2 Mayıs 2009 Cumartesi

altın taçlı azrail : savaş...

''insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar ,ama kendi keyiflerine göre değil ; doğrudan karşı karşıya kaldıkları ,belirlenmiş olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar .bütün ölmüş kuşakların geleneği ,büyük bir ağırlıkla ,yaşayanların üzerine kabus gibi çöker ...''

dünyada her yıl ,beş yaşın altında 16 milyon çocuk yeterli sağlık yardımı olmadığı için , tedavisi bilinen hastalıklardan dolayı yaşamını yitiriyor ...yani dört yılda bir , ''ikinci dünya savaşında'' öeln insanlar kadar bebek ve çocuk ölümü yaşanıyor .her dört yılda bir çocuklara karşı yapılmış bir dünya savaşı yaşanıyor !

''24 haziran günü batı avrupa orduları rusya sınırını geçtiler ve savaş başladı .başka bir deyişle insanın gerek aklına , gerekse doğasına aykırı bir olay gerçekleşti .milyonlarca insan karşılıklı olarak birbirlerine aldatmacalarla , ihanetlerle , hırsızlıklarla , yağmalarla ,kundakçılıklarla ve cinayetlerle öylesine kötülükler yapmaya başladılar ki ; bunlar bütün dünyadaki mahkemelerin yüzlerce yıllık dosyalarına ancak sığabilir .ama tüm bunları yapan insanlar ,o zaman yapılanlara suç gözüyle bakmıyorlardı !''

japonyada güneş doğmadan ,doğan bombanın sıcaklığıyla uyandı insanlar , hayır aslında uyanamadılar ! sonsuz bir uykunun içinde kaldılar ..

''ah o an ! sanki sırtıma balyozla vurmuşlar ,sonra da fokur fokur kaynayan bir yağ kazanına atmışlar gibi oldum . bir süre baygın yatmışım .kendime geldiğim zaman , her şey kapkara bir dumana bürünmüştü ...''

kore ,endonezya ,somali ,cezayir ,sarıkamış ve yemen ; ölümleri getirir aklımıza ...cepheden dönmeyen çocuklarını bekleyen annelerin acılarını ...ve şimdi ırak ...kim bilir yarın neresi olacak ..kim bilir hangi ana , çocuğunun cephede hiç tanımadığı kişiler tarafından öldürülmesine ağlayacak , hangi çocuk uykusunda yakalanacak nerden geldiği bilinmeyen bombalara , ya da hangi kadın ; çocuğunu savaşın ortasında doğurmak zorunda kalacak ...

yıkılan kentlerin ardından bir daha yerine getirilemeyen umutların yıkılması ...yıkılan umutlarla ,yıkılan okullarla ,yıkılan hastanelerle , sağlıksız ve eğitimsiz büyüyecek çocuklar ...

''crispos japon balığı''
alıntılar: ''louis bonaparte , tolstoy , atsuva çuykova''

memleketimden insan manzaraları...

...
vagonlar geliyor salınarak .

-usta !
alaaddin döndü kömürcü ismail'e :
-ne var ismail ?
-usta ne olacak bu harbin sonu ?
-iyi olacak
-nasıl olacak ?
-yemekli vagonda rakı içeceğiz
-biz mi ?
-biz !

ismail hiçbir şey anlamadıysa da üstelemedi
çok siyah ve kalın kaşlarıyla oynadı biraz
sonra :
-ustam , bir sualim daha var :
şu gördüğün raylar ;
dolanır mı bütün dünya yüzünü ?
-dolanır
-demek ki harp olmasa ,
ama yalnız harp değil ;
hudutlarda sorgu sual sorulmasa...
rayların üzerine saldık mı makinayı ,
dünyanın bir ucundan öbür ucuna varır
-deniz dedi mi durur !
-gemilere binersin ?
-teyyare daha iyi

ismail güldü , kırıktı ön dişlerinden biri
-ben teyyareye binemem usta , anamın vasiyeti var
-teyyareye binme diye mi ?
-hayır ...karıncayı bile incitme diye

alaaddin ,kocaman elini vurdu çıplak uzun ensesine ismail'in :
-ulan sen ne hafız oğlusun ! zarar yok ulan , yine de bineriz teyyareye ,
adam öldürmek için değil ;
gökyüzünde püfür püfür sefa sürmek için ...

...

''nazım hikmet ran''

balık şiiri...

ne güzelsiniz balıklar
tablada başka güzel
tavada başka güzel
tabakta başka güzelsiniz
ve en güzelsiniz denizde
pırıl pırıl ışıl ışılsınız
hem kime ne zararınız var?
birbirinizi yersiniz
ya biz insanlar ?
hem sizi yeriz
hem birbirimizi !


''talat asal''

bir şey var aramızda...

bir şey var aramızda ,dillenmeyen sözlerin , söylenmeyen türkülerin o samimi o sessiz sıcaklığı gibi ...bir şey var aramızda , yağan yağmurun ardından kokan toprağın coşkusu gibi...bir şey aramızda yaşanmamış sevdaların açlığı ve ve bakirliği gibi ...bir şe var aramızda , paylaşmayı bir türlü bitirmeyen dostlukların varlığı gibi ...

