26 Haziran 2009 Cuma

güneyde bir yerde...

bu topraklarda güneyde bir yerde ,
üzüm bağlarıyla dolu bir sınır köyü...
çocuklar...

bu çocuklardan biri , eve nereden geldiğini bilmedği bir şişe şarabı saklandığı yerden alarak evden çıkar . onu köyün dışında , eskiden şarap mahzeni olarak kullanılan , fakat şimdi neredeyse yıkılmak üzere olan bir harabeye saklamaya karar verir . gizlice vardığı mahzene girerken içeriden garip seslerin geldiğini farkeder . kimsenin yaşamadığını düşündüğü harabede birilerinin bağıra çağıra konuştuğunu duyunca biraz korkar , ama merakına da yenik düşerek içeride neler olduğunu anlamak için usulca sesin geldiği yöne doğru yürür . iyice ilerledikçe sesler yükselir . heyecanı korkusuna karışır . bir süre daha sese doğru gittikten sonra çocuk , ahşap bir oyuktan içeride olan biteni izlemeye başlar .

içeride beş kişi...herbirinin elinde bir şarap şişesi...kendilerinden geçmiş bir şekilde dillerindeki sesi şaraba buluyorlar .şarap sese karışıyor . sanki dünyanın merkezi eylemişler harabeyi . yerle gök birleşmiş ve şarabın sarhoşluğunda cehennemi yakıp cenneti harabeye taşımışlar .ne tanrının sözü söker artık onlara , ne de kulun...kimseyi görmez gözleri...başka bir dünya solurlar içeride .

çocuk , gördükleri karşısında şaşırır . kendilerini dünyadan böylesine koparmış ve hallerinden oldukça memnun olan bu adamların ne yaptıklarını anlamak için dikkatlice izler . ellerindekinin şarap olduğunu anlayan çocuk , adamların şaraba bulanmış sözlerini bir türlü kavrayamaz . şaşkınlığı , yerini keyfe bırakır . bir an için onların yanında olup , onların yaşadığı zevki kendisi de tatmak ister .ama heyecanı ve nedenini bilmediği korkusu bunu yapmasına engel olur . ve bütün bu olanları , arkadaşlarına anlatmak için , harabeden , saklayamadığı şarabıyla koşarak ayrılır .

arkadaşlarına gördüklerini anlattıktan sonra o adamları , esrimenin doruklarına çıkaran şeyin şarap olduğu konusunda anlaşırlar . bunun üzerine çocuklar da kendi aralarında böyle bir ayini düzenlediklerinde , o zevkleri tadacaklarını düşünürler . ilk iş olarak sarhoş olmak için , çocukların şarap bulmaları gerekmektedir . şimdilik ellerinde bir şişe şarap vardır . ama ayinler için bir şişenin yetmeyeceğini düşünürler . çocuklar bu kadar şarabı nereden bulacakları konusunda kararsızlardır . çünkü hiçbirinin evinde şarap yoktur . sonunda ayin için şarapları köyün en büyük üzüm bağlarına sahip olan ''armen sürmeliyan''ın şarap mahzeninden çalmaya karar verirler .

aynı günün akşamı armen'in mahzenine gizlice girerler . ellerindeki sepetleri , güneyin en iyi üzümlerinden yapılmış şaraplarla dolduran çocuklar , gecenin karanlığında ilk ayinlerini düzenlemek için köyün dışındaki üzüm bağlarına giderler . az önce yapmış oldukları hırsızlığın ardından dinginleşen çocuklar ,ayin için vakit kaybetmeden şarapları içmeye başlarlar . adamların yaptıklarını hatırlamaya çalışarak hızlı hızlı şarapları tüketirler . çocuklar şarhoş olurlar ama ayini izleyen çocuğun bahsettiği o adamlar gibi kendilerinden geçemezler bir türlü . bunun üzerine o eski mahzene hep beraber gizlice giderek , adamların ayinini izlemeye koyulurlar . şarapla beraber herbir adamın sürekli konuştuklarına tanık olurlar . ama yine de tam olarak adamların sarhoşluğunun nedenini kavrayamazlar .

derken çocuklar ellerindeki şaraplarla günlerce ayinlerini tekrarlarlar . fakat bir türlü o adamlar gibi sarhoş olmayı beceremezler . eksik olan bir şeyler vardır . birkaç günün ardından ayini ilk izleyen çocuk dışındaki diğer çocuklar ayinlere katılmaktan vazgeçerler . sıkılmışlardır...

yalnız kalan çocuk , elindeki diğer şaraplarla birlikte daha önceden ayin yaptıkları bağda tek başına şarap içmeye devam eder . neden o adamlar gibi sarhoş olamadıklarını düşünür durur...

