26 Ekim 2009 Pazartesi

edebiyat sirkinde bir aynadır zonguldak...

kimini sis sirenlerinin arasında işçi kahvesinden çıkan , yorgun bir maden işçisine benzetir . kimini ise balıkların peşinden kayığını dörtnala koşturan bir balıkçıya... deniz fenerini de kendi aydınlığından kaçan bir şarap tutkununa...
dedik ya , edebiyat sirkinde bir aynadır zonguldak... herkesi , her şeyi başka bir şeye dönüştürür sessizce . kimse neye dönüştüğünü bilmez . mesela bir akşamüstü okul dönüşü bir öğrenciyi , kayığını denize kaptırmış bir balıkçıya benzetir... yokuşları orhan veli'nin yokuşuna , merdivenleri , sürgün şairlerin yazılmamış satırlarına... sonra gecekondu mahâllelerini , işçilerin şairliğe soyunduğu bir dünyanın pazar sabahına benzetir .
soğuk akşamları , radyonun kısa dalgasında çalan balkan türkülerine benzetir . sobayı , ilgi isteyen bir çocuğa ; yolculuğu , uykudan uyanmaya , şarabı , ikinci cihan harbinde filyos'ta sahile vurmuş bir savaş gemisindeki kadın askerlerin yüzlerindeki kurumuş kana benzetir .
treni , sadece iki ev bulunan bir orman köyünde oyuncağa benzetir oyuncaksız çocuklar için . kış aylarını , sanayi devriminin ortasında erkeklere inat , kardan bir kadına benzetir . bir eski sahil kasabasını , biletleri karaborsaya düşmüş bir filmin , en can alıcı sahnesine benzetir . çocukları işçiye benzetir ; karanlıkların aydınlık olduğu bir gökyüzünde . parkları , çocuksuz bir karakol bahçesine...

kimini rüzgâra ihtiyacı olmayan bir uçurtmaya ; kimini ise uzak bir geminin güvertesinde aylarca kara görmemiş bir gemi işçisine benzetir . maden işçilerini , göçmeyi unutmuş turnalara benzetir . martı çığlıklarını göçüğün ardından gelen anne ağıtlarına... bir bardak çayı , karadenizde dinlenmeden çalışan işçilerin ateş başında söyledikleri sıcak bir türküye benzetir .
sokakları sahneye benzetir ; işçilerin devrimi canlandıracakları . eylülü , izmir'de eski tarihi bir sokakta , polisten saklanan bir çınar ağacının kızıllığına ; denizi , merdivenlerin bitiminde , insanların yorgunluğunu kucaklayan bir arkadaşa benzetir . yeşili , toprağı gizleyen bir tiyatro perdesine ; sanatı , madende kömür tozundan yapılan bir gravüre... kedileri , erik ağacının altında , solcuların mektuplarını taşıyan , ama sevişmeyi de unutmayan postacılara benzetir... çingeneleri , yağmurda ıslanan kırmızı bir elbiseye ; balıkları , edebiyatın koynunda çalınan kemana... katırları ise sarhoş olan atlardan bi'haber çalışan sendikasız işçilere benzetir...

zonguldak'tan uzakta sirklerin kapandığı , aynaların kırıldığı bir kentte çırılçıplak kalmışlığıma bakıp da aynalara bakmadan geçmeyin derim .


''crispos japon balığı''

Hiç yorum yok:

yasal uyarı

sitemizden indirmiş olduğunuz dosyalar her sanatçının kendi isimleriyle tescil edilmiş eserlerinin cd ve kaset kopyalarıdır... bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır . müzik dosyalarını bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız t.c. yasalarına göre suç sayılmaktadır. bu tür bir yasal işlemde www.sisedekibaliklar.blogspot.com ve sitemizde reklamı ya da banner'ı bulunan diğer siteler bu duyurunun yayınlanmasını takiben sorumluluk kabul etmeyecektir.

iletişim

paylaşmak istediğiniz konular ve yazılar için mail adresimiz...

sisedekibaliklar@windowslive.com