezzül etmemesinden kaynaklanıyor . yani aslında ''yazın''ın bütün türlerinde bir üretim var ama bu tükenecek , dil denen olguya değer verecek olan biz okuyucular ; olması gerekeni lâyıkı ile yerine getirmiyoruz... beriki atılıyor birden ;

-ama heval bunlar kürtçe ifade edilemezki !
öteki kafasıyla onaylıyor ''bence de ji'' diyor ve ekliyor :
-heval , biliyorsun bu son süreçte yaşananlar çok kritik ve bu bağlamda hareket politik olarak bazı açılımlar yapmak zorunda .
-ere heval baş é . ez ji xwe her roj politik tırki diraxiwim u hertim politik tırki difikirim . lé wejeya ku mirov hestén xwe , biranina xwe , dilşewata xwe dé çawa politik tırki bine ziman çima em bi zimané xwe helbestan , çirokan an ji nivisén wejeyi naxuynin . te min fehm kir .
-evet , anlıyorum fakat konuşamıyorum .
-neden ben senin söylediklerini hem anlayıp hem de cevap veremiyorum . ve neden sen benim söylediklerimi sadece ''anlamakla'' kalıyorsun ? (buradaki anlaşmazlık sadece kürtler arasında geçiyor)

bu küçük mizansen gerçek kesitlerden alınmıştır . aslında yukarıda sorduğumuz sorunun ''gereksizliği'' ortada . ve böyle bir soruya da cevap bulmak ''gereksiz'' . belki de uygun cümleler şunlar olabilir :

''em mirov parçeyeki biçuk ekosistema cihané ne , lé em ji hemu parçeyén din zédetir zerare didin sistemé u tenduristiya wé ték dibin . em niha hem pir-rengiya giyanaweri , hem ya zimani u hem ji ya çandi ji holé radibin , bi yek riya yekrengkirina bi daré zoré xesare didin cihané . pir-rengiya biyolojik ji bo xwe zayé çiqas giring be , ji bo mirovahiyé ji pir-rengiya zimani ewqas giringe''


''maraba balık''

14 Haziran 2009 Pazar

meâna wé kuré...




bekleyin beni trenler
umuda tüttüre tüttüre yol alalım
kıvrımları dolarken boynuna ,
denizlerin kokusunu dolduralım vagonlara
yıldırmasın nice karanlık tüneller bizi
dağların özgürlüğünü tadalım

''maraba balık''

30 Mayıs 2009 Cumartesi

roma rakamı ile üç...

büyük bir sessizliğin içinde koca bir boşluk... düşünüyorum... ama hayır ben öyle sanıyormuşum . bu boşluk karanlık değil , üstelik korkutucu ve keşif bir yerde değil . etrafta sesler duyulmuyor . sonu var mı acaba ? vücudumun bütün ağırlığı beni zorlamıyor artık . evet sadece fiziki özelliklerimi düşünmek zorunda değilim . yaşasın ! beyin hücrelerim de karar veriyor . ellerime ihtiyacım var mı ? peki ya görmek için gözlerim ? olamaz buna da gerek yok ! saçlarımı taramalıyım ! halâ düşünüyorum . bedenimi örtmeli(mi?)yim , geçmişe mi gidiyorum ?
kırdıklarımı , döktüklerimi , varsaymadıklarımı nasıl ifade etmeliyim ,
hesap mı vermeliyim ? bir ses , iki ses , üç ses ... birinci ses tanıdık , ikinci ses tanışabiliriz , üçüncü ses tahammül edebilirim... hayır hayır ! bunca sese tahammülüm yok . kafamın içini dolduruyorlar , beynime radyoaktif bulut gibi yayılıyor ve öldürüyorlar . kurumuş çorak ve çatlak . simsiyah , yanık kokuları dayanılmaz ağırlıkta . uzun bir süre sonra yeni beyin hücrelerimle tanışıyorum. yalnızlığı sevmeyen , gürültüye katlanabilen , hımbıl , hamal , kör salak acımasız , lal , cellad , terörist , dini bütün...

''kana sorsan cehennemi , taşı gösterir sana
söze sorsan cehennemi , bıçağı anlatır sana
yel kısrağına sorsan , dağları söylerdi
demire sorsan cehennemi , pası gammazlardı sana
suya sorsan cehennemi , boş testiyi verirdi
kimseye sorma bence , kurulsun ruhunun zembereği''

''ö.ince''


''maraba balık''

26 Mayıs 2009 Salı

özgür ruh...

zalim tanrılar mitolojilerini yarattılar
peygamberler terkettiler bizi
yalvarıyorum ; deniz olabilir miyim diyorum ?
hayır diyor zalim tanrılardan biri
nedenini soramıyorum
ve tekrar ağlıyorum bomboş kör duvarlara
sahipsiz bir ses gibi ,
yankılanıyor ağlama sesim
kaf dağının ardından duyuyor sesimi , anka kuşu
küçülüyorum ,
soytarıları oynuyoruz tanrılar karşısında
uzun yıllar sürüp gidiyor böyle
zaman ?
yok öyle bir şey.
mekan ?
benliksizliğimiz .
çırılçıplağız...
her birimiz , birbirimizin aynısı
gözler donuk ve mat
dayanamıyorum
ruhumu istiyorum ...


