19 Haziran 2009 Cuma

istasyonlar , tren ve edebiyat...

istasyona sığmayan trenler düşünün...
uçsuz bucaksız bozkırlardaki küçük istasyonlarda duran , inen ve binen herkesin sırtında kocaman kamp çantaları olan , personel olanların kimisinin güler yüzlü , kimisinin suratsız olduğu , yataklı , oturaklı , kuşetli ve kompartımanlı trenler... bir ülkenin birçok platformlu istasyonundan başlayıp , dağlar , ovalar , sular , şehirler , köyler , kaleler aşarak , bir başka ülkenin istasyonuna varan trenler...
işte geçen yaz inanılmaz fırsatlar ve rastlantılar silsilesi içinde bu dediğimi andıran trenlerle , bükreş'ten budapeşte'ye , oradan da viyana'ya ve prag'a gittim . kısacık mesafelerin bile bitmeyecek gibi geldiği anlarda , kitaplar kapanır ve bir sohbet başlardı kompartımanda . ortak dilimiz ingilizceydi . insanlar her ülkeden , her kültürden , her meslekten , değişik gelir gruplarındandı , ama konuşacak birçok şey bulabiliyorlardı . gezdikleri ya da geldikleri yerden bahsediyorlardı . sanatı , hayatı ve treni paylaşıyorlardı .
trene budapeşte'den viyana'ya gitmek için binmiştim . trende münih'e giden iki ingiliz ile tanıştım . saatlerce frida ve yazın ''tate modern''de düzenlenen frida sergisi üzerine konuştuk . ve sonuç şu :
''sanat evrensel''

bu sebepten bir an düşünüyorum , ''yazın'' bir sanat mı ? edebiyat , öykü , roman , şiir... ama bir başka bir başka ülkeye yolculuğum cevap oluyor sorularıma . paulo coelho tartışılıyor , bu kez tez araştırmam için gittiğim rusya'da . dini öğeler , ''tanrı'' ve kutsal güçler mi ön planda , iyilik , ahlak ve insani duygular mı ? işte bu tartışma edebiyatın evrensel olduğunu bir kez daha kanıtlıyor .
tren gidiyor . kompartımanda bir şiir görevli memura son durakta inmeyeceğini söylüyor .


''karabulutlu balık''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...