''bir kızılderili olsa insan ;
koşan bir at üzerinde , boşluktaki eğilmiş , titreyip duran yer üzerinde , kısa sürelerle aralıksız titreyip dursa ,
üzengilerden çekse ayağını , yani üzengi diye bir şey olmasa ,
dizginleri atsa elinden , yani dizgin diye bir şey olmasa ,
ve önünde uzanan araziye ,dümdüz biçilmiş bir kır gözüyle baksa ,
ve derken atın ; bir başı bir de boynu olduğunu anımsasa ! ''

bir kızılderili olsa insan , doğaya , özgürlüğe aşık ve insan olduğunu unutmasa kuşlara kuşlara , böceklere sevdalansa ..

rakı şişesinde balık olmaya karar vermiş balık arkadaşlar , düşük hafızalarının düşmekten kurtulamadığı yanılgının sonucu olarak ,bu sayıda kendilerine yer bulamadılar .her türlü ısrarıma rağmen pahalı olan rakı şişesi seçilmiş ve kurtulmak istediğimiz ; nefretle anarak bu işe girmememize engel olan uyuşukluğa sarılmışlardır .örümcek ağının sardığı bedenler kaçak rakı nedeniyle şimdilik aramızdan ayrılmışlardır ...yani rakı şişesinde balık değil ; alık olmuşlardır .her şeye rağmen şarapla başlayan bir düşün ,paylaşılmak için hazır beklediğini belirttikten sonra lafı çok da uzatmadan sizleri dergiyle ve heyecanlarıyla başbaşa bırakıyorum ...

''crispos japon balığı''
alıntı:''f.kafka''

birisi...

bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de doğru şeyi düşünüyoruz belki
gülüşerek başlıyoruz söze
bir şey var aramızda
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda
senin gözlerinde ışıldıyor ;
benim dilimin ucunda .

''n.ulvi akgün''

güne başlarken...

masamızda , beyaz peynir rakıya eşlik ederken ,haydari ile çok iyi bir ikili oluşturan öyküler ; sohbetimizin ve paylaştıklarımızın tanıkları olarak öylece karşımızdalar .karşımızda olan ve bütün bunlara tanık olan bir başkası daha var ; elinde sigarasıyla ,denizin ; asırlardır hiç susmadan söylediği ''rüzgar'' türküsünü dinleyen can yücel ...bir elinde kuşlarla paylaştığı rakısı , bir elinde de kalemi ...bir mektup yazıyor ..kime mi ? ..aziz dostu , aziz nesine !...

işte bu mektubu aynı rüzgar türküsüyle yollayacağız size ...

uzun süre önce ,büyük bir heyecanla yürümeye başladığımız , bu düşlerle kaplı yola ; kaldığımız yerden devam etmenin gururuyla , biraz da şişedeki balık dergimizin ilk sayısından bahsetmek istiyoruz ...

basın tarihinin ilk yıllarında kullanılan ve artık tamamen ortadan kalkmış yöntemlerle çıkarmış olduğumuz derginin ilk sayısı , mütevazi kimliğine rağmen zonguldakla birlikte türkiyenin birkaç şehrinde de okundu .
her şeyiyle amatör bir çalışmaydı fakat bize şu ana kadar yaşamadığımız birçok duygu yaşatmış ve sonbaharın kızıla kestiği günlerde ,sıcacık paylaşımların tohumlarını toprağa büyük bir coşkuyla ekmişti .
tohumların yeşermeye başladığı ; içinden geçmekte olduğumuz şu dönemde şu an okumakta olduğunuz ikinci sayıyı nihayet çıkardık ..

balıklar bu sayı için çoktan okyanuslara ulaştılar ...

bütün bunlara ek olarak ; savaşların bütünn acımasızlığıyla sürdüğü dünya coğrafyasında ölümlerin sıradanlaştığı bir yaşam sürdürürken böyle bir çalışmanın ortaya çıkmasının öneminin tartışmasız doğru olduğunu düşünüyoruz ...tartışılmaz olan bir başka şey de , halâ yapılacak olan şeylerin tükenmemiş olduğudur . tükenmeyen umutlarla bir kez daha ...

yaşama sevinciyle yanan bedenlerimizi ölümlere karşı siper ederken ,yaşanılacak bir dünyanın mümkün olduğu şiarıyla yola devam ediyoruz . gelinen bu yola , hep birlikte devam edelim...haydi!!



''crispos japon balığı''

kaçış...

''günümüz mavi bugün ,yarınımız da ,öbür günümüz de mavi ...günüm ,akşamına yaklaşıyor .''


insanlar sevişirken gülmemeli .

