21 Mayıs 2011 Cumartesi

yalan roman

...
tanrı , boynuna ip geçirilmiş bir halde ''ok corral''e götürülmüş , kendini aklamak için at olmuştu . atlar tanrı'ya inanmadıklarından onu gübrelerine karıştırmışlardı . tanrı utançla kişniyordu . atlar kendilerini savunmak için çifteler atıyorlardı , çünkü mutluluklarının bilincindeydiler .

ara sıra çevremde dil kışkırtmaları algılıyordum , ama kısırlaştırıcı sözcükler hemen işe el koyuyorlardı . alfabe , gramer , söz dağarcığı , söz dizini , uygarlık , dil yanaçları , doğallık , bastırma , hepsi vardı .

haloperidolün hiç tadı yok . hiç fark ettirmeden bir sovyet bozguncusuna yutturulabilirdi . bir ay önce monde'un üçüncü sayfasında çıkmıştı . haloperidol , gerçekliği yatıştıran ve saldırganlığı azaltan bir sanrı doğurucudur . gerçekliğe haloperidol günde üç kez , toplam yüzelli damla verilir .

sayıklayan bir hastaysanız , haloperidolün üzerinizde hiçbir parkinson etkisi olmaz ; kereste gibi kaskatı kesilmezsiniz . gerçekliğe iyice uyum gösteriyorsanız , normalsiniz , damlaların etkisiyle parkinson belirtileri gösterirsiniz . böylece şizofreninin fizyolojik bir nedeni ve kalıtımsal umudu olduğu kanıtlanmıştır .

doktor christianssen'in bana güven vermek için söylediği bu sözleri dinledim . bağırıp çağırdım . ''sizin o haloperidolünüz gericinin dikalası . sağcı . baskıcı . öfkeyi azaltıyor , başkaldırıyı önlüyor , devrimci saldırganlığı engelliyor . düşüngücüne karşı .''

danua kuyruğunu oynattı . koca kafasını dizlerime dayamıştı . ''doğrudur'' diye havladı . ''aralarında bir tek anafranil solcudur . uyarıcıdır , coşku vericidir , öfkelendiricidir , iticidir . haloperidol faşo ; anafranil goşisttir .''

havlamasını sürdürdü , bir yandan da kuyruğunu sallıyordu , çünkü köpekler umutsuz değildir .

...

''emile ajar''
''yalan roman'' adlı kitaptan

22 Ocak 2011 Cumartesi

15 Ocak 2011 Cumartesi

yıldız ibrahimova (balkanatolia)...




albüm için link
rar şifresi(key) : sisedekibaliklar

melodiler...

1- zeybek

2- burası muştur
3- bir su içtim
4- lale li si
5- ay akşamdan ışığdır ve pravo horo
6- dilerim bari hüdadan
7- sen bir bey oğlusun
8- krivo horo
9- beklenen

2 Ocak 2011 Pazar

taka...

takalar geçiyor allı yeşilli
takalar geçiyor dümenleri lâzlı
takalar geçiyor en nazlı
yelkenlilerden de güzel

güvenli sularda işsiz dönenen
gezi yelkenlerinden çok duyarak denizi
takalar geçiyor enginlere
yamalı göğsünü gere gere

takalar geçiyor yükle yürekle
takalar geçiyor emekle dolu
günlük güneşlik kıyılarından kopmuş
denizlerde anadolu

kıyılar kadın olmuş
açılır gider erkeği
takalar takalar toprağın
denizde çarpan yüreği


''bülent ecevit''

21 Aralık 2010 Salı

pablo picasso (guernica)...

juan ve ofelia...

1938 yılının ılık bir şubat akşamı , nasıl da kışkırtıcı şu sokak lambaları ve onların yerlere yansıyan pırıltılı ışıktan gölgeleri . sürekli gözünün önünde canlanan düşünceleri iyice yükseltiyordu vücut ısısını . ve tutamadı sonra kendine deniz kenarına gitti juan . telâşla ve hızlıca adımlarla geçerken ılık rüzgârın arasından ; bir şeyleri yırtıp parçalamak ve yerine daha güzelini koymak ister gibi bir hâli vardı . oysa parçalanan sadece kendisiydi juan’ın . ve yerine yenisi gelmeyen günlerini harcıyordu hep . deniz kenarına yakın bir yerde durup şöyle hafifçe kafasını kaldırdı ve gökyüzüne baktı ; sanki derin bir kuyunun içinden bakıyormuş gibi . koyu mavi gökyüzünde kar taneleri gibi uçuşan martılara dikti gözünü .. havada daireler çizerek uçuşan ; koyu mavi gökyüzünde şehir ışıklarının gövdelerine ve kanatlarına yansıdığı beyaz martıları izledi bir süre . sonra hiç aklından çıkmayan ofelia belirdi birden gözlerinin önünde . ofelia’nın 8 ay önce yazıp gönderdiği mektup geçen hafta geçmişti eline . giysisinin cebindeki mektubu avuçlarının içinde tekrar sıkarak hissettiği sırada bir ses işitti kulaklarında : ‘’hangisi gidiyor bunların ?’’ … juan evine dönebilmek için otobüs durağındaydı . hiç arkasını dönmedi , koyu mavi gökyüzüne bakamaya devam ediyordu . sağa sola uçuşan martılara bakarak şöyle geçirdi aklından ve hafifçe mırıldandı : ‘’hepsi gidiyor’’ .ve dudaklarında hoş bir gülümsemeyle birlikte yineledi bu lafı : ‘’hepsi gidiyor’’…



