''beta'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''beta'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2014 Salı

ben ömrümü bana adadım...

ben ömrümü bana adadım 
sevilmek ne güzelim ;
hayatın her yerinde ben 
işim de kendime aşım da
sen ancak benden artan beni seversin
ben bütün benliğimle
ben yüreğimin yettiğince
senin için yaşayan beni severim 

anlayamasın bencilliğimi
bütün çocukları yüreğime yerleştirdim 
doğayı nefesime
al senin demeyi ne çok isterdim 
ben ömrümü bana adadım…
beni sevgine 


''beta''

14 Ocak 2014 Salı

hayat devam etti ben sıkıldım...

susuyorum .
sessizlikten sıkılıp tekrar susuyorum .
sonra tekrar .
acayibim anlayacağınız üzere .
yoğun bir küf kokusu hayatımda boy gösteriyor .
ömründen daha önce eskimiş işçi pantolonu gibiyim .
zamanı fazladan kulanmışım da her şeyden erken bitmiş gibi sanki .
oysa uykuda geçirdiğim süreyi yaşadığıma oranlasak ;
alacaklı bile çıkarım hani .
hayatın dörtte birini uykuya kaptırdığım için
bazen isyan ederim ama düşünürüm sonra
uyumasam ne yapabilirdim ki ?
aklıma hiçbir cevap gelmez .
neden daha fazla uyumadım diye hayıflanırım sadece .
sanırım beni anlamsızca yoran da bu .
ve sıkılır tekrar susarım hayat devam eder .

yine bu sıkılgan günlerimden biriydi .
hava ustura .
kış bütün cömertliğiyle evin içindeydi .
uyumanın işkence halini aldığı bir an .
solgun yanan elektirk sobası
ve bir türlü ısınmayan yorganın katkısı da büyük .
sonra biraz ısınmak ve zaman geçirmek üzere hazırlanıp evden çıktım .
niyetim bol süslü bir avm'de
sıradan bir alışveriş havasına bürünerek soğuktan uzaklaşmaktı .
kışlık kıyafetlere sarılıp yola çıktım .

yolumu kesip hatırımı sordu , bir sigara istedi .
eskiden kalma alışkanlık paket var ateş yok tabi .

 -- ateş yok dedim ona sigarayı uzatırken .
-- önemi yok dedi ben yakarım beraber içeriz .
acelem olduğunu söyledim ama duymadı .
ya da işine öyle geldi .
tam yürüyecektim ki anlatmaya başladı birden konuya girerek .
dün bir kitap okumuş .
bir aşk romanı .
ben de okumuştum o yazarın birçok kitabını .
anlatması hoşuma gitti .
-- güzel bir yazar dedim . güldü .
neden gülüyorsun diye sordum hemen ?
-- adam beni anlatmış ondan diye yanıtladı beni .
-- nasıl yani senin hayatını kitap mı yapmış ?
-- bilmiyorum ama anlattığı kişi benim dedi .
-- nereden biliyorsun bunu ?
-- çünkü kitabı okudum
-- zor olmuyor mu nasıl okuyorsun ?
-- zor tabi . hem de çok . ama okurken soğuğu unutuyorum .
bizim gibilerin kitap okuduğunu kimse düşünmez pek ama okuyorum işte .
yakmaya kıyamıyorum bazen . arkadaşlar köpürüyor bana .
ne yaparsın arkadaş , soğuğa rüşvet vermen lazım canını almaması için .
biz de hayallerimizden veriyoruz anlayacağın .
-- hayal derken neyi kastettin ?
-- hayal işte arkadaş
bak okumasam nerden bilecektim adamın beni anlattığını ?
nerden bilecektim benim hayatımı okumak için birilerinin para verdiğini ?
yaşantımızın bizden başkalarına eğlence olduğunu ?
oysa beni ne kadar çok kişi görüyor ,
kimse dönüp de bakmaz bile .
ama kitaplarda öyle mi ?
sonu merak edip durur okuyan kişi...
eskiden sen de yolunu değiştirirdin unuttun mu arkadaş ?

