8 Kasım 2009 Pazar

black cat white cat soundtrack...





albüm için link
rar şifresi : sisedekibaliklar

melodiler...

01- bubamara (main version)
02- duj sandale
03- railway station
04- jak di tharin II
05- daddy, don't ever die on a friday
06- bubamara (vivaldi version)
07- daddy's gone
08- long vehicle
09- pit bull
10- el bubamara pasa
11- ja volim te jos (meine stadt)
12- bubamara (tree stump)
13- jek di tharin
14- lies
15- hunting
16- dejo dance
17- bulgarian dance
18- bubamara (sunflower)
19- black cat white cat

6 Kasım 2009 Cuma

köyün yolu...

ilkin ne varsa bende , hep ne oluyorsa
hep yepyeni gördüğüm , yepyeni bulduğumdandı
hiçbir bakışım öbürüne benzemiyorsa
benim şimdidağ'larım sıradağlardır , ondandı
yaşadığımdan başka bir anım bulunmadığındandı
üstüme üstüme hep yeni ölümler geliyor
ölümlerin en irisi bile ardımda duruyorsa
hiçbir ölümüm öbürüne benzemiyor
hep yaşadığımdandı .

buraya varmanın yolunu onlar
buraya varmak için aramamışlar
öyleyse buraya neden daha kimse varmamış
buraya varmayı neden aramışlar , arayan olmamış
buraya neden varan olmamış , soran olmamış
buraya şimdidağ'dan aşıp gelen olmamış
bana sordular , oradan dönen olmamış
ama kimse üstelemedi neden olmamış .

açıklanmış bir dünya mıdır
yoksa düşünülmüş ve orada kalmış
bir düşülmüş yol çukuru
bir yarış parkuru
oralar buralara bir rüya mıdır
oralara neden korkan olmuşlar ?

ben seni hep orada ol istedim
yazık , her uyanışın birbirine uyuyordu .


''özdemir asaf''
''benden sonra mutluluk'' adlı kitaptan

5 Kasım 2009 Perşembe

uçurum...




''akdeniz çikliti''

uzun bir yolculuk çekiyor bizi...

geçmişi ve geleceği umursamadan çıkılan bir yolculuk bile olsa , küçük bir umuttur yola düşüren insanı . içimizden gelen sesi dinleyip aklımıza ilk geleni yapmak , heyecan katar yozlaşmış ve çürüyen yaşantıya . kimsenin seni tanımadığı bir şehre kaçmak , ama alışmamak hiçbir şeye ve alıştırmamak kendini hiçkimseye... eylül'ün bitişine üzülmüş bir mevsim gibi yağışlı bir şehirde bulmak sonra kendini . kaçarken yine karşılaşmak kendinle . beklentisiz bir yaşam da olsa umut içine işlemiştir ve bir kez daha nefes almak için sebep yaratır düşüncelerinde . dokunmaktan çok korktuğun , bir o kadar da dokunmak istediğin yeni bir ten bekliyordur seni belki de bu umarsız çıkılan uzun keşif sonunda...

sabahın erken saatlerinde varılan bir şehir ve uyuyan evlerde uyuyan insanların yalnız bıraktığı sokaklar derin bir sessizlik içinde çıkıyor karşımıza . işte insan da bu sokaklar içinde , ne tarafa atacağını bilmeden çoğaltırken adımlarını , geçen zamanla birlikte yalnızlığa gömülüyor sanki . loş bir güneş ışığı ile aydınlanan sokaklar , sabah serinliğinin hoş kokusuyla bir fotoğraf gibi karşılıyor insanı . gecenin çiğiyle buğulanan arnavut kaldırımlı taşlı yollardaki yansıması güneşin ; ağlayan bir kadının yanaklarındaki ıslaklık gibi hüzün veriyor...

gecenin karanlığı bir kan gibi sıçrarken yüzüne , ne yapsam da rahatlasam diye düşünür durursun . gideceğin yer çok mu güzel gittiğin yerden ? göreceğin yüzler çok mu güzel gördüklerinden ? ya da burada yaşanan duygular ya da adı her neyse , çok mu farklı bırakıp gittiğin şehirdekinden ? bir adres yok hayatımızda . bir şey beklemek iğrenç geliyor kimi zaman ; bir şeyler verdikten sonra...

öncelikle kendini kandırmalı insan mutluyken . çünkü bilir , mutsuzluğun sürekli ve mutluluğun geçici olduğunu . ve sürekli artan tek şey ise özlemdir hayatımızda . şimdi bir bayram sabahı izmir'in bu boş sokaklarında yaşamaya çalışırsın belki de geçmişi . kimbilir belki de geleceği . ve görürsün ; bayramların birçok insanı kavuştururken , birçok insanı da ayrı tuttuğunu...

yağmurun ardından ne güzel de parlıyor şimdi güneş... verdiği şeyi geri alıyor belki de yeryüzünden...


''proleter balık''

papatyayı kurtarma telâşı...

papatyaları kurtarma telâşı bu
sardunyaları da
bir rüzgârın taşıdığı kent , deniz kokusu
ayaklarımı öylesine bastığım
çıplak tenlerine dokunduğum bir yer
tümüyle görebileceğim kadar yüksekteyim
hiç olmaz mı dediğim neydi
neydi bu uzun yürüyüşe çıkaran beni
koparan biraz biraz
eksilten artıran
baktım da güneşe kapamış güzel yaşlı kadınlar şemsiyelerini
onların entarileri , tarat bezleri , aspirinleri
oysa çocuklar şemsiyelerini açmışlar güneşe
yeni bir başlangıç mı bizimki

gürültülü patırtılı kalabalık istanbul otobüsleri
ineceğim duraklara hazırlıklı mısın diyorum ses yok
öylesine bir kağıda not edilmiş dudaklar
yırtık yarısı yazılmamış adresler
silinmiş son üç numarası bir telefonun
yine de arıyorum
aradıklarım boşa çıkıyor
boşları arıyorum
bir yerde muhakkak hata yapıyorum

kitaplar sedir sedir , gün gün kitaplar
bir ucundan sen yakmışsın bir ucundan ben
boş bir çöp bidonu rastgele inlemekte düşerken yokuş aşağı
gözlerin içinde karanfil ışıkları
sırlarımı açtığım bulutlar sır oldu
yağmur gizliden bile yağmıyor
akşam olsa bir tur atsak sefaları
kadıköy'den ev tutma heyecanları
bırak allah aşkına kardeşimişin mi yok uykuları
günlük vitaminler
günlük nazlar niyazlar
akşam rüzgârlarına hasret yazlar
işte tüm bu çabam su bardağı
senin içindeki papatyayı kurtarma telâşı
sardunyayı da...


''lepistes''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...