5 Mart 2010 Cuma

lola rennt (1998)...


yönetmen , filmin girişinde s. herberger'e ait olan "her oyunun sonunda oyunun başına dönersin" cümlesiyle izleyiciye bir nevi yol göstermeyi düşünmüş olsa gerek . gerçekten de hayatımızda olup bitenler bir oyundan mı ibaret ? yaşadıklarımızın gerçekten de planlanmış gerçekler olduğunu söyleyebilir miyiz ? ve tüm yaşadıklarımız birkaç dakika gecikme ya da erken davranma ile değişebiliyorsa olacakları önceden kestirmek elbette imkansız gibi . hayatta sürekli olarak istenmeyen durumlarla karşılaşabiliyor insan . lola ve manni de böyle bir durumla karşı karşıya kalırlar bu filmde . ve tüm yaşanılanlar , tıpkı başlangıçta belirtilen o cümle gibi bir oyunmuşçasına ileri geri gidiş gelişlerle filmin göze hoş gelen kurgusunun da temelini oluşturuyor . film süre olarak bir buçuk saate yakın bir zaman dilimini kaplasa da ; aslında genel anlamda 20 dakikalık bir yaşanmışlık üzerinde yoğunluk kazanmış . bir telefon kulübesinden lola'ya ulaşan manni , başının dertte olduğunu ve 20 dakika içinde yüzbin mark'a ihtiyacı olduğunu ısrarla dile getirir . bu andan itibaren de lola'nın maratonu başlamıştır . kısa sürede manni'ye yardım etmek için birçok yol dener . filmin bu ilginç ve heyecanlı konusu yanısıra , bir şekilde , lola'nın karşısına çıkan şahıslardan bazılarının hayatlarından fotoğraf kareleriyle izleyiciyi bilgilendirme durumu da yönetmenin beğenebileceğiniz vurgularından biri . bütün bu koşuşturma ve kurgusal denemelerin ötesinde arada bir felsefi konulu repliklere de yer verilen filmde lola'nın attığı hoş çığlıklar da işin esprisi olsa gerek . tempolu ve eğlenceli bir film . bence izlenmesi gereken bir eser daha .



sunu : proleter balık





Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...