kendimden utanmaya başladım .
yanaklarım kızarmaya başladı o anda .
eliyle omzuma dokundu bir an .
-- senin suçun değil dedi . herkes öyle .
biliyorum bizim gibilerin hayatı sadece romanlarda konu olunca dikkat çeker .
çünkü onlar yaşamıyor bu koşullarda...

canım sıkıldı .
yapacak bir şey düşündüm ama bulamadım .
sustum daha fazla canım sıkıldı .
hoşçakal anlamında elimi kaldırdım ve yürüdüm .
oysa ne değerliydi yaşadıklarımız .
ama kitap sayfalarında .
bu düşünceler canımı sıktı .
ve sustum... sustukça sıkıldım...

''beta''

23 Aralık 2011 Cuma

bir ümit...

boşuna beklemişim dün gece
ıssız sokaklara bakarken anladım yanıldığımı
sabah için erkendi henüz
gece içinse geç bir vakit

zaman azalıyordu tarla kuşlarına
onlar için yeni umut
benim içinse düş kırıklığı
serinliği boğacaktı birazdan
güneşin doğması

birazdan koşturmalar
yalancı gülücükler kaplayacaktı
ortalığı

boşuna beklemişim dün gece
yalnızlığı seyrederken anladım
ıssız sokakta

bir köpek geçti sokaktan ,
bir de sarhoş bir adam
köpek çöp varillerini kokladı
adam da...

bense baktım arkalarından .


''beta''

7 Temmuz 2011 Perşembe

diyarbakır'da...

diyarbakır’ın tozlu dağ yollarından bakıyorum
ve nazlı ceylanın yüreğini söken ;
dağ kedisini insafa getiren bir bakış
bir damla insaf sızıyor yüreğimin kılcalına
bir gözyaşı düşüyor yanaklarımdan
uzanıyor dilime
dur diyor savaş makinesi
dur senden de korkunçtur bu dağ
zordur hasretlik ana kuzusuna
zordur ölümün soğuk yüzü

ve bu dağların yetiştirdiği son yiğit sen değilsin ;
sen değilsin gözümün nuru
bu dağ yüzyıllardır analık etti bize
şimdi zehrini kusuyor bu dağa engerek
bu zulüm bu vahşet ata mirası değil
gel vazgeç bu sevdadan
gel vazgeç toy kartalım
sen ölüm makinesi
sen yüğereğindeki sevdasını yalnız bırakan genç


''beta''

27 Haziran 2010 Pazar

sınanıyorum...

haziran ortaları sınav sonrası...
nemlenen gözlerin derya güzelliğinde
dörtnala koşarak hayat hipdromuna çıkmak
hangi kaderin yazısıdır bu
sevmediğin bir hayat için yarışmak
üretkenliğin ilk adımı olsa gerek
dostluğunla rekabet
oysa alabildiğince özgür
bir o kadar da saygılı yaşamaktır sevmek
gökyüzünde kahırlanır
bulut ana belki de ,
güneşin gülmesini bundan istemez
mayıs ayında
dönüp dönüp
anlamsızca sınanmak niye ?


''beta''

20 Haziran 2010 Pazar

günlüğümden dip not...

kazandığı üniversiteye yolcu edilen bir öğrenci ; kalabalık bir uğurlama ordusuyla şehirlerarası otobüs terminaline gelir . kafasında canlandırdığı o erişilmesi zor olan bilim yuvasına girebilmenin zafer sevinciyle ailesiyle kucaklaşıp uçarcasına otobüse biner . grup akşam vakti kızıllığında büyüdüğü şehirden el sallayarak ayrılır . dağlar , tepeler resim karesinden bir bir ayrılırken , içindeki heyecan da o denli artmaktadır .

