2 Mart 2010 Salı

bayan kambiyo memurunun sevdiği bir caz parçası...

işyerinin , ışıksız , dar apartmanından çıkarken havanın bu kadar soğuk olabileceği ummuyordu . iyice sarıldı atkısına , şapkasını iyice alnına dek çekti . hızlı hızlı yürümeye başladı . işyeriyle kocatepe cami'sini bağlayan çıkmaz sokaktan , dikçe merdivenleri tırmanarak çıktı . daha açık bir alana gelince atkısını indirdi , şapkasını kaldırdı . derin derin nefes aldı . hızlı yürüdüğünden nefessiz kalmıştı . yine de bir an evvel eve varmak istediğinden hızını azaltmamakta kararlıydı . aynı koşar adımlarla ışıklı ; uzunca caddeye attı kendini . ışıkların oradan karşıya geçti . aşağı doğru rüzgârın sürüdüğü bir poşet gibi uçuşuyordu . arada bazı kendisinden yüksek adamlara , kadınlara çarpıyordu . kaldırımın ortasında bekleyen yorgun insanların aralarından onların omuzlarına dokunup ses çıkarmadan izin isteyerek geçiyordu . her günün alışılmış insan trafiğini , ışıklı soğuk sokaklarını geride bırakarak , dört katlı memur apartmanına ulaşmak için sabırsızlık çekiyordu .

ilk günler biraz daha hevesliydi . soğuk da olsa acele etmezdi eve gitmek için . sokaklarda dolaşır , mağazalara girer , bir şey almasa bile vitrinlere bakardı . ama şimdi öyle miydi ya ? eve gidiyor , hızla yemek yiyiyor ve erkenden yatağına yatıyordu . hemen uyumasa da yatağın içinde olmak , sıcak ve güvenliydi . ilk günlerde hiç kapamadığı perdesi artık onu rahatsız ediyor ; iç içe geçmiş bu evler yığınından huzursuz oluyor , perdeyi sıkıca sıkıştırıyordu kaloriferin arasına . pencerenin hemen yanındaki yatağı ; perdeleri de örtünce başka bir evrene dönüşüyor çok neşeli olmasa da sevinçli kılıyordu onu .

bir mesai bitiminde bir ses duydu ilkin . bu şehirde duymaya alışık olmadığı türden bir sesti . karşı kaldırımdan geliyordu . kenara çekilip duraksadı . karşı kaldırımda büyük bir banka ve onun önündeki otobüs durağında bekleyen kalabalık insanlardan başka hiçbir şey yoktu gördüğü . gözlerini bankanın önünde çin seddi gibi duran , otobüs bekleyen insanların arasında gezdirdi . mümkün değil , sesin nereden geldiğini anlamak . insanlar öyle durmuşlardı ki kaldırımın kenarında , aralarından tek görünen başka bir otobüsün sırasını bekleyen , başka insanların ayakları , poşetleri ve çantalarıydı . ses , bilmediği bir caz parçasını çalıyordu . enstürüman olsa olsa saksafondu . acemi ellerinde birisinin , bu bilmediği şarkı yaşadığı şehrin alışılagelmişliğinden onu koparan tek ses olmuştu . ama yine de çok fazla önemsememeye karar verdi . hava soğuktu , eve gitmek istiyordu , hem görse ne olacaktı . cebinden bir iki nikel çıkarıp verse bu acemi müzisyene , ne işe yarayacaktı . trafiğin böylesine yoğun olduğu şu koca caddeden karşıya geçmeye üşenmez miydi?

evin uzun yolunu yürüdü . aydınlığın sona ermeye başlamasıyla ve sessizlik bir gürültü olduğunda anlıyordu ki evine yaklaşmaktaydı . daha da hızlandırıyordu adımlarını , hatta yolda kimse yoksa koşuyordu bazen .

ertesi gün karanlık ve soğuk işyerinde çalışırken aklına gelmedi değil bu bilmediği caz şarkısı . ama kısa ve etkisiz . bir an düşündü yalnız . akşam işyerinden çıktığında , unutmuştu bile . aynı merdivenden tırmanarak , aynı hızlı adımlarla , aynı geniş ışıklı sokaklardan uçarcasına geçerken müzik yine devam ediyordu . ama bu kez o duymadı bile . nasıl duysundu . ayın ortası bile olmamıştı , üç fatura birikmişti . hızla yürüdü evine , hızla ilerledi yolunda .

