7 Eylül 2009 Pazartesi

kırık düşler üniversitesi...

yine aynı düşü kurarken , sınıftakilerin toplanma sesiyle dersin bittiğini anlayıp kendime geldim . sınıftakilerle samimiyetsiz ''iyi akşamlar'' faslı arasından geçerken , bana artık bir cehennem gibi gelen yurdun yolunu tuttum . yurda doğru inen kalabalıklar arasında ne kadar yalnız olduğumu bir kez daha hissettim .

ve odaya girdim... odadakilere de , sınıftaki gibi samimiyetsiz bir şekilde ''iyi akşamlar'' diyerek yatağa uzandım . her akşam bu kalabalık , küçücük ve havasız odada kimi bağıra bağıra şarkı söyler ; kimi ise yüksek sesle konuşur . gecenin ilerleyen saatlerinde ise koridorlardaki olası bağırışmaları beklemeye başlarız . artık ben de iyice alıştım bunlara . aynı odayı paylaştığım arkadaşlardan hiçbiri , benim bir üniversite öğrencisinde bulunmasını istediğim özelliklere sahip değillerdi . tanıştığım hiçbir arkadaş önemli toplumsal ve güncel olaylardan haberdar değilken ; gereksiz magazin olaylarının hepsiyle ilgili tüm gelişmeleri biliyorlardı . ilk günlerde çok şaşkın olmama rağmen , derslere giren profesörlerin bile ; derslerinde magazin olaylarından örnek verdiklerini gördükten sonra tüm bu yaşadıklarımı doğal karşılama kararı aldım . artık emindim . bulunduğum bu yer , bilimin özgürce yapılacak çalışmalarla ifade edilebileceği bir yer değildi . uğruna çocukluğumuzu sınavlarla harcadığımız bu yer , düşlerimdeki bilimsel tartışmalı ortam değildi . çünkü dersliklerde düşünceni ifade etmek bile imkânsızdı . yalnızca ezberci bir eğitimin diktatörlüğü hâkimdi derslerde . beni en çok üzense , öğrencilerin teslimiyetçi hâlleriydi . herkes derin bir uykudaydı sanki . benim de en büyük korkum onlar arasında onlara benzemekti . çünkü bu vasıfsız kalabalık kendi gibi olmayanı hemen dışlıyordu . onların farklı hiçbir görüşe tahammülü olmadığından ben de yalnızlığı onlara tercih ettim .

işte beklenen sesler... hafif aralık olan kapıdan bunun bir linç girişimi olduğunu anlıyorum . dövülen kişiyi düşünüyorum . acaba o da farklı şeyler düşünüp ; bu düşünceleri başkalarıyla paylaştığı için mi şiddete maruz kalıyordu ? belki de kantinde , gidip oturmaması gereken bir masaya oturmuştu ?

bazen buradan bir an önce kurtulmam gerektiğini düşünüp , yurttan ayrılmaya karar veriyorum . ama sonra ''sadece benim kurtulmam neyi değiştirecek ki?'' diye düşünmeye başlıyorum . yurt parasını bile ödemekte zorlanan , yemek masrafını karşılayamayan bir öğrenci ; aç gözlü ev sahiplerinin olmayan insafına kalmış ev kirasını nasıl ödeyecek ? yine de eve çıkmanın en iyi yanı , kalabalık ve havasız olan odadan kurtulmak olur ama . gerçi iyi bir ev bulmak da zor gibi . onun için yurttan ayrılmak çözüm değil . elele verip yaşadığımız yeri , burayı değiştirmeliyiz . sadece bu odayı değil , tüm okulu da değiştirmeliyiz . biliyorum , benim yalnızlığı içime kapanıklığımdan . yoksa kim ''sanatçı'' diye sorulunca ''serdar ortaç'' demeyen ; ''kenan evren'' kim denildiğinde ''ata binen kadının resmini yapan adam'' demeyen çok kişi var . kim sanatçı denildiğinde ''nazım hikmet''i anlatan ; ''kenan evren'' kimdir denildiğinde onun ''kanlı bir diktatör'' olduğunu söyleyen , birçok kişi var benim gibi . onlarla tanışacağımı biliyorum...

biliyorum bulacağız birbirimizi . ve uyanacağız hepimiz o derin uykudan . sevdalanacağız birbirimize . tıpkı düşlerimize sevdalı olduğumuz gibi . sadece kendimizi kurtarmak için değil , herşeyi değiştirmek için uğraşacağız . üniversiteleri... hayatları... ve geleceğimizi...


''kızılbalık''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...