sabaha karşı gideceği şehre varır . kalabalık bir uğurlama alayı ile ayrıldığı şehirlerarası otobüs terminalinin bir benzerinde yalnızdır artık . buruk bir sevinçle birlikte üniversite heyecanı birbirine karışır . üzülsün mü sevinsin mi bilemez .

konaklama sorununu çözmek için k.y.k. öğrenci yurduna gider ve herhangi bir görevlinin gelmesini bekler . uzun bir bekleyişin ardından görevli biri gelir . gelen memura , korkuyla durumunu anlatır . yurtta kalmak istediğini söyler . sabahın köründe başına iş açılan memur beklenmedik tepkiler verir . haftasonu yurtta kalmasına imkân olmadığını , ancak iki gün sonra yurtta kalabileceğini yarı hakaretlerle söyler .

ne yapacağını bilmeyen öğrenci kahvaltı yapmak için kantine gider . olay baştan koptu ya , aksilikler devam eder . hiç düşünmeden bir masaya oturur ama kendinden sonra gelen öğrencilerin tehditkâr bakışlarından rahatsız olur . durumu anlamaya çalışırken tepesinde bir öğrenci belirir . ''birader sen kimsin'' sesiyle irkilir .

mecburen bu öğrenci bozmasına da durumu sil baştan anlatır . öğrenci bozması , masanın kendilerine ait olduğunu ve başkasının oturamayacağını anlatır . öğrenci , aydınlatıldığı için teşekkür edip bir başka masaya gider .

fazla zaman geçmeden başka bir öğrenci belirir yanında . bu diğerlerine göre daha insancıldır . yeni gelen öğrenci dostluktan , insanlıktan bahseder . bizimki umutlanarak durumunu bu kişiye de anlatır ve kalacak yer aradığını söyler . o da kendi evlerinde kalabileceğini belirtir . kalacak yer sorununun çözüldüğünü düşünen öğrenci yeni tanıştığı arkadaşıyla kalacağı evin yolunu tutar . eve vardığında yıkılır , çünkü kalacağı evin katı kuralları vardır . bu evde kalırsa o âşık olduğu , kendini aydınlatan kitaplarından vazgeçmek zorunda kalacaktır . fikirlerini değiştirip onlara uyması istenir .

olaylara dayanamayan öğrenci yorgun düşer . bilim için geldiği üniversite , ona ortaçağ avrupa'sını hatırlatır . bütün hayalleri altüst olmuş . gitmekle kalmak arasında gider gelir düşünceleri...

sonra bir paket sigara alıp geldiği yolun kenarına giderek bir sigara yakar ve giden arabalara üzgün üzgün bakar .


''beta''

19 Nisan 2010 Pazartesi

olmaz günün arefesi...

olmaz günün arefesi
çıkmaz sokak yani
gelmeyecek günü bekleyip ,
ömür çürütmek hayat yolunda
mitolojik tanrılardan alınmış katı kurallar
ve sıkı sıkıya bağlanmış herkes
ağzı mühürlenmiş köle
konuşmasını beklediğimiz halk
gelmeyecek günün arefesi olmaz
bayramı hiç...

giden güneşe dur demezsen
ha 2005 ha 2050
farketmez tarih mekân
böyle durdukça biz
kimse kaldırmak istemez ,
ağzımızdaki mühürleri
bundan öncesi gibi
biz bulmazsak öğretmeyecekler gerçeği
tek pencereli handan bakarken dünyaya
olmaz gün yaşanacak bizden habersiz
biz arefesini beklerken
olmaz gün bayramı bitirecek
sevdalı kuşlar yarını bekleyecek
göçmek için güzel diyârlara
ama yukardan gaklamakla olmaz
haydin kargalar
hep beraber olmaz günü bulmaya


''beta''

27 Mart 2010 Cumartesi

kıyamet...

