12 Kasım 2013 Salı

tanrı bizimle...

adımın önemi yok
yaşımsa pek küçük
geldiğim ülkenin adına 
orta batı derler
orda yetiştim ve öğrendim
kanunlara uymayı ve tanrının 
yaşadığım topraktan yana olduğunu 

tarih kitapları anlatır
hem bayağı iyi anlatır
süvarilerin hücumunu 
kızılderililerin ölümünü
ülkem henüz gençti
ve tanrı yanındaydı

ispanya amerika savaşı 
gününü doldurdu
ve sonra iç savaş
epeyi geride kaldı
ve kahramanların adları 
herkese ezberletildi
ellerinde silahları 
ve yanlarında tanrıyla

birinci dünya savaşı çocuklar
geldi geçti
savaşmanın nedenini 
anlayamadım gitti
ama öğrendim kabullenmeyi
kabullenmeyi gururla
ölümü takmadığınızı 
tanrı sizinle olunca

ikinci dünya savaşı
başlayıp bittiğinde
bağışladık almanları
ve dost edindik kendimize
altı milyon insan öldürüp
fırınlarda yaktılar
oysa almanlar bile şimdi
tanrıyı yanlarına aldılar

bir yaşam boyu öğrendim
ruslardan nefret etmeyi
ve yeni bir savaş çıkarsa
onlarla döğüşeceğimizi
nefret edip korkacağımı 
ve kaçıp saklanacağımı 
tanrı benimle olunca 
herşeyi cesurca kabulleneceğimi

bunalımlı günlerimde 
hep bunları düşünürüm
isanın bir öpücükle 
ihanete uğradığını
ama sizin yerinize düşünemem
kendiniz verin kararı
judas iskarlot'nun da 
yanında mıydı tanrı 

neyse şimdi gidiyorum 
yorgunluktan bitkin
kafamın karışıklığını anlatmanın 
hiç de zamanı değil
sözcükler kafama doluyor
taşıp yerlere dökülüyor
eğer tanrı bizimleyse 
gelecek savaşı durduracaktır !

''bob dylan''
''bir şarkı ırmağı'' adlı kitaptan

25 Ağustos 2013 Pazar

gurbete...

gurbete kaçacağım
o lacivert ülkeye

o üzünç denizine 
uzayan iskeleye

ansızın sormaksızın
neler kalır geriye

gurbete kaçacağım
o kimsesiz ülkeye

o geri dönülmeze
bağlanan ilk köprüye

umarsız durmaksızın
acılar tüketmeye

gurbete çıkacağım
o duvaksız tepeye

o yolunda gözyaşı 
çeşmesi kuru köye

kopup yalnızlığımdan
kopup sonsuzluğumdan

gurbete kaçacağım
gurbete tükenmeye

''yaşar miraç''
''trabzondan çıktım yola'' adlı kitaptan

7 Temmuz 2013 Pazar

kompradorun destanı...



ben özel sermaye evladıyımdır
babayasa gibi yasam olmalıdır
sam amca denilen herif dayımdır
mangırla dolu kasam olmalı

sığamam her yere göbekliyimdir
çok geniş koltuğum masam olmalı
giden ağam ise gelen beyimdir
gelenden gidenden parsam olmalı

her dine girerim dindarım gayet
denizden aşırtan musa'm olmalı
dar yerde sıkışıp kalırsam şayet
göklere uçurtan isa'm olmalı

sırat köprüsünden geçerken sırtta
elimde de altın asam olmalı
cennet dedikleri o güzel yurtta
birkaç yüzbin dönüm arsam olmalı

çalışan herkesin alınterinden
benim aslan payım hissem olmalı
solcu aydınların aman şerrinden
bankalarda saklı kesem olmalı

ne çıkar yoksa da işleyen kafam
direk gibi sağlam ensem olmalı
sayelerindedir sürdüğüm safam
sömürdüklerim sersem olmalı

işim alıp satmaktır , yüzde bin kârım
satmasam olmalı satsam olmalı
siyaset denilen pazarda varım
namus üzerine borsam olmalı

yüzüme tükürsen yağmurdur derim
utanmamak gibi hassam olmalı
başına edilse uğurdur derim
ancak çıkarlarım tasam olmalı

''aziz nesin''
''azizname'' adlı kitaptan

30 Haziran 2013 Pazar

unutulmayan...

durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
iri çakıl tanelerini , çatlamış bir narı
bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
ipekten
çalınmış
umutlarla taşırdım
ah sevgilim derdim , ölüm
ne kadar çoktu yaşadığımızda

bize hep beyaz mendil 
sallayan
ölüm ki ,
iki kapısında 
haki bir yalnızlık
dikilirdi

ve
hatırlatırdı
bize , güz kuşlarının
uçup gittiği denizleri

bense , yulaf kokan 
dağlı ellerinde 
doloşmak gibi kolaydır
sanırdım yaşamak ve sana kansız 
gökyüzü
getirirdim 
getirebilsem ah ,
avlusunda çocukların 
korkmadan oynadığı
lalelerle 
donanmış simli bir gökyüzü

bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
çatlamış bir narı , unutmadan .

