3 Haziran 2012 Pazar

imge dedim adına...

son çocukluk da bitmişti ömrümde
düşlerim belki kış ölüsü belki yaz
kırlara bahar yetmese de içimde
yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar
dilimde sözcüklerin çelik direnci
sesimde ölüm rengine inat aşklar

mavilikler yasaklandı gökyüzünde
özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim
doğduğum gün adına "imge" dedim

sevdim bütün insanları insan yanlarını
sen de seveceksin
dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin
kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne
ateşi yüreğinle körükleyeceksin
kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı
çiy de düşebilir anıların üstüne
en güzel ezgileri nehir ağzı denizlerde
hep kendi sesinle türküleyeceksin
hüzün ağaçlarının sevinç açtığını
adının sonsuz anlamında göreceksin

sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları
soluğumu soluklarına kattım
bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım
bir çocuk ölümleri ağlattı beni
bir de türkülerde kalabalık ihanetler
gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine
aşk adına sesimi sürdüm namlulara
en büyük eylemleri söz eyledim
doğduğun gün adına "imge" dedim

sen elbette sen olacaksın biliyorum
sesinde yirmibirinci yüzyılı dinliyorum 

''adnan yücel''

31 Mayıs 2012 Perşembe

yıldız ibrahimova (back to my love)...



albüm için link
rar şifresi : sisedekibaliklar

melodiler...

01- it don’t mean a thing
02- how long has this been going on
03- god bless the child
04- what game shall we play today
05- black coffee
06- solitude
07- i got it bad and that ain’t good
08- midnight sun
09- night in tunisia
10 - it’s only a paper moon
11 - lullaby of birdland
12 - one note samba
13 -  i loves you porgy
14 - route 66

8 Ocak 2012 Pazar

suç bende değil...

bu düzende kim sarar bu yarayı
pay etmişler deniz ile karayı
gün gelir de istanbul'u sarayı
yere batar ise suç bende değil

eski kılıç dura dura paslanır
doğru kalkan paslandıkça paslanır
soysuz kalkar ankara'ya yaslanır
gelir çatar ise suç bende değil

birgün tutar dedim gölün mayası
ulu dava insanlığın davası
dinli köyün iki dinlisi ağası
sabun satar ise suç bende değil

bize öğüt verir aklı çalıklar
sülaleden yılık oğlu yılıklar
bir gün birleşerek küçük balıklar
vapur yutar ise suç bende değil

mahsuni şerifim halkın gezgini
olmadı dünyada candan bezgini
yapalıdirgelli dallar kuzgunu
katar katar ise suç bende değil

''mahsuni şerif''

23 Aralık 2011 Cuma

bir ümit...

boşuna beklemişim dün gece
ıssız sokaklara bakarken anladım yanıldığımı
sabah için erkendi henüz
gece içinse geç bir vakit

zaman azalıyordu tarla kuşlarına
onlar için yeni umut
benim içinse düş kırıklığı
serinliği boğacaktı birazdan
güneşin doğması

birazdan koşturmalar
yalancı gülücükler kaplayacaktı
ortalığı

boşuna beklemişim dün gece
yalnızlığı seyrederken anladım
ıssız sokakta

bir köpek geçti sokaktan ,
bir de sarhoş bir adam
köpek çöp varillerini kokladı
adam da...

bense baktım arkalarından .


''beta''

18 Aralık 2011 Pazar

harcsa veronika (you don't know it's you)...



albüm için link
rar şifresi : sisedekibaliklar

melodiler...

01- too early
02- what is our love for
03- play me , play me
04- if you
05- but i'm not
06- maybe neverending
07- all that you say
08- nothing's left
09- losing ground
10 - luring
11 - pirate ballad
12 - something new
13- you don't know it's you

gençlik yılları...

...akşamüstü sular kararırken karl geminin arka bölümünde küpeşteye yaslanmış düşünüyor . kıyıda yalılar , korular , sandallar , fesli erkekler , peçeli kadınlar... tayfaların güvertede olmadığı bir zamanda karl küpeşteden atlayarak kendini dalgalara koyuvermiş . martılar uçuşuyormuş kafasının üstünde . ama onun denize atladığını hiç gören olmamış . gemi de ağır ağır uzaklaşmış . garip bir rastlantı karl'ın boğaz'da sulara atladığı tarihten106 yıl sonra da onun torunu celile'nin oğlu , nazım hikmet , aynı sulardan bir gemiye atlayıp vatanından ayrılacaktır .

karl iyi yüzücüymüş , başlamış yalılara doğru kulaç atmaya . yüzmüş , yüzmüş , kıyıya varmış . ulaştığı yer ali paşa'nın yalısıymış . haremağaları , halaylıklar denizden bir gencin yüzerek rıhtıma yaklaştığını görünce telaşa kapılmışlar . içlerinden biri de ''adam boğuluyor , kurtaralım'' diye haykırmış . karl'ı rıhtıma çıkarmışlar . sorgu , sual , karl ne bilsin türkçeyi , gemiden atladığını işaretlerle anlatmış . iyi de ne yapsınlar delikanlıyı ? yalıda bir ermeni kavas varmış , onu çağırmışlar . karl derdini ona anlatmış .

akşam paşanın yalıya dönmesini beklemişler . karl ''benim kimsem yok'' , demiş . ''ben yetimhanede büyüdüm . burada kalayım . her işinize koşarım'' .

gemideki tayfalar karl'ın yokluğunu ancak ertesi gün farketmişler . ambarların , yüklerin arasını , filikaları , güverteyi aramışlar , karl yok . gemiden atlayıp intihar ettiğine karar vermişler . çok üzülmüşler . ''zaten belliydi , demişler , çok mutsuz bir gençti !''

ya sonra ?

tarihçiler şöyle yazıyor : karl'ın adı mehmet ali paşa olmuş . kısa zamanda türkçe öğrenmiş . ama yabancılar kendisine karl detroit demişler . neden ? detroit fransızca ''boğaz'' demektir . karl da boğaz sularından istanbul'a çıkmış olduğu için kendisine karl detroit demiş olabilirler . bu bir varsayım .

