16 Temmuz 2009 Perşembe

pamuklu düşler...

kadın işe çıkar :

usulca içeri girer . içerisi karanlıktır . pencerelerdeki kirli , kırmızı perdeler... o bildik koku... rahatsız olur . duymamaya çalışır . yatak , odanın ortasında , kendisi gibi tek başınadır . hemen soyunur . soyunurken , kronikleşen titremeler başlar . kendini yatağa bırakır . bir süre yatakta da titremeye devam eder . gözlerini kapatır . başka şeyler düşünmeye çalışır ...

trenle başlayan göçler... pamuk tarlaları... portakal bahçeleri... fındık ağaçları . naylondan çadırlar... okul yoksulluğu... beş taşlar... kimsesiz bir gökyüzü... pamuk kokusu ve bedeninin geceye usulca sarılışı...

kapı açılır . yüzüne bir esinti değer . üşüdüğünü kavrayamaz . içeri biri girer . kim olduğunun önemi yoktur .

düş devam eder :

yaz geceyi tutsak etmişti . ateşböcekleri bile terlemişti o zaman . karıncalar toprağın serin derinliğine doğru bir göçte iken , çadırdaki çocuklar yüzlerindeki ıslaklıkla beslenen sineklerden habersiz , düşlerinde pamuksuz bir yatak özlemi duyuyorlardı .

beden gider gelir . iniltiler... ve ağız kokusu .

çadırdan koşarcasına uzaklaşmak . kimden kaynaklandığı belli olmayan korkular . bir erkek . hem de ilk... nasırlı ellerin bedende bıraktığı yaralar . gecenin koynunda üşütmeyen bir rüzgar . toplanmış pamuk koçanlarının kokusu... uzaklarda yakılan çoban ateşleri... terleyen bir yüz . ağlayan bir çocuk sesi . soluksuz kalmış bedenler . kulaklara fısıldanan sözler...

kapı açılır . sonra sertçe kapanır kapı... düş , usulca yerini odanın kokusuna bırakır . hemen açamaz gözlerini . öylece durur yatağın içinde . sonra içindeki göç durur . yataktan kalkmadan , bir süre tavana bakar...

bedenine değmeden giyinir . kapıyı açıp çıkar...

kadın , akşamın sokağında içindeki korkuyu duymamaya çalışarak yürür . göçlerin uzaklarda bir yerde devam ettiğini unutmadan önünde durduğu kırtasiyeden içeri girer . farklı renklerde satın aldığı defter ve kitap kaplarıyla kalabalığa karışır .


''crispos japon balığı''

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Pamuklu düşler yazısı ve sevgili Cem'in fotoğraflarına bakınca çocukluğuma döndüm
yaz tatillerinde yaylaya çıkıp dedemlerin keçilerini güttüğüm günler aklıma geldi sizin oralarda belki buna keçi yada koyun otlatma deniyordur ama bizim akdeniz bölgesinde gütme deniyor :D

VE HEP DERİM...
KEŞKE KEŞKE HİÇ BÜYÜMESEKTE KİRLENMESEK.

TANRININ ÇİÇEĞİ

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...