20 Temmuz 2009 Pazartesi

bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü...

kahire'nin ekim gecelerinden birinde , bıçaklar nobel ödüllü yazar ''necip mahfuz'' için kalktı . ''midak sokağı''nın yazarı 82 yaşındayken , evinden çıktıktan sonra sokakta , islamcı bir militanın saldırısına uğradı . nobel ödülünü kazanan ilk arap yazar olan mahfuz'un atardamarlarından biri , gelen bıçak darbesiyle önemli derecede hasar görürken , hastaneye getirilir getirilmez , yaşlı yazara 4.5 litre kan verildi . 82 yaşında , kahire aşığı bir adama ne yürekle bıçak sallanır bilemiyorum ama , ömrünün son ışıltılarını saçan mahfuz bir takım çevreleri varlığıyla bile rahatsız ediyordu belli ki . onlara göre mahfuz , kendi yolları üzerindeki bir sokak feneriydi . söndürülmesi gerekiyordu . çünkü cehalet , karanlığı seviyor ; karanlıkta çekilen bıçaklar yerini daha kolay buluyordu . bunlardan birisi de , milano'da ettre capriolo'yu ziyaret etmişti . capriolo , salman rüşdi'nin ''şeytan ayetleri''ni italyanca'ya çevirmesinin bedelini kanını akıtan bir bıçakla tanışarak ödüyordu . kitabın japonca çevirmeni olan hitoshi igarashi ise , yaşamının kalan kısmını , tokyo'da tabancalı bir katile teslim etmişti .

çevirmenlerin dillerinin varmadığı bu tür bir ölümle karşılaşmalarını ilk kez duyuyorum ama , şairler ve yazarlar birçok kez kalemlerini bir bıçak gölgesi ya da kurşun sesiyle bırakmışlardı . ispanyol federico garcia lorca , kübalı jose marti , macar sándor petöfi , rus aleksei gastev , mikhail yuryevich lermontov , ingiliz thomas e. hulme , bulgar nikola vaptsarov bunlardan yalnızca birkaçı... hulki aktunç , ''yankının yankısı''nda soruyor :

''nasıl tanımlanabilir bellekte bıçak yarası''

sanata ve aydınlık düşünceye ne kadar saldırılırsa saldırılsın ; şairlerin ve yazarların öldürülmeleri belleğimizde kapanmayan birer bıçak yarası gibi kalıyor . sözcüklerin arasına sızıp hiç kurumaksızın orada kalıyor kan . nasıl unuturuz o duygu yüklü yüzünü sabahattin ali'nin ? hızır paşa'nın astırdığı , ''can için yalvarmam sana'' diyen pir sultan'ın sazını ? nasıl unuturuz cesedi sokaklarda dolaştırıldıktan sonra asılan nesimi'nin derisini yüzen bıçakları tutan elleri ?
söyleyin nasıl unuturuz ;

''ölsem ayıptır , sussam tehlikeli
çok sevmeli öyleyse , çok sevmeli''

diyen metin altıok'un yüreğini ?

''sen bu şiiri okurken ,
ben belki başka bir şehirde ölürüm''

diyen behçet aysan'ı ? ki o , bir hekim olarak bıçağı bile hastalarını iyileştirmek için kullanmamıştı . ve nasıl unuturuz onları , yüzlerini , binlerini ? bir şiirine ''unutmak yok'' adını veren pablo neruda'yı sonra :

''şiiri kim öldürebilir ki ? kedi gibi yedi canlıdır şiir . ona işkence ederler , sokaklarda sürüklerler , üstüne tükürürler , alay ederler , etrafını dört duvarla çevirirler , sürgüne yollarlar , ama şiir bütün bunları yaşar , tertemiz bir yüzle , gülümseyerek ortaya çıkar sonunda...''

işte tertemiz bir yüzle , gülümseyerek yeniden , yeniden , yeniden ortaya çıkan şiirin ''kesik damarları''nı bir kez de hayati bâki bir araya getirmiş . ölümün büyük bir hastalık olduğuna inanan ; denizi , kuşları , çocukları , ağaçları çok seven ; hatta ''keşke ağaç olsaydım'' diyen bâki , ''öldürülen şairler kitabı''nda belki de şu anda gökyüzünün şiirle titrediği bir köşesinde toplanmış olan şairleri , şiirlerinden örneklerle kitaplaştırmıştır .

***

şiirdeki bıçağın taşa sürtünmesiyle çıkan patlama sesi , ülkü tamer'in başka bir şiirinde ''bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü''ye dönüşür . ama , günümüzde bir bıçağın bir yazara saplanırken çıkardığı gürültü , ne yazık ki bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü kadar bile duyulamıyor . belli ki , sabahtan akşama kadar aralıksız olarak ''bu kızın size kazak örmesi gerektiğini'' anlatan müzik parçalarını çalan radyolarımızın ; sanatçı adı altında kıl tüy ne kadar kişi varsa ekrana dolduran , bilgi yarışmalarında neredeyse ''türkiye'nin başkenti ankara mı ?'' diye sorup , ''evet'' diyenleri alkışlatarak armağan verecek duruma gelen televizyonlarımızın ; evinizin duvarlarını kaplatabileceğiniz kadar çok armağan kuponu veren gazetelerimizin sesini gereğinden fazla açtınız !

bu işitme özürlü haliniz , sanırım ondan !


alıntı :
''akgün akova''

*güzel atlar ülkesi adlı kitaptan

Hiç yorum yok:

yasal uyarı

sitemizden indirmiş olduğunuz dosyalar her sanatçının kendi isimleriyle tescil edilmiş eserlerinin cd ve kaset kopyalarıdır... bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır . müzik dosyalarını bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız t.c. yasalarına göre suç sayılmaktadır. bu tür bir yasal işlemde www.sisedekibaliklar.blogspot.com ve sitemizde reklamı ya da banner'ı bulunan diğer siteler bu duyurunun yayınlanmasını takiben sorumluluk kabul etmeyecektir.

iletişim

paylaşmak istediğiniz konular ve yazılar için mail adresimiz...

sisedekibaliklar@windowslive.com