19 Haziran 2009 Cuma

zonguldak'ta yaşamaktan memnun musunuz?...

bir cumartesi günü kadir ağabeyin evindeki mangal partisine davetedilmiştik. kendi yetiştirdiği birçok meyva ağacıyla dolu bahçesi , arasıra keyifli muhabbetlere ev sahipliği yapar . evinin girişinde dumanları tüten mangalla uğraşırken yakalamıştık kadir ağabeyi . diğer konukların o akşam benden , iyi bir sohbet performansı aldıklarını sanmıyorum ama ben hepsini tanımaktan memnun oldum .
yeşillikler içerisindeki bahçede ördek , tavşan gibi birçok canlı , sanki cennet bahçesindeymiş gibi yaşıyorlardı . bir ara , ördeğin mangaldan bir et parçası aşırdığını gördüm . mangal başındaki işine yoğunlaşmış kadir ağabey hiç oralı bile değildi , belki de farketmedi .
ördekler , civcivler , tavuklar , tavşanlar ; başlarındaki hep insan gibi gülümseyen , insani koca bir köpekle birlikte , tehlikelerden uzak olmanın tadını çıkartıyorlardı . o akşam muhabbetin arasında ördekleri yemek artıklarıyla beslerken , bir ara kadir ağabey ''bunlar varken kene mi olur ortalıkta '' demişti . sürekli çalışan gagalarıyla yerleri eşeleyen ördekler , doğal bir bahçe ortamını haşarattan temizleme görevi de görüyorlardı . doğanın bu derece uyumunu yakalamak , insanın hoşuna gidiyor ... köpeğin bahçeye kedi yaklaştırmaması , ördeklerin bahçeyi kenelerden ve diğer böceklerden temizlemesi , kadir ağabeyin de onlara mutluluk içinde yaşayacakları bir ortam sunmuş olması...

bir gün sonra çaydamar mahallesi ile ilgili , bir ''kene paniği'' haberi basınımıza yansıyordu. çaydamar'da , evlerinin duvarlarını , zeminini saran keneleri kameraya gösteren yaşlı teyzeyi ve şikayetlerini görünce irkilmiştim . hakikaten evin dışındaki ayaklıktaki bir delikten , sayısız kene karınca gibi çıkıyor , kanını emecek canlı aramak için etrafa yayılıyordu . bir karikatürcü için inanılmaz kuvvetli bir malzeme bu aslında ama o yönden bakmamıştım olaya ! mahalle sakinleri yetiştirdikleri hayvanların , kedilerin , köpeklerin vücutlarının kene dolduğunu , kendilerinin de ısırılmaktan korktuklarını haklı olarak dile getiriyorlardı . mahalle sakinleri bu durum karşısında muhatap kişi ararken , belediye , tarım müdürlüğü ve sağlık müdürlüğüne bağlı yetkililer tarafından bir kurumdan bir başka kuruma havale edilmiş , meramlarına (isteklerine) derman bulamamışlar . kendileri ise babadan kalma usullerle , kaynar su dökerek kene ile mücadele vermişlerdi . neyse ki sonunda yetkililer ilaçlama yaparak gerekli önlemleri aldılar , televizyondaki görüntülerde...

