28 Ocak 2010 Perşembe

soğuk bir günün sonunda...

bu sabah da dünkü kadar soğuk bir hava var . gözlerimi açıp baktım pencereye doğru . kar yağıyordu . bir anda o kadar sevindim ki , beklemiyordum bunu . hiç aklımda yokken yağması ne hoş diye düşündüm . kısa süre sonra unuttum tüm bu düşünceleri . iki odalı soğuk bir evin ortasındaki sıcak yataktan çıkınca düşüncelerimi değiştiren soğuk gerçekler vardı bana bakan . rutubetlenmiş duvarlar , yanmayan bir soba , bütün gece soğuktan buz gibi olmuş giysiler ve siren sesiyle işbaşı yapan bir fabrika...

yine de içimi ısıtan bir şeyler var bu soğuk havada , unutturan herşeyi... bak ! ağacın yaprakları yok ! pencereye eğilmiş nası da duruyor öylece . ağacın yaprakları yok . ne komik değil mi ? içimden bu duruma delice gülmek geçiyor . ağacın yaprakları yok . yaprakları yok ! anne baksana , ağacın yaprakları yok ! aynı senin gibi... onun da dökülmüş umutları !

işe gitmeden önce yaksam mı sobayı acaba ? yeni doğan yavru fareler üşümesin . ne de sevimliler . insansı bencillik onları nasıl da sevimsiz bir canlı yapmış oysaki . ama ben seviyorum onları . ve buradalar şu an , insanlardan daha yakınımdalar... insanlar... ah nasıl da kendilerini olduğundan farklı bir yaratık olarak görürler onlar . anne baksana ? insanların suratlarında nasıl bir mutsuzluk var , görebiliyor musun ? bazıları nasıl da çirkin bakıyor , korkuyorum . çocukları da kendilerine benzetmeseler sakın !

artık duygular da lüks oldu . herşeyi tek başımıza yaşamaya başladık anne . aşkı , sevgiyi... artık konuşmak gereksiz . konuşuyorlar bizim yerimize . düşünmeye de gerek yok , düşünüyorlar . kimim ben ? yaptığım hangi işte kendim varım gerçekten ? ne oldu insan ? artık kendimize insan demeye de gerek kalmadı sanki...

ağacın yaprakları yok baksana ! kuşların kanatları yokmuş gibi bir şey bu . delice gülmek geliyor içimden . kuşları ve çiçkeleri seversin sen anne . sana bir çiçek alsam doğum gününde , çiçeğe üzülürüm hep . kuşları kafeste görmek kadar üzer beni saksıda sıkışmış bir çiçek . anne deli misin sen ? sevme kuşları . öldüklerinde üzülüyorsun , uzak dur . sevme onları...

hey fareler ! bakın dışarıda kar yağıyor . sarılın birbirinize , üşümeyin . soba için odun ve kömür yok üzgünüm... ama durun bir dakika ! aklıma ne geldi bakın ! kuponla biriktirdiğim ansiklopediler var . evet ya iyi fikir , bekleyin . şimdi ısınacak ev . bu ansiklopediler işe yaramaz sanırdım , yanılmışım . ısıtacak şimdi evi , fareleri ve beni...

bütün yorgunluğuyla geldim işten akşam olunca . fabrikada çalan paydos ziliyle bitince tüm mekanikliğim . yeniden evdeyim şimdi . bir düş var aklımda hep benimle olan . tüm yorgunluğumu alıp götüren . bir şarkı dinlerken duyduğum ses o . bir kitap okurken aklımdan geçen kurgular onu getirir gözümün önüne . ne tarafa baksam bir şekilde karşımda . bir kedinin tüylerini okşarken , bir martıya bakarken , deniz üstünde bir vapurda . denizi düşlerken yine . soğuk , yalnız ve sıkıcı bir günün hemen ardından en güzel şeydi düşünmek seni...


''o çiçkeleri çok sevdi
çiçekler ona düşman oldu
ben onu çok sevdim
o gitti verem oldu''


''proleter balık''

2 yorum:

Adsız dedi ki...

" İnsan altedilmesi gereken bir şeydir. Onu altetmek için ne yaptınız? " Nietzsche
Hayat, gülünecek 'bir şey' ya da acı bir utanç. Yoksa her ikisi de mi?

şişedeki balık dedi ki...

sanırım her ikisi de ...

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...