16 Şubat 2010 Salı

küçük prens için başladı bu şölen...

gecenin bir yarısı ders çalışma umuduyla oturayım dedim masaya . oturdum da , masa işte . üzeri kalabalık ; bardaklar , notlarım ve kitaplarım... aylardır girmeye çalışıp da giremediğim iktisat'a giriş kitabım . tabi bir de beni , asıl görevimden alıkoyan başka bir şey ; o da masada duran , kardeşimin okuduğu (4 . defa okumakta olduğum) ''küçük prens'' kitabı . hani şu incilden ve das kapital'den sonra dünyada en çok okunan kitaplardan biri olan ; fransa'da banknotların üzerine figürleri , türkiye'de sansüre takılan , hani şu yazarının havada uçağı ile kaybolduğu (antoine de saint-exupéry)...

küçük prens kimselerin duymadığı ve duyamayacağı gerçekleri sevgi ile dile getiren tek bir ses (bize göre gerçekler yalnızca çarpıtılan ve çarpıtılmak üzere söylenenlerken...) . her sabah erkenden kalkar , uçuşan atkısıyla sönmüş yanardağlarını temizler , gezegenindeki koca boğabab bitkilerini söker , çiçeğinin suyunu verir . ve arsızdır . bilgi arsızı... sordukça sorar , cevabını alıncaya kadar susmaz . sorulan sorulara ise karşılık vermez çoğu zaman . anlatır durur küçük gezegenini , çiçeğini ve yanardağlarını . minnettarlık değildir küçük prensin aradığı , iyi niyetini hep korur . ama üzülür , incinir , kuşkuya düşer .

''bir sabah , gün doğarken birden açıverir çiçek
- daha tam uyanmış değilim...
- henüz yapraklarımı iyice toparlyamadım .
oysa küçük prens onu çok beğenmiştir
- ne kadar da güzelsiniz der
çiçek , tatlı bir sesle :
- güneşle aynı anda doğduk da ondandır .
ve küçük prens çiçeğin hiç de alçak gönüllü olmadığını anlar . fakat etkilenmiştir ondan .
- sanırım kahvaltı saatindeyiz dedi çiçek
bana bir şeyler getirir misiniz ?

küçük prens şaşkına döner . hemen bir ibrik su getirir çiçeği sulamak için . çiçeğin kibirli havası gücüne gitmiştir küçük prensin .
ve şöyle der küçük prens :
- çiçeğe kulak vermemeliydim , çiçeği dinlememek gerekir . çünkü onlar görmek ve koklamak içindir . yargılarımı size göre değil , davranışlara göre ayarlamalıydım . güzel koku ve ışık saçan bir çiçeği , yüzüstü bırakmak bana yakışır mıydı ? o küçük çiçeğin hesaplarının altındaki inceliği sezemedim . ama ne yapayım , ben o zamanlar o kadar küçüktüm ki...''

büyükleri garip bulur ; küçük prens anlam vermez onlara hiçbir zaman . gezegen gezegen dolaşır , anlam veremediği büyüklere rastlar . ilk gezegende bir krala rastladıktan sonra , sırasıyla kendini beğenmiş , sarhoş , iş adamı , gece bekçisi ve bir coğrafyacıyla karşılaşır gittiği gezegenlerde . onları ve onların tekdüze hayatlarını sorgular , sorgulatır onlara .

bizlere dairdir küçük prens , çiçeğini yıldızlara yerleştirebilenlere ; onun varlığıyla mutlu olabilen , kutuların içindeki koyunları görebilenlere dairdir . bitirdim kitabı ve düşündüm , bana ve büyüklere bu kadar çok soru soran küçük prens ; benim sorularımı da duyuyor muydu acaba ? bilinmez . ama içimizdeki ve etrafımızdaki küçük prenslerin farkına varmamızı sağlıyor . varmış benim yakınımda da küçük bir prens...


''lipsoz''


''...küçük prensim , ister misin ,
döneyim yeniden yaşam ?
gel bana şovalyem ,
yakarışların patikasından !
gir efendim benim ,
kederin sığınağına !
senin için ölümü ,
en yüce ödül sayarım ben !
küçük prens için başladı bu şölen .''


jose marti
çeviri : ataol behramoğlu

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...