yüz yıl sonra diyordu
yüz yıl sonra kıyamet kopacakmış
bana ne be adam ;
senin kıyametinden ,
hem görmemki olsa da
cennet yapsan da önemi yok dünyayı ,
ben öldükten sonra

''beta''

7 Mart 2010 Pazar

umut...

umut hayâldir kılcalda gizlenmiş
umut yolculuktur yârin kâlbine
umut ecnebi düştür
beyni olmazlarla süsler bazen
bazense bir gülüş arayışıdır umut

umut elçidir yarına
hayâle bel bağlayıp ;
bıçak sırtında yaşamaktır umut
umut aydır yıldızdır güneştir
umut ölüp ölüp hergün yeniden doğmaktır

umut dağdır ferhat'ını arar
umut rüzgârdır yağmuru kovar
umut kıştır üşütür yazdır yakar
umut güzeldir kötüyü yıkar

umut bülbül gibi gariptir
kafes dar gelir
umut yarın içindir
bugün hayâldir


''beta''

4 Mart 2010 Perşembe

alışkanlık...

herkes gitmek istiyor
ama gidemiyor
gitse de kalıyor bir yerde
ya bir sokakta ya bir gülüşte kâlbinin yarısı
ya da bir merhabada sıcacık...
herkes gitmek istiyor
kalmak sigara misali
bize kimden miras olduğu bilinmeyen
alışkanlık


''beta''

28 Şubat 2010 Pazar

istanbul...

bir başkaydı mavisi denizin
gözlerini göreliden beri
ufkun solgun yüzünü izliyorum her akşam
ve mülteci rüzgârlarla tarıyorum saçlarımı
ve martılar gökyüzünde sana doğru uçuyor
kopup gitmeliyim diyorum gözerinden
bir başka sabahı beklemeden
ellerin değiyor ürkek yüreğime
gidemezsin diyor
gidemezsin
gitmek istediğin yer benim
benim diyor gözlerindeki hayat ışığı
benim diyor hayatın istanbul



''beta''

24 Şubat 2010 Çarşamba

içimdeki ben...

bir beni ararken
bir ben olabilse içimde
nasıl anlatabilirdim bir bilsen
nasıl severdim .
kâlbimde ,
bir fidan gibi büyütürdüm seni
ve bir sevda filizi olurdun kılcalda .
olmadı ,
olmadı düşler ülkesindeki ben
batan güneşte silik bir resimdi yaşam
içimdeki ben isyan ediyordu
olmaması gerekendi yaşanan
silik resimde bir kız
kız incecik ve güzel
ardından
daha derinden
bir canavar beliriyordu
bütün güzellikleri yiyen
sonra ışıklar yanıyor
rüya son buluyordu .


''beta''

20 Şubat 2010 Cumartesi

elçi...

sakalımda üreyen beyaz taneler
ürperen ölü fidanlar gibi
kırılma noktasındaki bir tarihin ,
vizyonda oynayan son perdesi mi ?
şakağımda beliren kalın çizgiler
her biri bir dağ
her biri bir umudun simgesi
daha yeni doğmuş bebek edasında
bana bu zâlim hayatın hediyesi
yeşeren dağlar , ovalar
ve kabaran deniz
yataktaki ölgün hasta
birgün umudun yeşereceği ,
bâkir toprağında memleketimin ,
yorgun düştük habersiz
kalın çizgilerle alın çatıma dizildi izler
inan ki ,
sakalımdaki kar taneleri ,
güzel günlerin habercisi...


''beta''


24 Ocak 2010 Pazar

mezarlık işçisi...

eskiden çiftçiler vardı
toprağı kazardı ölene dek
ölünce kazdığı toprağa gömerlerdi
şimdi fabrika işçileri var
ölene dek fabrikada çalışırlar
ölünce de bütün kazancını verip
bir mezar alırlar...


