30 Ekim 2009 Cuma

kısa 16lık...

kitaplar arasından damlayan kahvenin , şeker değmemiş yüzüne denizden bir rüzgâr değdi . rüzgârın peşinden koşanların şehrinde , ekim ayında herhangi bir gün
bana yaklaştı ve şöyle söyledi : bu kitabı istersen alabilirsin .

sonra kitabı ellerime bıraktı . mırıldandı :

''güz kapısında ağaç
el kapısında emekçi
suyu kesilmiş ırmak
kapımdaki nöbetçi''

kalabalık otobüste onun duyabileceği kadar yüksek bir sesle ,
gözlerimi , onun şiiri bıraktığı yerden çekmeden devam ettim :

''acıdan kırılsa bile sesim
acımı sesleyenler var''

yandaki dolmuşta bir kadın ona bakıp gülümsemiş . o da gülümsedi kadına . ben de tanıdık biri olduğunu düşünüp bakınca , kadın telâşla gözlerini kaçırdı . bakıp gülümsedim kadına , şiiri okuduğumuz kitabı bizim otobüsün camına tuttum . onun görebileceği şekilde . gülümsedim .

gülümsedi ve ;
biliyorum mırıldandı :

''boşuna belindeki anahtar
ışığım kilitlenmez ki...''

otobüs karanlığın içinde , trafoyu geçtikten sonra durdu .
kapıcı selâmımızı aldı
asansör bekletmedi
ev kokmaya devam ediyordu .


''şişedeki balıklar''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...