''behçet aysan''
''düello'' adlı kitaptan

29 Haziran 2013 Cumartesi

seni günlere böldüm...



seni günlere böldüm , seni aylara 
daha yıllara , yüzyıllara böleceğim
ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşında

şiirler söylenir , şiirler biter 
biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da 
kahverengi avuçlarına mı gözlerinin 
tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa

bütün günler yenileşir her bekleyişte
ve bütün dünler , bütün geçmişler 
kapını açarsın ki bir de , hiç kimseler yok 
çaresiz , benim sana gelişim de hep böyle 

dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
sonra bütün bulutlar hep birden geçti
anılar , anılar , belki hepsi bir kelime 

''edip cansever''
''şairin seyir defteri'' adlı kitaptan

17 Temmuz 2012 Salı

soğuk kış günleri...

...dört çuval patatesleri kalmıştı , bununla kışı geçirebilirlerdi . tek kaygıları yakacaktı . ellerini kumaşlara sararak çalı çırpı topluyorlar , sığınağa taşıyıp yeniden toplamaya gidiyorlardı . bembeyaz karın üstünde iki karınca gidip geliyor , gülünç yükler , çöp parçaları taşıyorlardı... sonra yuvalarına giriyorlar , ateş yakıp ısınıyorlardı . pek konuşmuyorlardı . kat kat örtüler altındaki bedenleri , birbirlerine söyleyeceklerini daha iyi dile getiriyordu .
zaman zaman zosia soruyordu :
-- bunların birgün sona ereceğine inanıyor musun ?
-- bilmiyorum . babam savaşa bağlı olduğunu söylerdi .
-- ne savaşı ?
-- stalingrad savaşı .
-- herkes bu savaştan söz ediyor . wilno'daki almanlar bile .
-- herkes .
-- savaşa hep sürecek mi janek ?
-- gece gündüz .
-- peki savaşı kazandıkları zaman dostlarımız ne yapacaklar ?
-- yeni bir dünya kuracaklar .
-- biz onlara yardım edemeyeceğiz . çok küçüğüz . yazık !
-- önemli olan insanların boyu değil , cesaretidir .
-- bu yeni dünya nasıl olacak ?
-- kinsiz olacak .
-- çok insan öldürmek gerekecek o zaman...
-- ve kin yine yerinde kalacak... eskisinden daha güçlü olacak...
-- o zaman insanlar öldürülmeyecek . bakım görecekler . karınları doyurulacak . başlarını sokacak yerler verilecek . okuma yazma , müzik öğretilecek . iyilik öğretilecek . insanlar kini öğrendiler , iyiliği de öğrenebilirler .
-- kin unutulmaz . o da aşk gibidir .
-- kinin ne olduğunu bilirim . onu almanlar öğrettiler bana . annem babam ölünce , aç susuz kalınca toprak altında yaşayarak öğrendim kini... şimdi bir almanla karşılaştığım zaman bana bir dilim ekmek vermeyeceğini , ateşinin yanında yer göstermeyeceğini , bana vereceği tek şeyin sıkacağı kurşun olduğunu biliyorum . çünkü almanlar herşeyi kurşunlarlar ; insanları kurşunlarlar , umutları kurşunlarlar , güzellikleri kurşunlarlar... seviyi kurşunlarlar... nefret ediyorum onlardan ! 

-- nefret etmemek gerek . çocuklarımız olduğu zaman onlara nefreti değil , sevgiyi öğreteceğiz .
-- nefreti de öğreteceğiz . çirkefliklerden , hırstan , şiddetten ve faşizmden nefret etmelerini öğreteceğiz .

''romain gary''
''polonya'da bir kuş var'' adlı kitaptan

3 Haziran 2012 Pazar

imge dedim adına...

son çocukluk da bitmişti ömrümde
düşlerim belki kış ölüsü belki yaz
kırlara bahar yetmese de içimde
yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar
dilimde sözcüklerin çelik direnci
sesimde ölüm rengine inat aşklar

mavilikler yasaklandı gökyüzünde
özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim
doğduğum gün adına "imge" dedim

sevdim bütün insanları insan yanlarını
sen de seveceksin
dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin
kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne
ateşi yüreğinle körükleyeceksin
kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı
çiy de düşebilir anıların üstüne
en güzel ezgileri nehir ağzı denizlerde
hep kendi sesinle türküleyeceksin
hüzün ağaçlarının sevinç açtığını
adının sonsuz anlamında göreceksin

sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları
soluğumu soluklarına kattım
bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım
bir çocuk ölümleri ağlattı beni
bir de türkülerde kalabalık ihanetler
gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine
aşk adına sesimi sürdüm namlulara
en büyük eylemleri söz eyledim
doğduğun gün adına "imge" dedim

sen elbette sen olacaksın biliyorum
sesinde yirmibirinci yüzyılı dinliyorum 

''adnan yücel''

birleşin...

çıktı bir gün bir aydın sakalları arasında saklanmış ağzıyla konuştu işçilerle anlattı gerçeği dedi ben memnunum hâlimden ama üzüyor beni s...