''maraba balık''

25 Mayıs 2009 Pazartesi

aksak...

güneşin ülkesinde mayınlar patlıyordu.
savaşın en pis yüzü ;
acının tarif edilmesi mümkün olmayan yanıydı.

mayınlar oyuncak olmuştu bu coğrafyada
öyle toprağın içine gömmeye de gerek yoktu
yasaklı ülkenin çocuklarıydı hedef,
tek tek yokedilmişti hayaller , düşler,
gözlerimizin rengini unutmuştuk yada bilmiyorduk.
simsiyah olmuştu etyığını bedenlerimiz,
kıyma gibi liğme liğme dağılmıştı etrafa.
ya eksikti küçücük bedenlerimizden herhangi bir parça;
ya da biz eksiktik bütünden...

oyuncağımız öteki yanımız , masumluğumuzdur
ve asla yitirmek istemeyeceğimiz
her yerde oynayabilirdik ;
pasaporta yada sınıra gerek kalmadan.

neyle nasıl oynayacağımızı bilmek istemeden oynardık oyuncaklarımızla
ve ardından büyük bir ses patlardı yüreklerde,
kocaman, yakılmış, bomboş arazileri aşarak ;
evrenin en güçlü ve en umursamaz sesiydi.
güneşin ülkesinde dağlarda yankılanırdı.
oradan korlaşıp yüreklere inerdi.
gözyaşı ve etparçaları...

lanetler okunurdu öldürmeye hazır oyuncaklara
biz ise oynamaya devam ederdik.
günler geçer oyuncaklar aradık.
terkedilmiş köylerde, yakılmış orman ve arazilerde,
insan cesetleri kokusu altında,
savaşın sağır edici çığlıkları karşısında ;
hepimiz sobeleninceye dek oynardık...



not : karamayınları, ilk kez abd'deki 1862'de kuzey- güney savaşında kullanılmıştır. karamayınları, antipersonel ve antitank mayınları 2.dünya savaşında çokça kullanılmıştır. türkiye'deki son otuz yıldır ve halen devam ettirilmekte olan savaşta 1 milyon mayın kullanılmıştır. mayınlardan en çok etkilenenlerse bölgede yaşayan siviller ve halen yaşamını yitirmekte olan çocuklardır.
dünya üzerinde mayınla mücadeleye karşı 137 ülkenin imza attığı ''ottawa sözleşmesi'' var fakat daha 107 ülke bu sözleşmeye taraf olmadı.
şu andaki mevcut teknoloji ile mayınların temizlenmesinin bin yüzyıl zaman alacağı birleşmiş milletler tarafından hesaplanmıştır...


''maraba balık''

18 Mayıs 2009 Pazartesi

hey arkadaş...

îro çend roje ku ez li malê me. şeş roje. ere ez ne şaş bim şeş roj. şeş rojên min çawa
derbas bûn. ji hefteyekî re rojek maye. wê rojê jî bîne.
-na na. çi difikirî!
jiyana xwe ji serî destpêbikî,rûpelên nû û spî vekî.
-how are you?
beje hevalê delal. tu çi dibêjî zimanekî ku ez jê fam bikim beje.
-diyor ki sen nasılsın yanê tu çawa nî?

heh wê çaxê çebû. ez baş im lê başîyeke ku mirov beje ''baş''e. kurahî ne wisa ye.
ev bû şeş roj. lê salis dibin kelîk.
kelîk dibin saet wext pir giran derbas dibe. aciz dibim.
ez hîs dikim ku xwîna min di bin laşê min de bi lez dibin.
serê min ji eşê dike biteqe. denge min kelogirî ye.
her çiqas ez denge xwe sah nekim jî wisa xuya dike.

-tu tene yî?
-na hinek hevalên min li ba min in. li alîyê çepê mirin û li alîyê rastê jî jiyan heye çend dostên wan hene .
ez wana nas nakim. yek ji wan jî ne jin e ne mêr e qermîçokên rûyên wê xuya dikin.ev ên din tev dişibine hev...
mirov her dem rojên xwe bi bîr tîne û dikeve xewn û xeyalan carna wan xewn û xeyalan de pê keyfxweş dibe carna jî pê xemgîn dibe.