''yapma güldürme ne olur !sevişmek ciddi bir iştir biliyor musun ? insan sevişirken dünyayala ilişkisini kesmeli , her şeyi ama her şeyi unutmalı ,önemsememeli . yalnız aklıyla değil ,ruhuyla ,bilinciyle sevişmeli ''

selim son kez gülmüştü ,son kez seviştiği kadının gözlerine bakarak .bedenin coşkusu kulaklarını sağır ederken ; gülünen yüzün utangaçlığı sevdayı soluyordu ; titreyen bedenlerin üzerinde .apar topar götürüldü ve kayboldu kadın . karanlık ,işkence kokan rutubetli odalara ve benzer bir odada kaybolmaktan kurtulan selim , bir yolunu bularak , peşinde bıraktığı resimlerle kayıplara karıştı .çekoslovakya sınırından eski bir motorun sırtında geçti doğu almanyaya .

sevişirken gülmekten kendini alamayan kadın ,aynı kaçışı ustaca yaşadığından ,dünyadan ayrıldı .yaşamı , rutubete kesmiş odalara sıkıştı .yanık kokan bedeni ,gülmeden sevişti ,hiç tanımadığı siyah elleri elektrik şalterlerinde olan adamlarla ...

''hayat güzel , sabahleyin uyanmak ,sağ olduğunu görmek ,yaşıyor olduğunu bilmek çok güzel benim için ...ikindi vaktinin gelişinde pencereden dışarı bakardım . güneş dağların ardına çekilirdi .her yeri yavaş yavaş bir karanlık sarardı .gece herkese barış getirirdi ''


gülerek seviştiği kadını şiirlerin arasında bıraktıktan sonra bir kaçışı yaşayan roman ,kitap raflarından düşmüş ve bilinmeyen bir ülke sponsör olmuştu yazılanlara ;doğu almanya ..öğrenene hayat ne çok şey öğretiyor ...


''avlanmaya değer tek şey sevgidir derdi rahip allof ama sevgi de öyle herkesin tuzağına düşmezdi ''


avcı avına koşuyordu ,hiç gitmediği şehirlerde duymaktan zevk aldığı korkularla ...yağmura ;


''annem ,erkekleri tanımak akıllı bir kadın için zor değil derdi ,gör dedi ,izle , sez yeter ! kadınlar akıllı değildirler , ama biz zekiyiz derdi annem . tanrı kadınları erkeklerden ayrı yaratmış . biz başka dünyadayız ; erkekler başka dünyada ''


myria ile almanyadan kaçmak durumunda kalan selim ,hiç tanımadığı ,fakat kendisine yabancı olmayan korkularla yugoslavayaya ,bir partizanın kızıyla girer. yemyeşil kentlerin arasından geçerler .eski bir tatlıcıdan tatlı yerler .

''geceleyin çevrene nice yabani hayvan toplanıyor . onlar sende aşktan ve tutkudan başka hiçbir şey görmüyorlar ve senden insan kokusu almıyorlar ...çünkü yaban hayvanı da olsalar ; aşk nedir biliyorlar .ama unutma , aşka gözleri kör olan kişi yabani hayvanlardan daha da aşağıdadır.''

myria selimi kurtardı yabani hayvanlardan ... ama kendini kurtaramadı ona ,yani selime tutulmaktan .
kaşlarına ,saçlarından ter yürümüştü . yastık ıslaktı . kokusu başımı döndürüyordu . oda , gözlerimde uzuyor , enine daralıyordu .durmadan daralıyorduu .dişlerimin etleri diplerine kadar sızım sızım sızlıyordu .dudakları gerilmişti . benim alt dudağım şişip etleri çoğalmıştı .korkuyu halâ duyuyordum , terim artıyordu ,
hızlanıyordu ,büyüyordu .
durmadan biz sevecektik .durmadan ,
sevdiklerimize karşı hoşgörülü olacaktık ,bekleyecektik ...
çektiklerimizi , kırgınlıklarımızı ,
acılarımızı , umursamazlığımızı ,bırakılmışlığımızı unutacak ; her zaman her yerde sevmeye devam edecektik ...
yugoslav dağlarının aşk tanrıçası , svekta petka , myria nın dudaklarından konuşuyordu .ve son olarak ,ülkeyi terkederek kaçmayı ve korkuyu sırtına bohçe yapmış selim ; tanrıçaya , gülerek seviştiği kadının ,şiir dudaklarının arasına uyak yaptı . ve yugoslavyanın yemyeşil düzlüklerine bıraktığı myriaya rağmen terketti ülkeyi.yağmur ise bir akşam güneş batmadan ,kana boyadı kendini ve öldü .kuşları da beraberinde götürdü ...kaçışlara merhaba dediler ...
bitti...

askerlerin postallarıyla gelen demokrasi baharında ,tutuklanan sevgililerin ardından ,ölümü yaşayan kadından sonra selim ; bir anlaşmayla , ölümden kurtulur .yalnız , yapılan anlaşmaya uymadan ,bırakır şiirlerini ve kaçar bir gece. kaçış , sevgilisininki gibi kolay değildir .anlaşmanın tarafları ,postallarıyla ezmek için selimin korkuları olurlar ve kaçışların kovalayıcıları ...
sonra bir asker , sever bir kadını .öldürür kadın kendini .sevilmediğinden değil ; aksine sevgiye doyduğundan ...


''crispos japon balığı ''
alıntılar : tarık dursun k. (iyi geceler dünya)

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...