günler sonra tek başına , köyün en güzel ve en lezzetli üzümlerinin bulunduğu o bağda , iri taneli koyun gözü asması altında , şarap içerken domuz sesine benzer bir hırıltının bağa girdiğini farkeder . çocuk sesi duyar duymaz o sarhoşlukla irkilir . sesin sahibini anlamaya çalışır . ses , bağın yumuşak toprağında güçlükle ilerler ve sürünerek , bağda yere yumulmuş bodur bir asmanın dibine girer . bu ses , yerde , asmanın dibinde yatan adama aittir . çocuk , yaralı adamın kanlar içindeki görüntüsünden o denli korkmuştur ki , bir an olduğu yerde nefessiz bir şekilde kaskatı kesilir . aniden , bağın çevresinde dolaşan ve koşuşturan askerleri de görür . askerler kendi aralarında belirli belirsiz bir şeyler konuşarak sağı solu araştırmaktadırlar . birini ardıkları bellidir...

askerlerin konuştuklarından , yaralı adamın sınırdan kaçak geçerken vurulduğunu anlar ve o ölüm katılığı bürümüş bedenini kıpırdatmadan orada öylece durur . kızgın güneşin altında kavrulmuş toprağı ezen postal seslerinin bitmesinin ardından , olduğu yerden sessiz bir şekilde doğrularak etrafını süzer . ortalıkta kimsecikler yoktur...sarhoşluk , baş ağrısı ve bir korku bedenine hakim olmuştur . kimseciklerin olmadığını görünce , bir an koşmaya yeltenir fakat bu arada yaralı adamdan da ses çıkmamaktadır . adamın görüntüsünden her ne kadar korksa da , o çocuk merakına yenik düşer ve adama doğru ağır ağır yürür .

çocuk bütün korkusu ve sarhoşluğuyla , adamın ölmüş olduğunu düşünerek ona iyice yaklaşır . yanına gidince adamın bir ölü gibi yerde hareketsiz yattığını görür . sırtında bir sırt çantası olduğunu farkeder ve yine o çocuk merakına dayanamayarak çantayı açar . çantadan birkaç kitap ve bazı özel eşyalar çıkar . kitapların dış görüntüsü çocuğun o denli hoşuna gitmiştir ki , buna dayanamaz ve diğer eşyalara dokunmadan , sadece kitapları alır ve koşarak bağdan ayrılır . kitapları evde saklayan çocuk tek başına içmeye devam eder ve gördükleri ile birlikte kitapları kimseye anlatmaz .

yine tek başına içip , o adamlar gibi sarhoş olamadığı ve bundan dolayı hüsrana uğradığı bir günün akşamında sakladığı kitapları okumaya başlar . kapağında , kitabın hayyam adında biri tarafından yazıldığını farkeder . daha önce hayyam adında birini ne görmüş ne de duymuştur . kitabın sayfalarını çevirdikçe , kısa kısa dizelerden oluşan şiirlerle karşılaşır . bu şiirlerden birkaçını okur . şiirlerde şaraplarla karşılaşır . içi karıncalanır . sonra kadınlar çıkar karşısına . tanrı tanımazlık , şarap şişelerinin yanında durur . başı dönmeye başlar . kendinden geçer . şiirler şaraba bulaşır . hemen kalkar , ve çaldıkları şaraplardan birini açar . içtikçe tanrının olmadığı bir yerde , şiir şiir olur önün de ; şarap da şarap...

birden ayine katılan adamların konuştuklarını hatırlar . ve hayyam'ı sesli okuduğunda , o adamların da ayinlerde şarapla birlikte hayyam okuduklarını anlar . bağda yaralı olan adamın da ayinlere katılanlardan biri olduğunu tahmin eder . iyice sarsılır . bedenindeki titremeler şiirin satırları arasında tanrıya değmeden , sarhoşluğun koynuna girer . dahası , içindeki coşku tarifi imkansız bir sarhoşluğa dönüşür . bu duygu o kadar çok hoşuna gider ki , bir türlü kitabı elinden bırakamaz .

çocuklar daha önce ayini düzenledikleri üzüm bağlarında tekrar bir araya gelirler . bu defa ellerinde şaraplarla birlikte hayyam ve şiirler vardır . usulca açılır şaraplar...ayin başlar . şiir kitaptan çıkar...esrime , çocukları sarar . sarhoşluk , düşün kapısını açar...düş , tanrıyı hiçe sayar . cennet , etiyle kemiğiyle yeryüzüne inmiştir...



''crispos japon balığı'' ve ''sessiz balık''

Hiç yorum yok:

yasal uyarı

sitemizden indirmiş olduğunuz dosyalar her sanatçının kendi isimleriyle tescil edilmiş eserlerinin cd ve kaset kopyalarıdır... bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır . müzik dosyalarını bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız t.c. yasalarına göre suç sayılmaktadır. bu tür bir yasal işlemde www.sisedekibaliklar.blogspot.com ve sitemizde reklamı ya da banner'ı bulunan diğer siteler bu duyurunun yayınlanmasını takiben sorumluluk kabul etmeyecektir.

iletişim

paylaşmak istediğiniz konular ve yazılar için mail adresimiz...

sisedekibaliklar@windowslive.com