''beta''

4 Ocak 2010 Pazartesi

seni düşünmek...

düşmek ,
gözlerinden
hayâlperisinin kucağına
öpüşmek ,
uykudaki düşlerle sevgilim
ırmağın akmayan koludur seni düşünmek
düşünmek akıl işidir
ecnebi bilim adamlarından alınmış
homeros'un ilyadası ,
yedi uyurların mernuş'udur
ki uyanana kadar görülmesin kirpiklerinde
daha nicedir dağ yoncalarıyla kol kola
çobanla kardeştir seni düşünmek
bilimdir bildiğini unutan
başa saran kaset gibi tek tek
tek tek , ince ince ayıran bilmediğini
sonra bilmediğini de unutan
bir keşmekeş arasında
süreğen sessizliği bozup
uyandırmaktır karanlığı uykudan
seni düşünmek


''beta''

29 Aralık 2009 Salı

ben yaşayacağım...

kim görmüş kim
kim görmüş benim öldüğümü rüyasında
hani o yaz günü
yaz günü yol kenarında
upuzun boylu boyunca yatıp da
azraille seviştiğimi kim görmüş
ben ölmem böyle ,
yirmidört yaşında bir gençken
yıl erken
yıl daha tamamlanmadı temmuz ayında
ben
ben daha neler yapacağım gör
neki seni böyle korkutan sevgilim ?
neden gözlerindeki inci tanesi yüreğime damlar
bir yanım hasret ,
bir yanım kor olsa da burada
ben tekrar doğacağım ellerinde
seninle büyüyüp seninle varolacağım
yarın benim günüm ,
yarın benim
tut elimden sevgilim
ben yaşayacağım .


''beta''

21 Aralık 2009 Pazartesi

sorunsu yaşamlar...

düşerken dalından elma sorgulamaz küçük eziklerini
çünkü düşmüştür
bağları koptuğu için daldan
ve dal hesap vermez elmaya
başka bir bağ kurmak için yeni bir elmayla
koparması gerekir eskiyle bağını
bu kısır döngü devam eder hep
sorgulayamadıkları için
neden güçsüz kaldıklarını günün birinde

yaprak dökümüdür sonbahar
her canlı kendi son baharını yaşar
elma yaprak döker tomurcuğa gebe kalır
başka bir canlı böler kendini ikiye
ve başkası başka bir şekilde kurar geleceğini
bir tek insan nesli tayin edemez ;
başkaları dizayn ettiği için geleceğini
bu böyle devam eder
sorgulayamadıkları için ;
neden hayatımızı başkalarının dizayn ettiğini...


''beta''

insan kapitalist doğarsa...

milenyumun ilk yıllarında , dertler bitti , milenyuma girdik ya hayat alabildiğine güzel . japonlar ne büyük bir teknoloji bulmuş . amerika aya gidiyormuş , ne ki ? . bizim süper türk , vatandaşlık numarasını kısa mesajla göderdimi , kredi alma imkânı buldu . oysa mehmet'in (daha annesinin karnında) henüz vatandaşlık numarası yoktu . neyse , çözüm yok değil ya , demokraside çareler tükenmez... o da babasının vatandaşlık numarasını kullanarak ''doğum kredisi''ne başvurdu . onun için sorun değil , dünyaya geldimi gerisi kolay .

akrabalarının , hoşgeldin hıçkırıklarıyla ilk taksidini öder ; bu arada vatandaşlık numarasına da sahip olur . sonra bir mesaj daha gönderir ve ''yaşama devam kredisi'' alır . bununla da doğum kredisi borcunu öder nasılsa . annesi tarafından besleneceği için geçim sıkıntısı da çekmeyecektir . borcunu da eş dosttan aldığı kuruşlarla hâlleder . ama tek sorun doğmaktı .