aslında geçmişte orman olan bölgenin üzerine kurulan bir şehirde yaşıyoruz biz zonguldak'ta . özellikle halen yeşillikle içiçe olan mahallelerimizde , tabanlardaki çatlaklar , duvarlardaki patlaklar , üzerine belgesel çekilecek kadar çok canlının yaşam alanıdır . çaydamar'da bir süre ev tutan sağlık memuru bir arkadaşım vardı . onun kiraladığı ev , üç katlı yapının en altındaydı . evinin kapısından içeriye girdiğimizde , özellikle bahar aylarında , bir börtü böcek familyası sağa sola kaçışırlardı . kilimlerin altından fırlarlardı . elim büyüklüğünde örümcekler dolaşırdı . bir tür korku filmi izler gibi kanepeye yerleşirdik , sağdan soldan aniden ne fırlayacak hissi yaşardık ! ''korkmuyor musun?'' dediğimde , kirası makbul olan evindeki canlılarla yaşadığı ortak yaşamdan ''idareten memnun'' olduğunu söylüyordu . gerçi orada kene görmemiştim ama fazlasıyla örümcek , çiyan , karınca vs. vardı .
daha merkezi yerlerin , örneğin apartmanlı mahallelerin genelde böyle sorunları yok . oralarda en çok sivrisinek , fare gibi dertler var . fareler ise her türlü duruma ayak uydurabilen canlılar . bir gün , yaşadığımız apartmanın kanalizasyon kanallarından birinin tıkanması sonucu , belediyeden ekip geldi . 1976'dan beri ara ara arızalandığına , daha doğrusu tıkandığına tanık olduğum kanalizasyon şebekesi için belediye işçileri , başlarındaki 30-35 yaşlarında bir şefle , canla başla uğraşmışlardı . hayatta yapılabilecek en tuhaf işlerden biri kanalizasyon temizleme işçiliğidir . aynı zamanda , bana göre modern zamanların en faydalı , lüzumu yüksek işlerinden de biri bu . hatta belediye başkanı izin verse bu işin belgeselini çekmek isterim . çünkü çok zor , inanılmaz ters boyutta ve çok gerekli , kesinlikle herkesin yapabileceği bir iş değil ! bu yüzden de bu işte hizmet veren arkadaşlara , hele ki bizim zonguldak gibi kanalizasyon ağı rastgele düzenlenmiş bir ilde , yaptıkları bu farkedilmez gayretlerinden ötürü çok saygı duyduğumu belirtmek isterim .

neyse , bizim de yaşadığımız apartmanın tıkalı kanalizasyon şebekesini açmak için uğraşan 30-35 yaşlarındaki şefle arada lafladık biraz . şebekelerin genel olarak neden tıkandığını sordum ona . insanların , burada söylemeye dilimizin varmayacağı eşyalarının , tıkalı kanallardan çıkabileceğini söyledikten sonra , en büyük problemlerden birinin ''polyester karıştırılarak üretilen '' tuvalet kağıtları olduğunu söyledi . çünkü bu tür kağıtlar suda kolay erimiyormuş . arada şaka olsun diye fare ve sıçanlardan bahsettik . peki onlar ?... buna belki şaşıracaksınız , arkadaş onların da elinden bir şey gelmediğini , polyesterin tadını farelerin bile beğenmediğini söyledi. farelerin kanalizasyonlardaki tıkanıklığı azaltmada yararlı canlılar olarak cümle içinde kullanılması başka ; onların bile teknolojinin bu zor eriyen ürünü karşısında çaresiz kalmaları bir başka şaşırttı beni .
***
geçenlerde , resim sergisi açan , artık antalya'da yaşayan bir dostumuz uzun süre sonra zonguldak'taydı . uzun süren bir röportajdan sonra şehri nasıl gözlemlediğini sordum , ''kirli'' dedi . ''birçok bina boyasız ve kendi haline bırakılmış'' dedi . biz şehrin içinde yaşayanlar çok fazla farkına varmıyoruz belki , belki ressam arkadaş aradığını bulamadığı için böyle söyledi . belki de zonguldak'ı antalya'da yaşayan birine sormamak gerek , bilemiyorum...
***
kirli sakallarımı kesmeye üşendiğin günlerde hijyen , sağlıkla ilgili sorunlara eğilmek , ne kadar doğru bilemiyorum . artık üç bıçaklı traş bıçakları da var . televizyonda , reklâmlardaki gibi rahat rahat traş olduktan sonra , şimdiye kadar ''yolunduğumuzun'' farkına varıp bir feryad da biz koparır mıyız ?
***
aslında yukarıdaki yazı o kadar politikaya çevrilip , şu günlerde yaşadıklarımıza uyarlanabilirki . gerçi hiç kimsenin okurken bunu farkettiğini sanmıyorum . niye açık açık politik bir ima yazısı yazmıyorsun , bunca orjinal materyali de döşemişken , diye soruyorum kendime . insanlar sever böyle yazıları...

yazıya başlarken koyduğum başlığa bakıyorum . ne ilgisi var ?
iyi bir materyali boşuna harcadın oğlum .
hayır ya niye boşuna olsun
''sen zonguldak'ta yaşamaktan memnun musun ? ''
bundan daha politik bir soru mu var ?


''zonguldak balığı''

Hiç yorum yok:

bağışla...

ya zamanından çok erken gelirim dünyaya geldiğim gibi ya zamanından çok geç seni bu yaşta sevdiğim gibi mutluluğa hep geç kalırım...