-asmin nerdesin?
gelo mirov wan xeyalan xwe de xwe ewlê hîs dike. bi qasî misqalek jî tirsa wî ya jiyanê namîne. le her çiqas ewlê bin jî ewqas jî xeyalan re tî ne. pîvana xeyalan tuneye,bê sînor in. xeyalên me nasnameya jiyana me ye.

-asmîn bi lez bike dore te ye.
-asmin sıra sende
-hey arkadaş uyan...

hebûn, dîtin û hîskirine ye. lê xeyal jî ji bo jiyanê pêwîste...
(William Shakespeare)



''maraba balık''

9 Mayıs 2009 Cumartesi

rû hev...

''şev di navé re bu du parçé û stérkén kesk bi ser rustem de bariyan . tiréjén weki pola , li hawirdora wi kom bun . şewqeke zérin ji esmén daket hember wi û hedi hedi bu siluet . du re , qalikeki zirav û spi li ser siluet çebu . ji nişka ve weki bombeyeké teqiya û duxan bi ésmen ket . di nava duxané de , hutek afiri . hut , sere xwe ji nava şeqé xwe kişand û bi heybet rabu ser piyan ...
rustem matmayi li hut niheri . ji tirsa bi şun de vekişiya û di dilé xwe de got . ''ew çi ye ? '' çavén xwe fırkandin û ziq niheri : ne xeyal bu , hutbi zinditi li hemberi wi bu . qiloçén hut weki du şurén tuj bi héla wi de cit bubun . çavén wi weki du bizotén sor bun . ji firnikén wi duxaneke zirav bi hewa diket . lévén wi yén direj weki yén gumgumoké bun . guhén wi daketi bun heta çeneya wi. ji devé wi yé mezin girézeke melezoqi diniquti erdé . li ser milen wi , perikén spi dibiriqand . çerme wi ji seri heta bini kesk û qermiçoqi bu ... hut runişt û devé xwe vekir ; zimaneki bigirez direji derve bu .

rustem bi tirs pişta xwe da diwér . destén xwe danin ser dilé xwe û di ber xwe de got ;
''ya rebi ,ew çi ye?

hut béhnéké biduxan ji pozé berda . du re , seré xwe xist ber xwe û got ;
''ji min netirse , ez parçeyéki te mé !''


rustem , ser bi her du hélan de hejand û kiré bangebang :
''tu çi yi ?tu ki yi ? here ji vir hereee! ''

hut lévén xwe li hev du xistin û disa got :
''ez parçeyéki te me ji min netirse ! ez miréka te me . ez ji agire dojeha dilé te afirim . ez tu me , tu ez im ! ''

xwédana rustem , ji eniya wi diheriki ser gepén wi û pişt re diniquti erdé . bedena wi ya sar û germ hişka diricifi . dengek di dilé wi de keliya û weki bahozé di devé wi de teqiya :

''erjeng ! erjeng ! erjeng! ''

bi dengé rustem hut parçe parçe bu û duxanek geni bi hewa ket . gava ku duxan belav bu , keçiçek weki tiréjén royé li şuna hut afiri bu . ji ruye wé yi spi çirusk belav dibun . çavén wé weki cotek stérk , gepén wé ji pembeya gulan u lévén wé weki parçeyek heyvé bun ...''

niviskar :
ridan karaaslan .

''maraba balık''

biliyoruz hiçbir şey anlamadık diyorsunuz . elbette bu sözleri kürtçe bilmeyen arkadaşlar dillendiriyordur . '' o halde bir şey anlamadığınız bir yazıyı neden yayımladınız o zaman ? '' sorusunu duyar gibi oluyoruz ...şöyle cevap verelim bu sorunuza :

dergi çalışmasına başladığımız günlerde ''maraba balık''tan şişedeki balık için bir yazı yazmasını istemiştik . içinde kürtçe kokan bir yazı olacağını tahmin ediyorduk . oysa , gördük ki bu yazı kürtçe kokmanın ötesinde bambaşka bir coğrafyayı taşımıştı sayfalarımıza . bambaşka bir yaşamı taşımıştı ... hiç şaşırmadık , çünkü o balığın ana diliydi kürtçe . kürtçe soluyordu havayı . bunun için bir açıklama yazısı dahi istemek yersizdi ondan ...

''çocuklar anadilleriyle örülü bir bilgi birikimiyle başlarlar hayata . çocuğu bu bilgi birikiminden yoksun bırakarak başka bir dilde eğitime başlatmak cinayete eş anlamlı değil ; cinayetin ta kendisidir '' ...bunun içindir ki '' insan rüyasını gördüğü dille öğretim yapmalıdır ''

diyor , murathan mungan ...

''şişedeki balıklar''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...