mehmet dünyayı görmek için acele ediyordu . ama annesi ona ''hiç acele etme doğmaya bebek'' türküsünü dinletiyordu . öyle kızıyorduki mehmet buna ; doğunca adam öldürmeyi bile göze alıyordu bazen . ne demek , dünyayı görmek için gün sayan bir kişiye ''hiç acele etme doğmaya bebek'' diye türkü dinletmek ? sonra geç kalırsın yağmaya bebek ! niye yağmaya geç kalacaktıki ? o yaşamaya geliyordu dünyaya . küçük alanda sıkılmıştı zaten . koskoca dünya , ona da biraz yer düşerdi elbet . dünyanın büyük olduğunu annesinin okuduğu kitaplardan öğrenmişti .

o adam olmasa dünya çok güzeldi mehmet'e göre .
günler günleri kovalayıp doğum günü geldi . annesinin acılar içinde kıvranışı onu daha da heyecanlandırdı . çünkü annesi hariç herkes çok mutluydu ve heyecanla mehmet'in doğmasını bekliyorlardı . bir acayiplik vardı bu işte . demekki doğmasını istemeyen tek kişi annesiydi .

dünyayı gördüğünde durum farklıydı . gözlerini açtığında suratsız bir hemşire annesine komutlar veriyordu . çok kızdı ama hesap soramazdıki onların eli kadar bir şeydi . hemşire vücudunu silip beslenmesi için annesine verdi onu . annesinin şefkâti tüm görüşlerini değiştirmeye başladı . çünkü buradakiler tam bir stres faktörüydü . bekledği gibi altınlar ve gümüşler de gelmemişti . hastaneden çıkarken babasına verilen borç kağıdını gördü . anladıki kredi verilmemişti . bizim süper türk'ün buluşu mehmet için işe yaramadı . borç kağıdını fazla kafasına takmadı . nasıl olsa babası tarafından ödenecekti . şimdi büyüme zamanıydı .

mehmet her geçen gün daha da güzelleşiyor , yapılan sevgi gösterileri çok hoşuna gidiyordu . televizyonla da tanışmış , annesinin kucağında izlemeye doyamıyordu . günlerden birgün , televizyonda bir reklâm ilgisini çekti . bu reklâmda adamın biri kendisi gibi küçük bir bebeğe ''babana sor banka hesabı var mı?'' diye öğüt veriyordu .
konuşmayı bilse hemen soracaktı . çaresiz erteledi ve daha birçok hayâlini erteleyeceğinden habersiz büyümeye devam edecekti...


''beta''

6 Aralık 2009 Pazar

yaşamak denirse...

nasılsın diye sormuşsun
yaşıyorum işte yaşamak denirse
bilmeden düşünmeden
yaşıyorum işte
kendimi kandırarak
birgün
ve birgün daha koparak hayat takviminden
geziyorum yorgun kaldırımlarda
yaşıyorum işte yaşamak denirse
hangi mevsime baksam gözlerin
bazen bulut gibi mavi
bazen yağmur gibi düşer yanaklarıma
bir yolculuğa çıkar ya insan
geride bırakırken
yaşanmamış tarihini
öylece dalıyorum bilinmedik düşlerin içine
kaybolma pahasına yaşıyorum
buna yaşamak denirse
yaşıyorum işte
olmayan bir hayalin içinde


''beta''

24 Kasım 2009 Salı

akasya ağaçları...

akasya ağaçları patikanın ucunda...
dal gri
yaprak sarıyı andırıyor her daim
gölgesiz gidenler çok varmış burada
şimdi
güneşte toprağı öpen
sadece akasyaların gölgeleri

akasya ağaçları patikanın ucunda
aşağısı yâr
düştü düşecek gibi duruyor ağaçlar
mevsimlik sevda değil onlarınki
hayatın kıyısında yaşarlar

akasya ağaçları patikanın ucunda
güneşe el uzatırlar
ve tutarak gümüş gökyüzünü elinden
kara toprağın koynuna alırlar
kök salıp yeşerdimi baharda
dünyaya yeniden sevdalanırlar


''beta''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...