1876 - 1877 osmanlı rus savaşı'ındaki başarılarından dolayı mareşal olan mehmet ali paşa , plevne kuşatmasını yarmakla da görevlendirilmiş , ama başarılı olamamış . savaş sona erdikten sonra yapılan berlin kongresin ertesinde paşa 1878'de yine cepheye gönderilmiştir .

arnavutluk ve karadağ'daki başkaldırıları bastırmakla görevlendirilmiş . isyancılar osmanlı ordusu'nu oralarda fena halde sıkıştırmışlar . kan gövdeyi götürüyormuş . sonunda mehmet ali paşa bakmış ki çare yok , siperlerden çıkıp teslim olmaya karar vermiş . ama savaşın en civcivli anlarında ne bilsinler paşanın teslim olmak için siperden çıktığını ? boşaltmışlar kurşunları üzerine . paşa yıkılıp kalmış .

askerler paşanın kafasını kesmişler , bir sarığa geçirmişler ve osmanlıları yenmenin başarısını kanlar içinde kutlamışlar . paşa 51 yaşındaymış . işte boğaza atlayarak başka bir yaşama kulaç atan karl'ın , kafası boğazından kesilerek son bulan acıklı yaşam öyküsü .

''hıfzı topuz''
''başın öne eğilmesin'' adlı kitabından

3 Ekim 2011 Pazartesi

falınızda rönesans var...

materyalizmin babası denis diderot 1713 yılında bir bıçakçının oğlu olarak doğdu . bıçakçı deyince , göz nuru , el emeği döküp bıçak üreten , çeliğe çift su verirken kan ter damlatan bir zanaatkâr değil de ; bursa otogarında , gelene geçene bursa'dan ne alalım diye düşünene , bıçak , çakı ve benzeri ve benzemezi kıvır ve zıvır satan bir dükkân sahibiydi baba diderot .

dünyanın , ya da diyelim ki avrupa'nın dar kafa günleri , herkes umudunu kiliseye bağlamış , din bizi nasıl olsa kurtarır , isa bize mutlaka bir kıyak yapacak , tanrı bugün yarın bir mucize yaratacak telaşlanmayalım arkadaşlar , gibi duyguların egemen ve tartışılmaz olduğu günlerde , fransa'nın langres kentinde ... adam olmanın karşılığı papaz olmak ; çocuğunuz kızsa , en iyisi rahibe etmek . bırakalım da orospu mu olsun kız ? çünkü orospuluk da ortada , gözle görülür biçimde . kimi çağ tanımaz karılar , onun altından kalkıp , bunun altına yatıyorlar .

baba diderot , aklıbaşında bir bıçaksatar olarak , aç parantez insanın üreticisi olmadığı satılacak şeyler arasından bıçağı seçmesi de az sapık bir durum değil , dikkat edin bursa otogarında bıçaksatar beyler hiç sıradan , alışılagelmiş , normal tipler değillerdir , kapa parantez , iki oğlunu cizvit-hatip kolejine , bir kızını manastıra yatılı vermiş . kızı emire diderot kalkancı'nın başına gelenleri , ağabeyi ''la religieuse'' isimli romanında uzun uzun anlatmıştır . bu romanının dilimize çevirisi var mıdır , bilmiyorum . çevirilmemişse ''mümine'' ismiyle çevrilebilir . televizyonda dizi olarak da değerlendirilebilir . işin felsefesine girmiyene , fonda minareler bir çekimle tgrt'ye bile pazarlanabilir . başıma ne geldiyse , alnımın yazısıdır , zaten bunlar alnımıza biz doğmadan yani daha alnımız ortada değilken alnımızın ortasına arap majüskül harfleriyle yazılmıştır , diye dikiz atan bir pencereden bakıldığında ; diderot'un kaderci jak'ı , sanki eli öpülesi bir evliya ...

nerden nasıl bakıyorsan dünyaya , ordan tabii , az biraz yamuk görünür . görememek de mümkün . endişeye kapılmayın , bu bir hastalık değil , bir görsel özür . ya da isterseniz kapılın kendi çapınızda mutedil dalgalı bir mesut ve yılmaz bir endişeye , çünkü görmemek de bir kusur .

bilmiyorum , ruşen sezer diderot'yu çok okuyup da mı şeyleri sezerek , ilahiyat fakültesi'nden , marxisme airlines ile uçuyor montreal'e , kanatları niyazi berkes , bunlar unutulan yıllar ve fakat diderot'nun bıçaksatar babası çok şaşırıp kalıyor oğlunun kiliseye bıçak sokuşuna ...

korkmayınız bu pıtırak kuran kurslarından , imam-cizvit okullarından , bırakınız bu cinfikir çocuklar dönüp dönüp okusunlar bilmedikleri bir dilin ibadetini . bu çocuklar içinden diderot'lar çıkacak ...

biz henüz rönesansımızı yaşamadık ki !

''ferhan şensoy''
''falınızda rönesans var'' adlı kitaptan

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...