bir sonraki gün ve onu izleyen üç gün daha boyunca hiçbir ses duymadan devam etti yürümeye . evine gitti , işine gitti , her sabah ve her akşam aynı sokaklardan geçti . evi ve işi arasındaki mesafe duraksız , soluksuz gidilen bir yol bütünü oldu . her sabah ve her akşam ayak izlerine rastlamak mümkündü yolda . kaldırımda bakışları onun peşisıra gidiyordu . düşündükleri , yaptığı hesaplar iz bırakıyordu yollarda . düşleri , istekleri , içinden geçirdikleri bir dilek ağacına bir çaputla bağlanır gibi kaldırım taşlarına işliydi . sanki onun hayatı ne evi ne işiydi . onun hayatı sanki bu geniş ışıklı gürültülü caddelerin üzerine kuruluydu . gözyaşları , kahkahaları... yaşam dediğimiz de bunların bütünü değil miydi zaten ? evinde bir hiçti , işyerinde de bir hiç . evinde ve işyerinde nefes alıp veren canlı bir organizmaydı sadece , oysa gerçek bir yaşam için ; nefes alıp vermekten çok öte bir şeyler gerekiyordu . işte bu gerekenler de onda yalnız kendi kendine kaldığı bu sokaklardaydı . tüm bunların eşliğinde hergün devam eden müzik onun tarafından hiç duyulmadi , tam beş gün boyunca .

beşinci günün sonunda iş çıkışında önce iki kedi gördü . kediler soğuğa aldırmadan birbirleriyle cilveleşiyorlardı . dişi kedi önce erkek kediyi çağırıyor sonra erkek kediden kaçıyordu . erkek kedi biraz ilgisini yitirse ; dişi kedi yine erkek kediye sokuluyordu .

merdivenlerin sonunda otopark alanından geri geri hızla çıkan bir arabanın kendisinin üzerine geldiğini gördü sonra irkildi . bir kocaman adım geriye doğru sıçradı . sonra arabanın yanından geçerek , öfkelenip bağırdı : ''yuh be adam biraz yavaş sürsene !'' zayıf orta boylu otopark görevlisinin kötü kötü baktığını gördü kendisine , hızla çevirdi başını . adımlarını hızlandırmak yerine bu kez yavaşça otopark görevlisinin yanından geçti . ondan hiç çekinmediğini anlamasını istiyordu bu küstah adamın .

yerde bir 5 kuruş gördü . eğildi , aldı parayı. montunun derin cebine attı . etrafta gören var mıydı diye bakındı . çocuğunun elinden tutmuş onu okuldan almış bir anneyle karşılaştı . çocuğun annesine hevesle okulda olan biteni anlattığını ; anneninse : ''hı... hı...'' diyerek onu dinlemediğini gördü . ardından , zenci bir gençle gözgöze geldi . gencin onu parayı alırken görmüş olabileceğini aklından geçirdi . gülümsedi bu kara çocuğa . kara çocuk tam o sırada başını çevirdiğinden gülümsemesine karşılık veremediğini gördü . derken , arabaların hızla aktığı o geniş caddeye yavaşça indi . havanın çok soğuk olduğunu yol kenarlarında katılaşmış , donmuş su birikintileri olduğunu görünce anladı .

müzik sesini duydu . duydu çünkü müzik sesinin geldiği yerde kırmızı pardesülü güzel bir kadın duruyor , otobüs bekliyordu . müziğin sesini anlamak için durdu yolun kenarına geçmeden . bir iki kişi ''yolun ortasında durulur mu ?'' der gibi öfleyip püflemeye başladı . kırmızı pardesülü kadınla göz göze geldi . kırmızı pardesülü kadın endişelenip önce , arkasına yanına baktı . oysa ona bakmıyordu onun arkasındaki müzik sesine bakıyordu . gözünün görmek istediği bir sesti ama kırmızı pardesülü kadın huylanmış , ters ters bakıyordu . utanarak aşağı doğru hızlı adımlarla yürüdü . evine onu taşıyan yine aynı soğuk ve koca bir sessizlikti .

bir sonraki gün iş çıkışında göz doktoruna gitmesi gerektiğini düşündü . sağ gözünün görmesi iyice azalmıştı . gün içinde ağrıyordu . göz doktoru kadının gözüne iki damla sıktı . yandı kadının gözleri . gözbebeklerinin gerildiğini hissetti . doktor muayeneden sonra uyardı : ''görmeniz bir süre azalacak , eve yalnız gidecekseniz dikkat etmenizde fayda var''... elinde reçetesi , hızla indi yine aynı sokaklardan , bir an evvel evine varmak istiyordu , yanıyorudu gözleri soğuktan , ışıklar kırılıyordu gözünde .

sonraki gün bir karın ağrısı başladı işe gitmedi . yatağından çıkmayarak , perdelerini açmayarak iyileştirdi kendini .

