21 Aralık 2009 Pazartesi

yüreğim ve ben...

hava iyice soğudu . karanlık bastırıyor . insanlar yavaş yavaş kabuğuna çekiliyor . sokaklar , sessizliğiyle başbaşa kalmaya hazırlanıyor . paylaşıyorum bu sessizliği ben de...

sert esen rüzgâr yumruk gibi iniyor yüreğime . yalnızlığıma yalnızlık katıyor . martılar beni ağlatmak için sözleşmişler sanki . hep bir ağızdan türkü söylüyorlar . üşüyorum... vücudum buz kestikçe yüreğimin sıcaklığına sığınıyorum . ısıtıyor beni . yakınlaşıyorum , konuşuyorum onunla . neden bana mavibeyaz kaçamaklar , rengârenk savaşlar , paramparça aşklar yaşattın diyorum ; neden bana sarı hüzünleri verdin ? için için ağlattığın günleri hatırlıyor musun ? peki ya yeni yetme çocuklar gibi ortalıkta gezindiğim günleri ?

susuyor... susuyoruz... mehmet amca bozuyor sessizliği . ''çay ister misin kızım'' diyor . ''sıcak bir çaya hayır demek mümkün mü mehmet amca ?'' diyorum . çok geçmeden getiriyor çayı . ve içiyorum... hiç bu kadar iyi gelmemişti...

pişmanlık kaplıyor bir anda beni . haksızlık ettiğimi düşünüyorum ona ve özür diliyorum yüreğimden . denizin kıyısında karaya vurmuş bir balığım ben . ama yüreğim halâ benimle ,
ben varoldukça ...
paltomu kavrıyorum . kollarımı bağladım , rüzgâra karşı siper ediyorum . kine , nefrete , sevgisizliğe , samimiyetsizliğe karşı koruyorum onu... sıcaklığını hiç kaybetmeyecek...


''mavi cerrah balığı''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...