onu gülümseten şey ne gökyüzünde kar taneleri gibi uçuşan martılar ; ne ona anlamsız gelen o soruyu boşluğa soran adam ; ne de ılık bir kış akşamındaki bu koyu mavi gökyüzüydü . onu gülümseten şey belki de ofelia’nın 8 ay önce guernica’dan ona yazıp gönderdiği mektupta olan kokusuydu . onun ellerinden çıkan harfleri yeniden görebilmekti belki . belki de yaşanan çatışmalara ve bombardımana rağmen yaşıyor olduğunu bilmekti . o güzel parmaklarını düşündü , öpmekten büyük bir haz aldığı parmaklarını… mektubu geldiği günden beri defalarca okudu juan . ofelia’nın yazdıkları tüylerini ürpertiyordu . geçen yıl nisan ayında bir pazartesi günü almanlara ait kondor lejyonu hava kuvvetleri ile italyanlara ait olan lejyoner hava kuvvetlerinin şehri bombalarla yerle bir ettiği yazıyordu satırlarında .juan satırları okudukça sevinci ve hüznü aynı anda yaşıyordu . ofelia’nın yaşıyor olmasına sevindiği kadar saldırıda guernica’da bulunan yüzlerce insanın ölümünden bahseden mektubu okurken oldukça zorlanıyordu . juan’ın kendini parçalamasının sebebi belki de buydu . en kısa sürede , ispanya’ya ofelia’nın yanına gitmek ; ona ve diğer insanlara katkı sunmak istiyordu . mektupta yoğun olarak bu saldırıdan bahsediyordu ofelia ama çok fazla ayrıntıyı da anlatmıyordu juan’ı çok fazla üzmemek için . franco’ya başta hitler yönetimindeki alman ve İtalyan faşistlerden yoğun destek gelirken ; kendilerine sovyetlerden çok fazla destek gelmediğinden yakınıyordu mektubunda . almanların , franco’nun onlara sunduğu fırsatı yeni uçaklarını denemek için iyi değerlendirip yüzlerce insanın üzerine bomba yağdırmış olduğunu anlatıyordu ofelia .ve juan’a nasıl olduğunu soruyordu mektubunda, iyi olup olmadığını merak ediyordu onun da .



juan burada iyiydi . bir arkadaşında kalıyordu . ofelia’nın onu düşünmesini istemiyordu . ‘’sadece kendini düşün ofelia , sadece kendini’’ diye geçirdi aklından . 3 ay önce ispanya’ya giden konvoyun oraya ulaştığını yazıyordu ofelia . gözleri onu aramıştı tren istasyonunda .ama bombardımanın ardından yaraların sarılmaya çalışıldığı bir dönemde bunu fazla düşünemezdi . bir sonraki konvoyu beklemek üzere istasyondan ayrılıp yapması gereken işlerle ilgilenmeliydi . bu durumu ve bundan duyduğu üzüntüyü mektupta belirtmemişti . amacı juan’la görüşmek değil , yanında olması ve onun iyi olduğunu bilmek isteğiydi . bu zor günlerde ölürse yanında juan’ın olmasını çok isterdi .



mektup elinde otobüse bindi . bir an önce oraya gitmek isteyen juan’ın gözlerinden okunan derin bir hüzün vardı . karanlık akşamın içinde otobüsle evine doğru ilerlerken elinde tuttuğu mektubun üzerine bir damla yaş aktı gözlerinden . gözyaşı tam da ‘’guernica’’ kelimesinin üzerine düştü . tıpkı bir alman bombası gibi ve orada akan kanları anlatır gibi dağılmıştı mürekkep saman sarısı ve kirli kağıdın üzerinde …


''proleter balık''

1 Kasım 2010 Pazartesi

fikret mualla (bar)...



''bali ilkbahar müzayedesi'' adlı kitaptan


yarım kalan

bu gece kendime ait sözüm yok
söyleyeceğim her söz ,
muhakkak bir yerde dile getirilmiş
ya da türkü olmuş dile düşmüş
gece bitti , saatler tükendi , günler geçti
senin suretin gelmedi
benim yine kendime ait sözüm yok

''balık ekmek balığı''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...