bir sonraki gün işyerinden çıkar çıkmaz bir arkadaşı onu evine kadar bırakmayı teklif etti , kırmak istemedi , kabul etti . aynı sokaklardan geçerken arabayla müzikli sokağı hiç farketmedi . ay sonu cari hesaplı müşterilerden yana derin bir konuya girilmişti .

araya haftasonu girmişti . haftasonu evden çıkmayarak dinlenme kararını büyük bir disiplinle uyguladı . çamaşırları yıkadı , ütüledi , kitap okudu , bulmaca çözdü , telefonla konuştu .

iki gün sonra iş çıkışında bir gürültü peydah oldu . kalabalık insan grupları ellerinde bayrakları ve dövizleriyle sokağın başından ona doğru geliyorlardı . dayanamadı o da katıldı aralarına . istedikleri , herkesin eşit bir yaşamı olması kimsenin aç kalmamasıydı . kim istemezdi ki bunu . çok geçmeden üzerilerine resmi giysili silâhlı polisler yürümeye başladı . ortalık karıştı . toz duman , tazyikli su , biber gazı , cop... kalabalık arasında nefessiz kaldı . yine de tenha bir alana kaçmayı başardı . o soğukta ıslak giysileriyle , taksi parası vermek istemedği için sürüne sürüne eve vardı . yemek yemeden sıcak bir duş alıp perdeleri kapalı odasına , yatağına kuruldu . korkunç bir rüya gördü , uyandığında ne olduğunu hatırlamadığı . ama yastığı sırılsıklam olmuştu gözyaşlarından .

işe geç kaldı . o gün çok zor bitti . iş çıkışında uzun süredir görüşmediği bir dostu vardı o aradı . birer çay içelim teklifini iyi olmadığı gerekçesiyle reddetti . müziğin olduğu sokağa geldi . müziği duydu ama ''başlarım böyle müziğe'' diyerek koşar adımlarla eve geldi .

bir sonraki gün , sizin okumaktan sıkıldığınız gibi o da yaşamaktan sıkılmış bir hâlde çıktı işten . doğruca müzikli sokağa gitti . karşıya geçmedi bu kez ışıklardan , bankanın olduğu kaldırımdan yürüdü . durakta bekleyenlerin arasından geçti . ama bu kez ne müzik vardı ne de müzik çalacak acemi müzisyen .

sonraki gün , iş çıkışında yine müzik sesini duydu . müzik sesiyle beraber kalabalık kitlenin yine slogan atarak ona doğru geldiğini gördü . ''aman allah'' diyerek hızla evinin yolunu tuttu .

ertesi gün iş çıkışında farketmeden müzikli kaldırımdan yürüdü . bankanın önüne geldiğinde müzik sesi devam ediyordu , ama kim çalıyordu bu müziği , nereden geliyordu bu ses ? merak içindeydi . çok geçmeden sese iyice kulak kesilince anladı , bu kez karşı kaldırımda çalıyordu müzisyen şarkılarını . devâsa da bir kalabalık önüne toplanmıştı , bu kez de kalabalıktan göremiyordu çalgıcıyı . üzüldü... gerçekten bu kez çok üzüldü .

bir sonraki gün işyerinde aklından bir türlü çıkmadı o bilmediği caz parçası , o müzik sesi bir türlü gitmedi kulaklarından. karar verdi , ne olursa olsun gidecek görecekti müziğin nereden geldiğini . koşar adımlarla müzikli caddeye yürüdü . alışkanlık işte bankanın karşı kaldırımına geçmişti . şimdi yine karşı kaldırıma geçmek zorunda kalacaktı . olsun geçecekti . karşıya geçti . birkaç araba yanlış yerden geçtiği için ona korna çaldılar . olsun , çalsınlardı . durakta set hâlinde bekleyen otobüs insanlarının arasından geçmek için çabalıyordu ancak izin vermiyorlardı . içlerinden birinin ''hanım hanım kaynak yapma git insan gibi sırana gir'' dediğini bile işitti . önemsemedi , tam seyirttirecekti kaldırıma doğru , durakta gazete okuyan bir adamın gazetesindeki tarihi gördü . ayın 28'i olmuştu . ne güzel olmuştu . ne hızlı geçmişti günler . yaşamak ne denli hızla olmuştu böyle . gülümsedi... müziğin sesini iyiden iyiye işitti .

birden bir korku kapladı onu . şimdi gitse görse müziğin sesini , kimin çaldığını görse , cebinden bir iki nikel çıkarıp verse , bir sonraki gün ne yapacaktı ? günler nasıl geçecekti ?

hava iyice soğumuştu yeniden karşıya geçerek memur evinin yolunu tutmuştu...


''lepistes''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...